<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kayseri Gündemi Kayseri Siyaseti kayseri Asayişi Kayseri Haber Kayseri Son Dakika</title>
    <link>https://www.kayserihaber.com</link>
    <description>Kayseri haber ve Kayseri son dakika gelişmeleri, siyaset, ekonomi ve gündem haberleri anında Deniz Postası'nda. Kayserispor, puan durumu, maç fikstürü, anlık hava durumu, namaz vakitleri, nöbetçi eczane listesi ve Kayseri olayları  son dakika bilgilerine dair aradığınız her şey denizpostasi.com'da.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kayserihaber.com/rss/siz-ve-aileniz" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2025 Deniz Postası. Bu sitede yer alan tüm içerik ve veriler, Kayseri Haber ve güncel bilgi kaynağı olarak tescillidir</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 28 Apr 2026 19:01:54 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/rss/siz-ve-aileniz"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Kıyafetlerin rengini koruyan yıkama tüyosu!]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/kiyafetlerin-rengini-koruyan-yikama-tuyosu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/kiyafetlerin-rengini-koruyan-yikama-tuyosu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Renkler soldukça hayaller de soluyor mu? O en sevdiğiniz tişört bir zamanlar gökkuşağından çalınmış gibi canlıyken, şimdi sanki sabah kahvesine fazla süt kaçmış gibi solgun mu duruyor?]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kıyafetlerin rengini kaybetmesi kadar iç acıtan başka bir ev işi dramı var mı bilemiyoruz. Ama neyse ki ev hanımlarının kulağına küpe olacak, çamaşır makinesine dost olacak harika bir tüyomuz var. Detaylar haberimizde, bu haber tam da sizin gibi pratikliği sevenler için. Haberin detaylarını öğrenmek için okumaya devam edin!</p>

<p><strong>Sıradan Bir Yıkama Değil, Renk Koruyucu Bir Ritüel!</strong></p>

<p>Kıyafetlerinizi yıkarken yalnızca temizlik değil, renk koruma da artık öncelikleriniz arasında olmalı. Özellikle koyu renkli kıyafetlerin birkaç yıkamadan sonra grileşmesi, canlı renklilerin pastel tonlara dönüşmesi birçok kişinin ortak şikâyeti. İşte bu noktada devreye giren doğal ve etkili bir malzeme var: Sirke!</p>

<p><img alt="Kıyafetlerin Rengini Koruyan Yıkama Tüyosu! (2)" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://denizpostasicom.teimg.com/kayserihaber-com/uploads/2025/06/2025/6/kiyafetlerin-rengini-koruyan-yikama-tuyosu-2.jpg" width="1200" /></p>

<p><strong>Elveda solmalar, merhaba parlaklık!</strong></p>

<p>Yıkama suyuna yarım çay bardağı beyaz sirke eklemek, renklerin kumaşta kilitlenmesine yardımcı oluyor. Sirke, deterjan artıklarını temizliyor, renklerin birbirine karışmasını önlüyor ve aynı zamanda doğal bir yumuşatıcı görevi de görüyor. Üstelik kıyafetlerinizde asla sirke kokusu kalmıyor.</p>

<p><strong>Doğal Koruma İçin Limon Tuzu Etkisi</strong></p>

<p>Alternatif olarak bir diğer etkili yöntem ise limon tuzu! Özellikle yeni alınmış, ilk kez yıkanacak renkli kıyafetleri ılık suda eritilmiş bir kaşık limon tuzu ile yıkamak renk kaybını önlemede oldukça başarılı. Limon tuzu, kumaşın gözeneklerini sıkılaştırarak boyanın kumaştan akmasını engelliyor.</p>

<p><img alt="Kıyafetlerin Rengini Koruyan Yıkama Tüyosu! (3)" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://denizpostasicom.teimg.com/kayserihaber-com/uploads/2025/06/2025/6/kiyafetlerin-rengini-koruyan-yikama-tuyosu-3.jpg" width="1200" /></p>

<p><strong>Renkli Kıyafetleri Gruplayarak Yıkayın</strong></p>

<p>Siyahı siyahla, maviyi maviyle yıkamak hâlâ geçerliliğini koruyan bir kural. Renkli kıyafetlerin birbirine bulaşmasını önlemek için her zaman aynı tonları gruplayın. Özellikle ilk yıkamada renk verme ihtimali yüksek kıyafetleri mutlaka ayrı yıkayın.</p>

<p><strong>Soğuk Suda Yıkamak Büyük Fark Yaratıyor</strong></p>

<p>Sıcak su kumaş liflerini açarak boyanın dışarı çıkmasına neden olabilir. Bu yüzden renkli kıyafetleri mümkünse soğuk suda ya da maksimum 30 derecede yıkamak çok daha mantıklı. Bu hem elektrik tasarrufu sağlar hem de renkleri korur.</p>

<p><strong>Yumuşatıcıyı Abartmayın</strong></p>

<p>Her ne kadar güzel koku için yumuşatıcılar cazip gelse de, fazla kullanımı kumaşın yapısını bozabilir ve rengin matlaşmasına neden olabilir. Ölçülü kullanın ya da sirke ile doğala yönelin.</p>

<p><strong>Kıyafetleri Ters Çevirerek Yıkayın</strong></p>

<p>Yıkama öncesi kıyafetlerinizi ters çevirmeniz, dış yüzeydeki renklerin yıpranmasını ciddi oranda azaltır. Özellikle baskılı tişörtlerde bu yöntem adeta ömrü uzatıyor.</p>

<p><img alt="Kıyafetlerin Rengini Koruyan Yıkama Tüyosu! (4)" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://denizpostasicom.teimg.com/kayserihaber-com/uploads/2025/06/2025/6/kiyafetlerin-rengini-koruyan-yikama-tuyosu-4.jpg" width="1200" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kurutma Makinesi mi? Güneş mi? Karar Verin!</strong></p>

<p>Kurutma makinesi yüksek ısıyla çalıştığı için renk solmasına neden olabilir. Güneş ışığı da renkleri ağartır. En iyi yöntem, kıyafetleri gölgede doğal olarak kurutmak. Böylece hem enerji tasarrufu sağlar hem de renkleri korursunuz.</p>

<p><strong>Kıyafetleriniz Hep İlk Günkü Gibi Kalsın</strong></p>

<p>Artık çamaşır yıkarken sadece temizliğe değil, renklere de dikkat edeceksiniz. Bu küçük ama etkili tüyolar sayesinde gardırobunuzdaki renkler her zaman taze, kıyafetleriniz her zaman canlı kalacak. Unutmayın, küçük dokunuşlar büyük fark yaratır!<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/kiyafetlerin-rengini-koruyan-yikama-tuyosu</guid>
      <pubDate>Sun, 22 Jun 2025 11:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/uploads/2025/06/2025/6/kiyafetlerin-rengini-koruyan-yikama-tuyosu-5.jpg" type="image/jpeg" length="24161"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Stres azaltan hobiler listesinde: Terapötik sabun yapımı]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/stres-azaltan-hobiler-listesinde-terapotik-sabun-yapimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/stres-azaltan-hobiler-listesinde-terapotik-sabun-yapimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sabun deyip geçmeyin… Bulaşık sabunu değil, terapötik sabun bu! Bir yandan lavanta kokuları arasında ruhunuzu yıkarken, bir yandan da stresten arınıp içinizdeki gizli sanatçıyı keşfetmek mümkün. Eliniz köpüklenmeden bile rahatlamaya başlıyorsanız, doğru yerdesiniz: Terapötik sabun yapımı, modern çağın hem sabun gibi hem de sabır gibi gelen mucize hobisi!]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Terapötik sabun yapımı, sadece bir üretim süreci değil; bir meditasyon şekli haline geliyor. Renk seçimi, esans karışımı, kalıpların doldurulması... Her adımı, zihninizi günlük kaygılardan uzaklaştırarak anda kalmanıza yardımcı oluyor. Aromaterapik yağlarla yapılan bu sabunlar, ruh halinizi de olumlu etkiliyor. Lavanta, nane, portakal… Hangisini seçerseniz seçin, kokusuyla bile şifalanıyorsunuz.</p>

<p><strong>Evinizin köşesinde kurulan sabun atölyeleri</strong></p>

<p>Evde sabun yapımı için gereken malzemeler oldukça ulaşılabilir: sabun bazı, esansiyel yağlar, doğal renkler, silikon kalıplar ve biraz da sabır. Bir mutfak köşesi bile minik bir sabun atölyesine dönüşebilir. Üstelik bu hobi, yalnızca bireysel değil, ailecek yapılabilecek keyifli bir etkinliğe de dönüşüyor.</p>

<p><img alt="Sabun Yapımı (1)" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://denizpostasicom.teimg.com/kayserihaber-com/uploads/2025/06/2025/6/sabun-yapimi-1.jpg" width="1200" /></p>

<p><strong>El yapımı sabunlar, doğallığın simgesi oldu</strong></p>

<p>Market raflarında ne olduğu belirsiz içeriklerle dolu sabunlar yerini, kişisel olarak hazırlanan doğal sabunlara bırakıyor. Cildinizi tahriş etmeyen, katkı maddesi içermeyen sabunlar; sabun gibi kokmakla kalmıyor, adeta doğayla barış sağlıyor. Kullandığınız sabunu kendinizin yaptığını bilmek ise ayrı bir huzur kaynağı.</p>

<p><strong>Kadın kooperatiflerinden sabun atölyelerine</strong></p>

<p>Birçok kadın kooperatifi ve belediye atölyesi, terapi odaklı sabun yapım kursları düzenliyor. Katılımcılar hem öğreniyor hem de el emeği sabunlarını satarak gelir elde edebiliyor. Yani bu iş sadece stresten değil, ekonomik kaygılardan da kurtarıyor. Kimi için hobi, kimi için yaşam kaynağı...</p>

<p><strong>Sabun kalıplarına sığmayan yaratıcılık</strong></p>

<p>Gül şeklinde sabunlar, çiçek desenli sabunlar, kat kat renkli sabunlar… Hayal gücünüzle sınırlı olan bu alanda ortaya çıkan görseller adeta görsel bir şölen sunuyor. Instagram’da sabun paylaşımı yapmak bile başlı başına terapi haline geldi!</p>

<p><img alt="Sabun Yapımı (3)" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://denizpostasicom.teimg.com/kayserihaber-com/uploads/2025/06/2025/6/sabun-yapimi-3.jpg" width="1200" /></p>

<p><strong>Aromaterapi ve renklerle gelen şifa</strong></p>

<p>Sabunların içerisine katılan aromaterapik yağlar, yalnızca kokuları ile değil; zihin üzerindeki etkileriyle de ön planda. Örneğin lavanta yağı stresi azaltırken, portakal yağı enerji veriyor. Renk terapisiyle birleştirilen sabunlar, hem göz hem gönül doyuruyor.</p>

<p><strong>Sosyal medyada viral olan köpükler</strong></p>

<p>YouTube ve TikTok'ta sabun yapımı videoları milyonlarca izlenmeye ulaşmış durumda. İnsanlar, sabunun erimesinden kalıba dökülüşüne kadar olan süreçte görsel bir rahatlama yaşıyor. Sabun kesme videoları ise ASMR tutkunlarının vazgeçilmezi!</p>

<p><strong>Sabunla stres atmanın bilimsel yanı</strong></p>

<p>Uzmanlara göre el işiyle uğraşmak, serotonin ve dopamin salgılamayı artırıyor. Özellikle sabun gibi estetik sonuçları olan üretimler, beynin ödül merkezini harekete geçirerek ruhsal denge sağlıyor. Yani sabun yaparken sadece köpürmüyor, içsel denge de kuruluyor.</p>

<p><img alt="Sabun Yapımı (4)" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://denizpostasicom.teimg.com/kayserihaber-com/uploads/2025/06/2025/6/sabun-yapimi-4.jpg" width="1200" /></p>

<p><strong>Kendin yap, kendine iyi gel</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kendinize ayırdığınız bir saatlik sabun yapımı seansı, bir terapi kadar etkili olabilir. Şehir hayatının karmaşasında sıkışmış ruhlara adeta bir mola. Üstelik sonunda ortaya çıkan sabunu ister kullanın, ister hediye edin – her şekilde faydası büyük.</p>

<p><strong>Sabunla gelen dostluklar ve topluluklar</strong></p>

<p>Sabun yapımı hobisi etrafında sosyal medya grupları ve atölye toplulukları kuruluyor. Bu ortamlar hem deneyim paylaşımı yapmayı sağlıyor hem de yeni arkadaşlıklar kurmanıza olanak tanıyor. Sabunla sadece cildiniz değil, sosyal çevreniz de güzelleşiyor!</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>Haber Merkezi</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/stres-azaltan-hobiler-listesinde-terapotik-sabun-yapimi</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Jun 2025 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/uploads/2025/06/2025/6/sabun-yapimi-2.jpg" type="image/jpeg" length="94695"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Grip vakalarındaki artış endişelendiriyor]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/grip-vakalarindaki-artis-endiselendiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/grip-vakalarindaki-artis-endiselendiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde hastanelere solunum yolu viral enfeksiyon şikayeti ile başvuran hasta sayısında ciddi bir artış olduğu bu artışın yoğun bakımda takip edilen hasta sayısını arttırdığı belirtildi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve pandemi dönemi Bilim Kurulu üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü, mevsim itibariyle solunum yolu hastalıklarındaki artışın beklenen bir durum olduğunu ve yaşanan grip salgınının Covid ile birlikte artış gösterdiğini söyledi. Özlü, “Hastalığın artışına bağlı olarak serviste yada yoğun bakımda takip ettiğimiz hasta sayısında bir artış var” dedi.</p>
<p><strong>"Şuan birbirinden farklı çok sayıda virüs dolaşımda"</strong></p>
<p>Toplumda bu sıralar çok yaygın bir şekilde solunum yolu viral enfeksiyon vakalarında artış yaşandığına dikkat çeken Özlü, “Hemen her evde bu tür rahatsızlığı olan çok sayıda hasta var. Asıl olarak çocuklarla başlıyor. Kreşler, ana okulları, ilkokullar özellikle çocuklar arasında çok kolay bulaşıyor. Sonrasında çocuklar eve geliyor evde de büyükler enfekte oluyor ve bu şekilde toplumda yayılmaya devam ediyor. Üst üste enfeksiyonlar yaşanıyor. Biri düzeliyor, aradan 3-5 gün 10-15 gün geçiyor diğer aile ferdi yakalanıyor. Çünkü birbirinden farklı çok sayıda virüs var şuanda dolaşımda. Bunlar bir kısmı grip yani İnfluenza. İnfluenza dışında parainfluenza var, Rhino virüs var RSV, Covid ve Covid dışı diğer korona virüsler var, Adeno virüs var, Human Boca virüsler var. Bunlar şuanda bizde görülen Sağlık Bakanlığı’nın paylaştığı veriler Türkiye’de" şeklinde konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>"Mevsim itibariyle bu tür hastalıkların artışı beklenen bir durum ama Covid’te bunlarla beraber şu anda görülüyor" diyen Özlü "Hastalığın artışına bağlı olarak da bizim serviste ya da yoğun bakımda takip ettiğimiz hasta sayısında bir artış var. Daha önceki yıllarda da bildiğimiz gibi bu artışlar beklenen bir durum öngörülmeyen bir durum yok çok, anormal bir durum yok. Genel itibariyle bu tür hastalıklar gençlerde sağlıklı kişilerde çok sorun olmayabiliyor ayakta genelde atlatılıyor 3-5 gün istirahatle geçiyor. Yaşlılarda kronik hastalığı olanlarda bağışıklık sistemi baskılanmış olanlarda bazen bebeklerde ağır seyredebiliyor. Hastane yatışlarına neden olabiliyor. Yoğun bakım yatışları da gerektirebiliyor. Onun için risk grubundaki kişilerin dikkatli olması lazım. En önemlisi bu konuda yapılması gereken hasta kişilerin topluma karışmaması çocukların hasta olduğunda okula gönderilmemesi. Çünkü çocuk okula gittiğinde kendisi çok ağır hasta olmayabilir. Genel durumu iyi olabilir ama diğer arkadaşlarına bulaştırabiliyor. Eve götürdüğü zaman evde babası annesi, ninesi, dedesi onlara bulaştırabiliyor. O bakımdan hasta çocukların okula gitmemesi hasta erişkinlerin de mümkünse evde bir hafta istirahat etmeleri, bulaşmayı engellemek için en fazla yapılması gereken şey. ’İşim var işe gitmek zorundayım’ derseniz o zaman da maske kullanmanız lazım. Hasta olan kişilerin maske kullanması çok önemli topluma bulaştırmamak açısından çok önemli” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Grip aşısı şimdi de yapılabilir</p>
<p>Grip aşısı yaptırmayan riskli grupların aşısını şimdi de yaptırabileceğini kaydeden Özlü, “Özellikle risk gruplarında grip aşısının yapılmış olması gerekiyor yapılmamışsa halen yapılabilir. Yapıldıktan sonra 15 gün içinde aşı yeterli koruyuculuğa ulaşıyor. Önümüzde daha Ocak, Şubat ayı belki Mart ayında da bu enfeksiyonlar devam edecek öyle gözüküyor. Onun için şimdi de yapılabilir geç kalınmış olsa da yapılabilir. Kalabalıklara iyi havalandırılmayan alanlara çok girmemek lazım mümkün olduğu kadar. El hijyeni önemli çünkü elle bulaşıyor bu. Elimizi temas ettiriyoruz, oradan ağzımıza, burnumuza temas ettirince kendi kendimize enfekte ediyoruz” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/grip-vakalarindaki-artis-endiselendiriyor</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jan 2024 07:36:15 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2024/01/grip.jpg" type="image/jpeg" length="51630"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[''Kalp Krizinde İlk 1 Saat Çok Önemli”]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/kalp-krizinde-ilk-1-saat-cok-onemli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/kalp-krizinde-ilk-1-saat-cok-onemli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acıbadem Kayseri Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, gençler ve yetişkinlerde kalp krizinin farklı nedenlerden kaynaklanabileceğini söyleyerek, “Kalp krizinde tedavi için ilk 1 saatte hastaneye başvurmak ‘altın zaman’ olarak kabul edilebiliyor” dedi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Ergün Seyfeli, kardiyovasküler hastalıklara bağlı ölümlerin kansere bağlı ölümlerden 2 kat daha fazla olduğunu belirterek bu oranın son yıllarda giderek arttığına dikkat çekti ve şunları ifade etti:</p>
<p>“Kardiyovasküler hastalıklar, dünyada halen en önemli ölüm sebeplerinden biridir. Dünyada yılda yaklaşık 18 milyon, ülkemizde ise yaklaşık 250 bin kişiyi kalp ve damar hastalıklarına bağlı olarak kaybediyoruz. Bu sonuç, kanserden 2 kat daha yüksektir. Maalesef ki bu durumun uzun yıllar aynı şekilde devam edeceği düşünülüyor.”<br /><br /><strong>“Pandemi süreci etkiledi”</strong></p>
<p>Pandemi sürecinde Covid-19 enfeksiyonundan kardiyovasküler sistemin önemli derecede etkilendiğini belirten Prof. Dr. Seyfeli, “Pandemi döneminde de kardiyovasküler sistem hastalıkları, COVID-19 tarafından en fazla etkilenen hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde kalp krizleri ve kalp krizlerine bağlı ölümlerde artış görmekteyiz. Her ne kadar pandemi geçse de son yapılan çalışmalara göre kalp krizlerinin arttığını söyleyebiliriz. Özellikle Amerika’da yapılan çalışmada 25-45 yaş arası genç popülasyonunda kalp krizlerine bağlı ölümlerin yüzde 30 oranında arttığını görmekteyiz. Bu gerçekten bizi de şaşırttı. Çünkü bu artış, yaşlı popülasyonundan çok daha fazla. Bu da bize Covid geçse dahi orta ve uzun vadede, kalp ve damar sistemini olumsuz etkilediğini gösteriyor. Covid damarlarda inflamasyon ve pıhtılaşmayı arttırdığı için kalp krizlerini tetiklemektedir. Kalp krizleri pandemi sonrası daha genç yaşlarda daha sık görülmeye başlandı diyebiliriz. Bu da bizim için oldukça dikkat etmemiz gereken bir konu diye düşünüyorum” şeklinde konuştu.<br /><br /><strong>“Aşıların etkisi için orta ve uzun vadeli çalışmalar beklenmeli”</strong></p>
<p>Pandemi sonrasında yaşanan kalp krizlerinde aşıların etkisinin olup olmadığı ile ilgili olarak uzmanlara sorular yöneltildiğini söyleyen Prof. Dr. Seyfeli, “Pandemi sonrası özellikle kalp krizi artışlarında aşılarla ilgili bize çok fazla soru yöneltiliyor. Bu soruları yanıtlamak için yapılacak orta ya da uzun vadeli çalışmaları beklemek daha doğru olur diye düşünüyorum. Gençlerdeki kalp krizi ile ileri yaşlardaki kalp krizlerini biraz daha farklı görmek gerekir. Çünkü bunların oluş mekanizmaları da farklı olmakta (kireç oranı düşük, pıhtı oranı yüksek). Özellikle genç yaş grubundaki hastalarda daha çok pıhtılaşmaya bağlı kalp krizlerini daha çok görmeye başladık. Bunda da koronavirüsün pıhtılaşmayı artırıcı etkilerine ek olarak sigara kullanımı ve stresin özellikle genç nüfusta artışının etkisi olduğunu düşünüyoruz” dedi.<br /><br /><strong>“Kalp krizinde ilk 1 saat çok önemli”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Kalp krizi bulgusu şüphesi olan kişilerin tedavi için ilk 1 saat içerisinde hastaneye başvurmaları gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Seyfeli, sözlerine şu şekilde devam etti:<br />“Kalp krizinin en önemli bulgusu göğüs ağrısıdır. Tabi ki her göğüs ağrısı, kalp krizinden kaynaklanmaz. Özellikle sıkıştırıcı, ezici baskı tarzında ya da göğüsün üzerine baskı şeklinde olan ağrıların kalp krizi sonucu oluşma ihtimali çok yüksektir. Bu ağrılar genelde göğüste başlayıp, kola, sırta, omuza, çeneye ve mide bölgesine yayılabilir. Bu ağrılara, soğuk terleme, nefes darlığı, çarpıntı ve bazen de bayılma eşlik edebilir. İster yaşlı, isterse genç olsun bu tarz belirtiler kısa sürse bile mutlaka hastaneye gidilmesi gerekir. Ne kadar erken başvurulursa o kadar iyidir. Tedavide de ilk 1 saatte hastaneye başvurmak ‘altın zaman’ olarak kabul edilebilir. Bu ilk 1 saatte başvuran hastaların yapılan tıbbi işlemlerle, adeta hiç kalp krizi geçirmemiş gibi sağlıklı bir şekilde taburcu olma imkanına kavuşabilirler.”<br /><br /><strong>“Kalp krizi bulgusu olanlar hastaneye ambulansla gitmeli”</strong></p>
<p>Kalp krizi bulgusu olan hastaların ambulansla hastaneye götürülmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Seyfeli, “Genç ve ileri yaştakiler arasında görülen kalp krizlerinde farklılıklar var. Gençlerdeki kalp krizleri ileri yaştakilerden farklı olarak çok ani gelişiyor, önceden herhangi bir bulgu vermeyebiliyor. Yani hastanın şikayetleri başladığından kriz süresine kadar geçen süre bazen çok kısa olabiliyor ya da doğrudan kalp krizi ilk bulgu olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla kalp krizlerinde bu genç grup hazırlıksız yakalandığı için maalesef ritim bozukluğu ve ani ölümle çok daha sık karşılaşıyoruz. Dolayısıyla bu tür kişilerin eğer bir kalp krizi belirtileri ile karşılaşıyorlarsa mutlaka ambulansla hastaneye gitmeleri gerekiyor. Kendi araçları ya da başkasının kullandığı araçlarla değil de bir ambulansla hastaneye başvurmalarını özellikle öneriyoruz. Çünkü bu ani gelişen durumlarda ambulans içerisinde müdahale edilerek hastaneye yetiştirilebiliyor” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/kalp-krizinde-ilk-1-saat-cok-onemli</guid>
      <pubDate>Fri, 22 Dec 2023 14:07:37 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/12/kardiyoloji-ergun-seyfeli.jpg" type="image/jpeg" length="38533"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İshal Vakalarında Artış! Uzmanından Uyarı]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/ishal-vakalarinda-artis-uzmanindan-uyari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/ishal-vakalarinda-artis-uzmanindan-uyari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kayseri Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayşin Kılınç Toker, bu dönemde viral ishal vakalarının arttığını söyleyerek, uyarılarda bulundu.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p><br />Kayseri Şehir Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Ayşin Kılınç Toker, insandan insana bulaşan hastalıklarla ilgili her dönemde insan sağlığının tehdit altında olduğunu kaydederek, bu dönemde de viral ishal vakalarının arttığını söyledi. Toker, "Özellikle viral enfeksiyonlarda bunu pandemi de yoğun bir şekilde yaşadığımız solunum sistemi bulaşıcı virüsleri ile gördük. Ancak bu dönemde özellikle sıcak havalar, insan hareketlerindeki artış, tatil süreci gibi şeklindeki durumlarda virüsle olan ishal etkenleriyle karşı karşıyayız. Bu dönemde özellikle hem sıcak hava hem de az sıvı tüketimiyle birlikte kalabalık yerlerde bulunulması, gıda tüketimine dikkat edilmemesi, havuzlar, spor salonları gibi kapalı yerlerde temas halinde olunmasıyla birlikte viral ishallerle çok sık karşılaşıyoruz. Özellikle bol ulu dışkılama şeklinde olan, kişi de bazen ateş olmasıyla birlikte halsizlik ve kusmanın eşlik edebildiği yoğun ishal vakalarımız mevcut. Bu dönemde özellikle sıcak havalarla gıda bozulması, dışarıda yenilen yemeklerde tam temizliğin sağlanamaması, pişmeyen yeşil bitkilerin, salata tarzı ürünlerin tam temizliğinin sağlanamaması ile bu gibi durumlarda olabiliyor. Özellikle kalabalık yerlerde tam temizliği sağlanamadan kullanılan içe sularından ciddi ishal etkenleri bulaşabiliyor. Yine bu dönemde tatil bölgeleri ve otellerde ki yiyecek ve içeceklerin sıcak havada bulunması, bu tür virüs üremesine neden olabiliyor" diye konuştu.<br /><br /><strong>"El hijyenine yeterince dikkat edilmemesi insandan insana virüs etkeninin hızı bir şekilde bulaşmasına neden oluyor"</strong><br />Vatandaşlara uyarılarda bulunan Toker, "Toplu yerlerde kullanılan tuvaletlerde el hijyeninin sağlanamaması, o bölgede sabunların temininde ve çeşme temizliğinde eksiklik olması, insanların el hijyenine yeterince dikkat etmemesi insandan insana virüs etkeninin hızı bir şekilde bulaşmasına neden oluyor. İshal etkenleri genellikle ellerimizle bir şekilde ağız bölgesinden girerek vücudumuza alındığında daha etkin hale geliyor. Bu noktada da özellikle dışarıda yemek yeme konusunda daha dikkatli olmamız, özellikle soğuk olması gereken ürünlerde bunun sağlanıp sağlanmadığını teyit etmememiz gerekiyor. Ayrıca kişisel olarak yapabileceğimiz el temizliği, el yıkama, özellikle sabunla en az 20 saniye köpürterek tırnak diplerinin temizliğine dikkat edecek şekilde ellerimizi temizlememiz gerekiyor. Dışarıda bulunduğumuz alanlarda elimize, yüzümüze çok fazla değdirmeyecek şekilde yada yediğimiz gıdaların temizliğinden emin olmamız gerekiyor. Bu noktada da el temizliğinde hem yemeklerden önce hem yemeklerden sonra mutlaka el temizliğimizi sağlamamız gerekiyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/ishal-vakalarinda-artis-uzmanindan-uyari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Aug 2023 14:03:34 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/08/aysin%20kilinc.jpg" type="image/jpeg" length="95855"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuk Sahibi Olamayanlara Aşılama Tedavisi Umut Oluyor]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/cocuk-sahibi-olamayanlara-asilama-tedavisi-umut-oluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/cocuk-sahibi-olamayanlara-asilama-tedavisi-umut-oluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aşılama (IUI) yöntemi genellikle nedeni açıklanamayan infertilite ya da erkeğe bağlı sebeplerle kısırlık söz konusuysa tüp bebek tedavisi öncesinde uygulanıyor.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk sahibi olmak istediği halde uzun süre doğal yollarla gebelik elde edemeyen çiftler için aşılama tedavisi umut olabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Tüp Bebek Merkezi’nden Doç. Dr. Semih Zeki Uludağ, aşılama tedavisiyle ilgili bilgi verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Doç. Dr. Semih Zeki Uludağ; günümüzde 6 çiftten 1'inde kısırlık sorunu yaşandığını belirterek; "Haftada 2-3 kez düzenli cinsel ilişkiye rağmen 1 yıl içinde gebelik oluşmamasına infertilite (kısırlık) denmektedir. Gebelik isteyen çiftlerin ise 1 yıl sonrasında yüzde 82’si gebelik elde edebilmektedir. Günümüzde maalesef çiftlerin 6’da 1’i infertilite sorunu yaşamaktadır. İnfertilite tedavilerinden birisi de aşılamadır. Aşılama tedavisi kadınlarda bazı haplar ya da iğneler ile yumurtanın büyütülmesi, çatlatılması ve sonrasında spermlerin birtakım işlemlerden geçirilerek içlerinden en hareketlilerinin seçilip rahim içerisine özel bir kateter ile gönderilmesidir. Böylece spermlerin tüpteki yumurtayı bulma ve dölleme şansı artırılmaya çalışılmaktadır. Ağrılı bir işlem değildir. Vajinismus hastaları dışında işlem sırasında anestezi kullanmaya da gerek yoktur. Normal yollarla ya da yumurta çatlatma tedavisi ile gebe kalamayan kadınlara tüp bebek tedavisi öncesinde gebelik şansını artırmak için aşılama yapılabilir. Bunun dışında polikistik over sendromu (PKOS), açıklanamayan infertilite, sperm sayı ve hareketinde hafif sorun olanlara, vajinusmus hastalarına da aşılama uygulanabilir. Aşılama yöntemi ile gebelik şansı; hastanın yaşına, infertilite süresine, erkeğin sperm durumuna göre değişmekle birlikte bu şans deneme başına yüzde 15’i geçmemektedir. Teorik olarak aşılama 6 kez denebilmekle birlikte ilk 3 denemede gebelik elde edilmez ise sonraki denemelerde şans daha da azalmaktadır" ifadelerini kullandı.</p>
<p>Aşılama tedavisi yapılabilmesi için kadının fallop tüplerinin (yumurtalıkları rahme bağlayan tüpler) açık ve sağlıklı olması gerektiğini aktaran Uludağ; "Kadının yaşı 40’tan büyükse, azalmış yumurta rezervi varsa ya da erken menopoz riski varsa, düşük sperm sayısı veya düşük kaliteli sperm varsa, ileri dereceli endometriozis söz konusuysa, her iki tüpte kapalı ise aşılama yapılması önerilmez" dedi.</p>
<p>Aşılama tedavisinin uygun çiftlere yapılması gerektiğini de sözlerine ekleyen Uludağ; "Aşılama tedavisine en uygun çiftler; kadın yaşı 35’ten genç, yumurta rezervi iyi, evlilik süresi 3 yıldan az, rahim filminde en az bir tüpü açık, erkekte ise ileri hareketli sperm sayısı 5 milyondan fazla olanlardır. Aşılama tedavisi yapabilmek için kadının en az bir tüpünün açık olması gerekmektedir. Tüpler kapalı ise aşılama tedavisi uygulanamaz. Yine erkekte ileri hareketli sperm sayının en az 5 milyon olması gerekmektir. Bu sayı 5 milyonda az ise aşılama yerine tüp bebek tedavisi tercih edilmelidir. Erkekten klinikte bir numune kabına sperm numunesi vermesi istenecektir. Bu genellikle aşılamanın yapıldığı gün gerçekleşmektedir. Sperm örneği yoğunlaştırılmış bir sağlıklı sperm örneği üretmek için filtrelenecektir. Spermin filtrelenmesi menide bulunan ve rahmimde reaksiyonlara neden olabilecek ve hamile kalmayı zorlaştırabilecek kimyasallardan kurtulmaya yardımcı olacaktır. Daha sonra bu sperm kateter adı verilen ince, esnek bir tüp yardımıyla vajinanın içine yerleştirilir ve rahme yönlendirilir. Yani sperm kateterden geçirilerek rahme gönderilir. Bu işlem çoğunlukla ağrısızdır, ancak bazı kadınlarda kısa süreli hafif kramplar ortaya çıkabilmektedir. Rahim içi inseminasyon (IUI) yani aşılama tedavisi ile tüp bebek tedavisi (IVF) işlemleri birbirinden farklıdır. Aşılama prosedüründe döllenme fallop tüpünün içinde gerçekleşir. Sperm örneği toplanır ve sadece yüksek kaliteli sperm kalacak şekilde filtre işlemi uygulanır. Bu örnek yumurtlama sırasında bir kateter ile rahme yerleştirilir. Bu yöntem, döllenmenin gerçekleşmesi umuduyla spermin yumurtaya daha kolay ulaşmasına yardımcı olmaktadır. Tüp bebek tedavisinde ise sperm ve yumurta laboratuvarda döllenir ve daha sonra embriyo olarak rahmine yerleştirilir. Aşılama tedavisi tüp bebek tedavisinden önce denenebilmektedir" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/cocuk-sahibi-olamayanlara-asilama-tedavisi-umut-oluyor</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Aug 2023 14:34:15 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/08/semih-zeki-uludag.jpg" type="image/jpeg" length="77693"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kronik Viral Hepatitler Önlenebilir ve Tedavi Edilebilir Hastalıklardır]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/kronik-viral-hepatitler-onlenebilir-ve-tedavi-edilebilir-hastaliklardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/kronik-viral-hepatitler-onlenebilir-ve-tedavi-edilebilir-hastaliklardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erciyes Üniversitesi (ERÜ) Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Aygen, “28 Temmuz Dünya Hepatit Günü” dolayısıyla açıklamalarda bulundu.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p style="font-weight: 400;">Prof. Dr. Bilgehan Aygen, “Hepatit, çeşitli virus, bakteri gibi mikroorganizmaların ve/veya bazı toksik maddelerin neden olduğu bir karaciğer iltihabıdır. Viral hepatite yol açan beş ana virusun (Hepatit A, B, C, D ve E) hepsi karaciğer hastalığına neden olurken, bulaşma yolları, hastalığın şiddeti, coğrafi dağılım ve korunma yolları fark göstermektedir.” diye konuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Dünya üzerinde 354 milyondan fazla insanın viral hepatitlerle yaşamakta olduğunu ifade eden Prof. Dr. Bilgehan Aygen</strong>, “Kronik viral hepatitlere bağlı gelişen karaciğer yetmezliği, siroz ve karaciğer kanseri halen tüm dünyada ölümlerin önemli bir nedenini oluşturmaktadır. Hepatit B virusuna karşı etkinliği %95’lerin üzerinde olan ve uzun yıllardır kullanılan etkin bir aşının varlığına ve HCV infeksiyonu için de kür elde edilebilen %99 etkin antiviral tedavinin uygulanabilirliğine rağmen, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)’nün güncel verilerine göre, kronik hepatit B ve hepatit C her yıl 1,1 milyon ölüme ve 3 milyon yeni infeksiyona neden olmaktadır. Yine her gün 3000 kişinin hepatit ve komplikasyonlarına bağlı hayatını kaybettiği bildirilmektedir. Dünyada tüberküloz ve HIV infeksiyonuna bağlı ölümler azalırken ne yazık ki hepatitlere bağlı ölümler artmaktadır. Mevcut gidişat devam ederse, viral hepatitlerin 2040 yılına kadar sıtma, tüberküloz ve HIV/AIDS'in toplamından daha fazla insanı öldüreceği öngörülmektedir.” dedi.  </p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Aygen</strong>, “DSÖ viral hepatitlerin azaltılması için, 2016 yılında 194 ülkenin katılımıyla 2016-2021 yılları arasında uygulanacak olan bir eliminasyon programı başlattı. Bu programın hedefi 2030 yılına kadar viral hepatitlere bağlı ölümlerin %65, yeni olgu sayısının ise %90 azaltılması olarak belirlendi. Bu hedefe ulaşmak için DSÖ tarafından öncelenen konular; infantlarda HBV aşılaması, HBV taşıyıcısı annelerden bebeklere geçişin engellenmesi, güvenli kan transfüzyonları, güvenli injeksiyonlar, damar içi ilaç kullanıcılarında injektör paylaşımının engellenmesi, kronik HBV ve HCV hastalarının tanı ve tedaviye ulaşımının sağlanması olarak seçildi. Bu programın ülkeler bazında ne kadar uygulandığı ve belirlenen hedeflere ne ölçüde ulaşıldığının belirlenebilmesi için de Haziran 2021 tarihinde yine DSÖ tarafından somut değerlendirme kriterlerinin yer aldığı bir ara kılavuz yayınlandı. Buna göre programa dahil olan ülkelerde, en az iki yıl sürecek eliminasyon programları ile kronik HBV ve HCV infeksiyonlarının bir halk sağlığı sorunu olmaktan çıkarılması hedefleniyor. Kılavuzda belirlenen hedeflere göre, programa başvuran ülkelere dört farklı sertifikasyon seçeneği sunuluyor. Yeni kılavuzda eliminasyon hedefi, 2030 yılına kadar HBV insidansında %95, HCV insidansında %80 azalma ve her iki infeksiyonun da mortalitesinde %65 azalma, hepatit B ve hepatit C hastalarının %90’nından fazlasının tanı alması, %80’inden fazlasının da tedaviye ulaşması olarak güncellendi. Programın diğer hedefleri arasında ise 5 yaş altında HBsAg prevelansını %0.1’in altına indirmek, yıllık hepatit B ölümlerini 4/100 000, hepatit C ölümlerini de 2/100 000’nin altına düşürmek, HBV yenidoğan aşılama oranını %90’nın üzerine çıkarmak, %100 güvenli enjeksiyon ve kan transfüzyonu uygulamaları yer alıyor.” şeklinde konuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;"><strong> </strong></p>
<p style="font-weight: 400;"><strong>28 Temmuz Dünya Hepatit Gününde Riskli Gruplar Test Yaptırın!</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p style="font-weight: 400;">Prof. Dr. Bilgehan Aygen, “Viral hepatitlerle ilgili farkındalığın artırılması amacıyla Hepatit B yüzey antijenini saptayan ve HBV aşısını da geliştirerek 1976’da Nobel Fizyoloji veya Tıp Ödülü’nün sahibi olan Dr. Baruch Blumberg’in doğum günü “<strong>28 Temmuz</strong> <strong>Dünya Hepatit Günü”<em> </em></strong>olarak tanımlanmıştır. Dünya Hepatit Günü’nde viral hepatitler konusunda toplumun eğitimine daha fazla yer verilmesi, ulusal taramaların artırılması ve toplumun bu taramalara katılmasının sağlanması amaçlanmaktadır. Bu nedenle, DSÖ her ne koşulda olursa olsun, viral hepatitlerin bekletilmeden saptanıp tedavi edilmesi gereken hastalıklar olduğunu vurgulamak için, bu yıl Dünya Hepatit Günü sloganını “<strong>Tek hayat, tek karaciğer</strong>” olarak belirledi.” diye konuştu.</p>
<p style="font-weight: 400;">Prof. Dr. Bilgehan Aygen, Dünya Sağlık Örgütü’nün bildirgesinde; “Tek hayatın ve sadece tek karaciğerin var. Hepatit her ikisini de mahvedebilir. Karaciğeriniz sizi hayatta tutmak için her gün sessizce 500'den fazla hayati işlevi yerine getirir. Ancak viral hepatit infeksiyonu da sessizdir ve semptomlar ancak hastalık ilerlediğinde ortaya çıkar. Pek çok farklı hepatit virusu türü (A'dan E'ye) olmasına rağmen, hepatit B ve C en endişe verici olanlardır ve her gün çoğu tespit edilemeyen yaklaşık 8000 yeni infeksiyona neden olur.</p>
<p style="font-weight: 400;">Sonuç? Her yıl bir milyondan fazla hepatite bağlı ölüm ve her on saniyede bir yeni kronik infeksiyon. İşte bu yüzden karaciğer sağlığı insan sağlığı için temeldir. Pek çok hepatit ölümü önlenebilirdi. Hepatit B için aşılar ve etkili tedaviler ve hepatit C için etkin bir tedavi olduğu için kendinizi ve sevdiklerinizi koruyabilirsiniz. Kendinizi hepatitten nasıl koruyacağınızı öğrenmek için yerel sağlık uzmanınızla konuşun.” </p>
<p style="font-weight: 400;"> </p>
<p style="font-weight: 400;"> </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/kronik-viral-hepatitler-onlenebilir-ve-tedavi-edilebilir-hastaliklardir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Jul 2023 12:22:47 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/07/prof_-dr_-bilgehan-aygen-.jpg" type="image/jpeg" length="22797"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne Babalar Dikkat! VİTAMİN FAZLALIĞI CİDDİ ZARARLAR VEREBİLİYOR!]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/anne-babalar-dikkat-vitamin-fazlaligi-ciddi-zararlar-verebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/anne-babalar-dikkat-vitamin-fazlaligi-ciddi-zararlar-verebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Günümüzde pek çok anne baba çocuklarına sebze başta olmak üzere tencere yemeği yedirememekten dahası sağlıklı beslenme adına sözlerini geçirememekten şikayet ediyor. Hal böyle olunca sağlıklı büyüyüp gelişemeyecekleri endişesiyle arkadaş çevrelerinden aldıkları önerilerle vitamin takviyelerine yüklenebiliyor!
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ancak dikkat!</strong> <strong>Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla</strong>, vitamin ve minerallerin çocuklar için son derece önemli olduğunu ancak bilinçsizce, gereksiz vitamin yüklemesinin fayda yerine zehir etkisi yaratabileceğini belirtiyor. Dr. İhsan Şehla gereksiz takviyelerle çocukların vücudunda oluşan vitamin fazlalığının zararlarını anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.</p>
<p>Çocukların hem zihinsel hem de fiziksel gelişimlerinde vitamin ve minerallerin önemi son derece büyük. Ancak bu vitamin ve minerallerin öncelikle doğal besinlerden alınması gerekiyor.<strong> Acıbadem Üniversitesi Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. İhsan Şehla</strong>, özellikle yağda eriyen ve vücutta depolanan vitaminler olan A, D, E ve K vitaminleri başta olmak üzere gelişigüzel vitamin takviyelerinin vücutta birikip hemen olmasa da ileride toksisiteye (zehir) yol açabildiğini, çok ciddi hastalıklara neden olabildiğini söylüyor. Çocuklara sebze yemeklerini sevdirmenin mümkün olduğunu bu nedenle sabırla ve şefkatle yaklaşarak, farklı hazırlama yöntemleri ve sunumlar deneyerek ayrıca çocuğa yılmadan bu besinlerin faydalarını ve gerekliliğini anlatarak başarı sağlanabileceğini vurgulayan Dr. İhsan Şehla “Doğal besinlerle, mevsim sebze ve meyveleri yerine vitamin ve mineralleri doktora danışmadan çocuklara vermekten mutlaka kaçınılmalıdır. Herkesin vitamin ve mineral ihtiyacı ve vücudundaki değerler farklıdır. Bu değerlerine bakılıp, doktor kontrolü ve önerisi doğrultusunda ilerlemek gerekir” diyor.  </p>
<p><strong>Böbreklerde hasara yol açabiliyor!</strong></p>
<p>Son yıllarda yapılan çalışmalar D vitamininin faydalarının sanılandan çok daha fazla olduğunu, bağışıklığın güçlenmesinden kemiklerin gelişimine dek birçok önemli etkileri bulunduğunu ortaya koyuyor. D vitamininin başlıca kaynağını güneş ışınları oluşturduğundan dolayı güneşten bilinçli bir şekilde bol bol faydalanılması gerektiğini belirten Dr. İhsan Şehla, güneşin zararlı ışınlarının dik gelmediği saatlerde kol, bacak ve yüzün günde yaklaşık 15 dakika güneşlendirilmesinin çok önemli olduğunu vurguluyor. Buna karşın D vitamininin aşırısının da zehirli etkilere yol açabildiğinin altını çizen Dr. İhsan Şehla “D vitamininin yüksek dozda kullanılması durumunda solukluk, gevşeklik, iştahsızlık, huzursuzluk, kabızlık ve bol idrara çıkmanın yanı sıra kalsiyum atılımı, böbreklerde hasar, böbrek taşları, kalpten çıkan ana atardamar kapağında darlık, tansiyon yüksekliği, kusma, gözlerde sinir tabakasında hasar ve kornea bulanıklığı gibi sorunlara neden olabilir” diye konuşuyor.</p>
<p><strong>Karaciğer hastalığına neden olabiliyor!</strong></p>
<p>Gözlerden dişlere, kemiklerden cilde dek bir çok faydası bulunan A vitamininin gereksiz ve fazla kullanımının süt çocuklarında; kusma, bilinç bulanıklığı, bıngıldak kabarıklığı ve beyin fonksiyonlarında bozulmaya yol açabildiğini belirten Dr. İhsan Şehla “Vitamin A’nın uzun süreli yüksek dozda kullanımı durumunda ise; iştahsızlık, kusma, kemiklerde şişlik, zayıflama, saç dökülmesi, deride pullanma ve soyulma ve ağız kenarında çatlaklar, karaciğer hastalığı, karaciğer damarlarında tansiyon artışı, karın içinde serbest sıvı birikimi ve kafa içi basıncında artışa bağlı baş ağrısına yol açabilir” diyor.  </p>
<p><strong>Vücudun bakterileri öldürme yeteneğini azaltıyor!</strong></p>
<p>Vücutta gereğinden fazla, yüksek doz E vitamini bulunmasının, vücudun bakterileri öldürme yeteneğini azalttığını, immün ve otoimmün hastalıkların ilerlemesini kolaylaştırabildiğini vurgulayan Dr. İhsan Şehla “Bağışıklık sistemi olması gerekenden fazla, aşırı çalıştığında vücut kendi dokularını yabancı olarak algılayıp bu dokulara saldırarak bir çok önemli hastalığa yol açabilir. Ayrıca bazı kan sulandırıcıların etkisini azaltır” uyarısında bulunuyor.</p>
<p>Aşırı K vitamininin ise aşırı kan hücresi yıkımına bağlı kansızlık, sarılık ve çok yüksek sarılığın yeni doğan bebeklerde beyne yerleşip hasar vermesine neden olabildiğini beliten Dr. İhsan Şehla, aşırı B vitamini kullanımının karaciğer bozukluklarından kalpte ritim bozukluğuna dek birçok soruna yol açabileceğini vurguluyor. Dr. İhsan Şehla C vitamininin suda çözülmediği için vücutta depolanmayıp atıldığını ama onun da aşırı tüketiminin uzun dönemde böbrek taşlarına yol açabildiğini söylüyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p> </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/anne-babalar-dikkat-vitamin-fazlaligi-ciddi-zararlar-verebiliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Jul 2023 08:27:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/07/cocuk-sagligi-ve-hastaliklari-uzmani.jpg" type="image/jpeg" length="86623"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ani Başlayan Şiddetli Baş Ağrısına Dikkat! Felç Sebebi Olabilir]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/ani-baslayan-siddetli-bas-agrisina-dikkat-felc-sebebi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/ani-baslayan-siddetli-bas-agrisina-dikkat-felc-sebebi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son zamanlarda inme (felç) olaylarına sıkça rastlanmaya başladığına işaret eden Özel Denizli Egekent Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İhsan Alur, ani başlayan şiddetli baş ağrısı ya da baş dönmesi felç sebebi olabileceğini belirtti.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />Boynun sağ ve sol tarafında kalpten beyne oksijenlenmiş kan taşıyan atar damarların karotis arterler olduğunu söyleyen Özel Egekent Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. İhsan Alur, karotis arter hastalığı ve inme üzerine açıklamalarda bulundu. Alur, “Halk dilinde şah damarı da denilen bu damarların iç kısmında plak adı verilen oksitlenmiş yağ ve kalsiyum birikiminin daralma ya da tıkanma oluşturması sonucu karotis arter hastalığı oluşur” dedi.<br /><br />Karotis arter hastalığının (şah damar hastalığı) inme sebeplerinde fazlaca payının olduğuna değinen Op. Dr. İhsan Alur, karotis arterlerdeki plaktan kopan kireç parçalarının veya kan pıhtılarının kan yoluyla beynin daha uzak bölgelerindeki damarları tıkayabildiğini ve felce sebep olduğunu söyledi.<br />Sebebi bulunamayan ani başlayan baş ağrısı ya da baş dönmesinin karotis arter hastalığının önemli bulguları arasında yer aldığını ifade eden Op. Dr. İhsan Alur, “Vücudun bir yarısında bazen de yüz bölgesini içine alan çeşitli derecelerde güç kaybı veya his kaybınız varsa, konuşma ve anlama güçlüğü yaşıyorsanız, bir gözünüzde ya da her ikisinde birden ani görme kaybı veya görme keskinliğinde azalma meydana geldiyse muhakkak bir kalp damar uzmanına başvurmalısınız” dedi.<br /><br />Karotis arter hastalığının bazen ileri derecede daralma ya da tıkanma ortaya çıkana kadar belirti vermeyebildiğini dile getiren Op. Dr. İhsan Alur, bazı hastalarda hastalığın inme sonucu tespit edildiğinin de altını çizdi.<br /><br /><strong>Karotis arter hastalığının risk faktörlerine dikkat</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Karotis arter hastalığında risk faktörlerine dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. İhsan Alur, şu uyarılarda bulundu:<br />“Risk faktörlerini değiştirilebilen ve değiştirilemeyen risk faktörleri olarak ele alabiliriz. Değiştirilebilen ve önemsenmesi gereken faktörleri sigara kullanımı, yağdaki yüksek miktarda yağ ve kolesterol düzeyi, hipertansiyon, insülin direnci veya diyabete bağlı yüksek kan şekeridir. Değiştirilemeyen risk faktörleri ise ileri yaş, erkek olmak, doğuştan gelen pıhtılaşma sorunları ve bazı ramotolojik hastalıklardır”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/ani-baslayan-siddetli-bas-agrisina-dikkat-felc-sebebi-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 21 Jun 2023 09:36:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/06/inme-felc.jpg" type="image/jpeg" length="19973"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çocuklarda Polen Alerjisi ile Gribi Karıştırmayın]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/cocuklarda-polen-alerjisi-ile-gribi-karistirmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/cocuklarda-polen-alerjisi-ile-gribi-karistirmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kayseri Şehir Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Murat Cansever, çocuklarda polen alerjisinin semptomları ile grip semptomlarının aynı olduğunu söyleyerek, ailelere uyarılarda bulundu.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cansever, “Tedavi almayan çocuklarda ciddi manada yaşam kalitesi bozukluğu, uyku düzeni bozukluğu ve okul başarısı düşüklüğü görebiliriz” dedi.</p>
<p>Kayseri Şehir Hastanesi Çocuk İmmünoloji ve Alerji Uzmanı Doç. Dr. Murat Cansever, havaların ısınmasıyla beraber çocuklarda polen alerjisinin arttığını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>Polen alerjisi ile ilgili bilgiler veren Cansever,</strong> “İlkbaharın gelmesiyle bir takım doğasal ve iklimsel dönüşümlerle polenler açığa çıkıyor. Ağaçlardan, otlardan ve çayırdan ibaret olan polen çeşitleri olabiliyor ve yöresel olarak iklimsel değişikliler gösterebiliyor. Bunların hangisinin ne yoğunlukta olacağı bölgeden bölgeye farklılık gösterebiliyor. Bu polenlerle birlikte özellikle mart ayının sonundan itibaren başlayan bu süreçte çocuklarımız tek çeşitli şikayetler ile karşımıza gelebilirler. Polen alerjisini sıklıkla biraz daha büyük yaştaki çocuklarda görüyoruz. Uzun bir zaman bahar mevsimine maruz kalınması sonrasında gelişen bir alerji oluyor. Ailede genetik özellikler varsa bu riski artırıyor. Bu çocuklarda genellikle gözlerinde kızarıklık, kaşıntı, sulanma, burunda tıkanıklık veya akıntı, kaşıntı, hapşırık gibi şikayetler ile karşımıza gelebiliyor. Ya da beraberinde alerjik burun iltihabı ile birlikte göğüste sıkışma hissi ve öksürük gibi alerjik astım bulguları da eşlik edebiliyor. Bunlar beraber oluyorsa alerjik astım ile alerjik burun iltihabının beraber olduğu bulgular oluyor. Böyle bir çocukta tedavi açısından en önemli yaklaşım, polenlerden korunmadır. Polenlerin olduğu alanlara çıkarken koruyucu ekipman kullanılması, evin polenlerin daha düşük olduğu saatlerde havalandırılması, evdeki diğer bireylerin dışarıdan gelir gelmez hemen kıyafetlerinin değiştirilmesi gerekir. Bu hasta grubunda bal tükettiği zaman benzer şikayetler artabilir. Balların içerisinde polen özü de ekstresi olabiliyor. Buradaki olay polenlerden korunmayla birlikte semptomatik tedavi dediğimiz bu şikayetlerin olduğu dönemlerde tedavi almasına rağmen rahatlama olmayan çocuklarda, aşı tedavisi de var. Hangi polen alerjisi olduğu belirlendikten sonra uygun solüsyon ile haftalık başlayıp aylar ve yıllara bölünerek devam edilen bir tedavi şekli. Bu şekilde çocuklarımıza tedavi hizmeti sunulabiliyor” ifadelerini kullandı.<br /><br /><strong>"Tedavi almayan çocuklarda ciddi manada yaşam kalitesi bozukluğu, uyku düzeni bozukluğu ve okul başarısı düşüklüğü görebiliriz"</strong></p>
<p>Ailelere uyarılarda bulunan Doç. Dr. Cansever, “Bu çocuklar bu dönemlerde semptomları gösterir göstermez mutlaka aileleri tarafından griple karıştırılmadan ilgili klinikte değerlendirilerek tedavilerinin alınması ve korunma yöntemlerinin öğretilmesi gerekir. Tedaviden de ciddi mana da fayda görüyorlar. Tedavi almayan çocuklarda ise ciddi manada yaşam kalitesi bozukluğu, uyku düzeni bozukluğu ve okul başarısı düşüklüğü görebiliriz. Çocuklarımızı kliniğimizde gördüğümüzde eğer test için uygunsa testlerini yapıp muayene bulguları ile birleştirerek şikayetlerine yönelik tedavilerini uygun bir şekilde düzenleyip aralıklı olarak kontrol ediyoruz. Bu tedavi yönteminde aile ile işbirliği çok önemlidir. Ailenin de bize yardımcı olmasını istiyoruz” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/cocuklarda-polen-alerjisi-ile-gribi-karistirmayin</guid>
      <pubDate>Sat, 20 May 2023 09:52:15 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/05/kayseri-sehir-hastanesi-murat-cansever.jpg" type="image/jpeg" length="92110"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ramazanda Sağlıklı Beslenmenin İpuçları]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/ramazanda-saglikli-beslenmenin-ipuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/ramazanda-saglikli-beslenmenin-ipuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ramazanda oruç tutanların yeme içme dengesinin değiştiğini belirten Özel Sağlık Hastanesi Diyetisyeni Çisil Güneş, ramazanda sağlıklı beslenmenin ipuçlarını paylaştı.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güneş, Ramazanda uzun süre açlık ve susuzluk yaşayan vücudun bu süreçten olumsuz etkilenmemesi için hamur işi, şarküteri ve kızartma gibi yiyeceklerden uzak durulmasını söyledi; sıvı tüketiminin önemine de dikkat çekti.</p>
<p>İftar için önerilerini paylaşan Diyetisyen Çisil Güneş, “İftara, peynir, zeytin, çorba, salata gibi hafif seçeneklerle başlayıp; 10-15 dakika kadar bekledikten sonra az yağlı et, tavuk, balık veya kuru baklagil yemeği, sebze yemeği veya salata, yoğurt ile devam edilebilir. Ekmek tercihi olarak kan şekerini hızlı yükselten pirinç, beyaz ekmek, patates vb. yerine bulgur pilavı, tam tahıllı ekmek, tam tahıllı makarna vb. tercih edilmelidir. Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı olarak oluşabilecek kabızlığı da önlemek için sıvı tüketiminize dikkat etmelisiniz. Yetişkin bir insanın ihtiyacı olan yaklaşık 2-2.5 litre su, iftar ile sahur arasında tüketilmelidir. Çay, kahve demir emilimini etkilediğinden yemeklerden yaklaşık 1 saat sonra tüketilmeli; aynı zamanda diüretik etkilerinden dolayı su tüketimi artırılmalıdır” diye konuştu.</p>
<p><strong>SAHURA MUTLAKA KALKILMALI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Oruç tutarken mutlaka sahura kalkınması gerektiğini kaydeden Çisil Güneş, “Ramazan döneminde en sık yapılan hataların başında sahuru atlamak ve tek öğün beslenmek gelmektedir. Tek öğünle beslenmek; uzun süren açlık ile beraber düşen kan şekeri sonucunda yapılan öğünde hızlı, fazla ve basit karbonhidratlar içeren besinlerin yenilmesine neden olmaktadır. Ayrıca uzun süren açlık, metabolizma hızının yavaşlamasına sebep olmaktadır. Bütün bunlarla beraber oruç tutulan dönemde hareketsiz kalmak kilo almanıza sebep olacaktır. Bu yüzden sahur ihmal edilmemeli ve sahurda uzun süre tok kalmanızı sağlayacak protein ve liften zengin sağlıklı bir öğün yapılmalıdır.</p>
<p> </p>
<p><strong>KIZARTMA VE HAMUR İŞİNE DİKKAT!</strong></p>
<p align="LEFT">İftar ve sahurda uzak durulması gereken besinler hakkında da bilgi veren Çisil Güneş, şöyle devam etti:</p>
<p align="LEFT">“İftarda ve sahurda; kızartma, kavurma, salam, sosis, sucuk gibi çok yağlı, çok baharatlı, tuzlu yiyeceklerden uzak durmalısınız. Bunlar daha fazla susamaya neden olacağı için oruç tutmanızı güçleştirecektir. Ramazan ayında, mideyi de rahatsız etmemek ve kalori alımını kontrol etmek için en doğru pişirme yöntemleri ızgara, fırınlama, haşlama veya buğulamadır. Sahurda çok yemek yerine, daha yavaş sindirilen, daha uzun süre tokluk hissi sağlayan proteinli ve lifli; yumurta, tam tahıllı ekmek, süt ürünleri, çiğ kuruyemişler, taze meyveler tercih edilebilir. Ramazanın simgelerinden birisi de Ramazan pidesidir. Elbette pide yasak değil, ama miktarına dikkat ederek ve sıklığı ayarlanarak tüketilmeli. 1 avuç içi büyüklüğünde Ramazan pidesi ( yaklaşık 25-30 gram ), 1 dilim ekmeğin kalorisine eşittir. Pidenizi evde tam tahıllı unlarla hazırlayarak lif oranını artırıp, daha sağlıklı hale getirebilirsiniz. İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine sütlaç, güllaç, muhallebi veya meyve tatlılarını da iftardan 1 saat sonra tercih edebilirsiniz. Ayrıca iftardan 1-2 saat sonra kısa mesafeli yürüyüşler yapmanız sindirime yardımcı olacaktır. Kilo vermeye çalışan bireylerin ise sahurdan 12 saat sonra, yani iftara 1-2 saat zaman kala tartılması en doğru sonucu verecektir”</p>
<p> </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/ramazanda-saglikli-beslenmenin-ipuclari</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Mar 2023 10:11:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/03/diyetisyen-cisil-gunes.jpeg" type="image/jpeg" length="31165"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Depreme Uzaktan Şahit Olanlarda Kronik Nörolojik Şikayetler Arttı]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/depreme-uzaktan-sahit-olanlarda-kronik-norolojik-sikayetler-artti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/depreme-uzaktan-sahit-olanlarda-kronik-norolojik-sikayetler-artti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[
Nöroloji Uzmanı Dr. Gülten Özdemir, birebir yaşamasalar bile deprem sonrası kronik nörolojik rahatsızlığı olanların şikayetlerinde artış yaşandığını ifade etti.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye'yi yasa boğan deprem felaketi nedeniyle gerek depremi birebir yaşayanlar gerekse uzaktan şahit olanlar hem fiziki hem de ruhsal anlamda sarsılmış durumda. Afet sonrası yaralar günden güne sarılmaya başlansa da deprem etkileri dolayısıyla uzmanlar tavsiye niteliğindeki değerlendirmelerine devam ediyor.</p>
<p><strong> Depreme uzaktan şahit olsalar bile kronik nörolojik rahatsızlıkları bulunan kişilerdeki şikayetlerin günden güne arttığını ifade eden Nöroloji Uzmanı Dr. Gülten Özdemi</strong>r, “Migren, baş ağrısı, uyku problemleri ve odaklanma gibi sorunlarla sık karşılaşmaya başladık” dedi. “Ayrıca depremin oluşturduğu kayba dayalı yeni gerçeklik ve beyinde birbiri ile çelişen farklı duygu durumların oluşması, psikosomatik rahatsızlıkların da artmasına da sebep oldu” diyen Dr. Gülten Özdemir yas sürecinin es geçilmemesini ve yaşanması gerektiğini vurguladı.</p>
<p>Şikayetlerin artmasının yanı sıra nörolojik anlamda yeni şikayetlerin de eklendiğini söyleyen Uzm. Dr. Gülten Özdemir, “Ülkemizi yasa boğan bu deprem felaketi nedeniyle son zamanlarda hepimiz derinden sarsılmış durumdayız. Deprem gibi yaşamı tehdit eden beklenmedik doğal afetler karşısında beyin ilk önce hızlıca bir durum değerlendirmesi yapar. Durumun vahametini, önemini anladıktan sonra ‘savaş ya da kaç' şeklinde yanıt verir. Depremin olumsuz etkileri sadece olayı yaşayan ya da yakınları olanları değil, nöroloji polikliniğine başvurularda olaya şahit olan ya da medya aracılığıyla olayı izleyerek travmatize olan insanların da olduğu anlaşılmıştır. Bizim polikliniğimizde de deprem sonrası kronik nörolojik rahatsızlığı olan kişilerin şikayetlerinin şiddetlendiğini, yeni şikayetlerin eklendiğini, özellikle migren, baş ağrısı sıklığında artış olduğunu, uyku problemleri ve odaklanma sorunlarının sık görüldüğünü görmekteyiz” dedi.</p>
<p><strong>“Depremle ortaya çıkan yeni gerçeklik ile karşı karşıya kaldık”</strong></p>
<p>Deprem ile birlikte ortaya çıkan yeni gerçeklik ile insanların karşı karşıya kaldığını da aktaran Uzm. Dr. Özdemir, “İnsanların büyük ekseriyeti deprem deneyiminin bu çok sarsıcı travması ile dünyanın güvenli bir yer olmadığı, yakınındaki insanların bir gün birden bire aniden ölebileceği gerçeği ile yüzleşmek zorunda kaldı. Yani depremin oluşturduğu kayba dayalı yeni gerçeklik, beyinde birbiri ile çelişen farklı duygu durumların oluşması ile psikosomatik rahatsızlıklar dediğimiz ruhsal iç dünyanın beden hastalığı olarak yansıdığı rahatsızlıkların artmasına da sebep oldu. Bu psikosomatik rahatsızlıklara şu şekilde örnek verebiliriz; Örneğin kolumuzun bacağımızın uyuşması, panik atak, nefes alamama, kalp çarpıntısı, kalp krizi geçiriyormuş gibi hissetme, baş dönmesi veya bir uzvunu hissetmeme gibi rahatsızlıkların temelinin aslında ruhsal sıkıntılara bağlı olduğu nörolojik bir organik kökeninin olmadığı rahatsızlıklardır. Bu rahatsızlıklara psikosomatik rahatsızlıklar deriz” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Yas süreci yaşanmalı”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Rahatsızlıklar karşısında neler yapılması gerektiği hakkında da tavsiyelerde bulunan Özdemir son olarak, “Kronik nörolojik rahatsızlığı olan hastaların sıkıntıları şiddetlendiğinde ya da yeni bir bulgu eklendiğinde tabi ki de uzmana gözükmeleri gerekiyor. Rahatsızlığın psikosomatik mi yoksa gerçekten organik bir sebebi var mı bizler zaten ayırt edebiliyoruz. Öncelikli olarak bu süreçte insanların yasını yaşaması ve olayı kabul etmesi gerekiyor. Olaydan kaçınıp yok saymak değil bu durumu hep birlikte ülkece kabullenip yaşamalıyız. Rahatsızlıklar kişinin boyunu aştığında ise uzmanlara başvurulmalıdır” diyerek sözlerini sonlandırdı.</p>
</header></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/depreme-uzaktan-sahit-olanlarda-kronik-norolojik-sikayetler-artti</guid>
      <pubDate>Fri, 03 Mar 2023 09:10:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/03/dr-gulten-ozdemir.jpg" type="image/jpeg" length="72133"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Deprem Anında Ortaya Çıkan Radon Gazına Dikkat!]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/deprem-aninda-ortaya-cikan-radon-gazina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/deprem-aninda-ortaya-cikan-radon-gazina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Haber: Aydan Yıldırım
İstanbul Arel Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Karataş depremden sonra ortaya çıkan radon gazı ile ilgili önemli uyarılarda bulundu.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Şükrü Karataş ülkemizin yüzde 95’nin deprem tehdidi altında olduğunu vurgulayarak olası depremlere karşı hazırlıklı olmamız gerektiğinin altını çizdi. Depremden sonra ortaya çıkan Radon Gazına dikkat çeken Şükrü Karataş depremin ardından depremzede ve görevlilerin maske takması gerektiğini vurguladı.</p>
<p><img src="https://denizpostasicom.teimg.com/kayserihaber-com/images/2023/02/radon-gazi.jpg" alt="radon-gazi" width="800" /></p>
<p><strong>“Radon Gazı Akciğer Kanserine Neden Olabilmektedir”</strong></p>
<p>Depremin yıkıcı ve öldürücü etkisinin yanı sıra ortaya çıkan radon gazının akciğer ve kolon kanserine neden olduğunu vurgulayan İstanbul Arel Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şükrü Karataş deprem oluşumunun 4. gününe kadar vatandaşların maske takması gerektiğinin altını çizdi. Karataş yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı;</p>
<p>“Depremin yapı kaynaklı yıkıcı ve öldürücü etkisinin yanında, depremde yerküre hareketleri ile yeryüzüne çıkan, deprem anında yeraltındaki katı Radium elementinin radyoaktif bölünmesi sonucu iki proton ve iki nötron kayıp ederek, radyoaktif <strong>radon gazını</strong> oluşturur, ortaya çıkan bu gaz deprem faylarından dışarıya çıkar. Radon radyoaktif bir elementtir bu gaz daha sonra polonyum ve bizmut ve kurşun elementlerine dönüşür. Bu ışınlar <strong>akciğer, mide ve kolon kanserine</strong> neden olurlar. Deprem anında çıkan radon gazının raf ömrü <strong>3.8 gündür</strong>.</p>
<p> </p>
<p><strong>“Radon Gazı İnsan Sağlığını Tehdit Edebilir”</strong></p>
<p>Meydana gelen depremlerin ardından toprakta ve yıkılan binalardan yeryüzüne çıkan <strong>radon gazı</strong> sismik hareketliliğin yoğun olduğu bölgelerde insan sağlığını tehdit edebilir. Deprem anında çıkan radon gazının raf ömrü <strong>3.8 gündür</strong>. Bu radyoaktif elementten korunmak için deprem anında veya deprem oluşumundan sonra <strong>ilk dört gün içinde mutlaka maske kullanılmalıdır. </strong></p>
<p> </p>
<p><strong>“Su ve Topraklarda Radon Elementinin Ölçülmesi Gerekmektedir</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Bu bağlamda ülkemizde yaşadığımız son depremlerden sonra toprak da, yeraltı sularında, gıdada ve havada bulunabilecek radon elementinin ölçülmesi (Bq/m3, Bq/L veya Bq/kg) , bunlardan insanların Radon elementinin olumsuz etkileri konusunda bilgilendirilmesi ve gerekli önlemlerin alınması önem arz etmektedir.</p>
<p> </p>
<p><strong>Radon Gazı Nedir?</strong></p>
<p><strong>Radon gazının</strong> sigaradan sonra akciğer kanserinin en önemli nedenlerinden biri olduğu bilinmektedir. Bir ülkede sigara içme oranına bağlı olarak radonun tüm akciğer kanserlerinin <strong>%3-14</strong> üne neden olduğu tahmin edilmektedir. Bu nedenle birçok ülkede insanlar radon gazının olumsuz etkilerine karşı uyarılmakta bu alanda yasal düzenlemeler getirilerek radon seviyelerini düşürmek için önlemler alınmakta ve bu konuda bilimsel çalışmalar yürütülmektedir.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/deprem-aninda-ortaya-cikan-radon-gazina-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Feb 2023 10:19:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/02/prof-dr-sukru-karakas.jpg" type="image/jpeg" length="12607"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kansere Karşı 12 Etkili Önlem]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/kansere-karsi-12-etkili-onlem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/kansere-karsi-12-etkili-onlem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanserin görülme oranı tüm dünyada giderek artıyor. Dünyada her yıl 20 milyon, ülkemizde de yaklaşık 230 bin kişiye kanser tanısı konuyor.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser en sık görülen ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada yer alıyor. Dünyada her yıl 10 milyon kişi kanser nedeniyle hayatını kaybediyor.</p>
<p>Yaklaşık her üç kanserden 1’inden de beş önemli risk faktörü sorumlu oluyor:<strong> </strong>Fazla kilolu ya da şişman olmak, meyve ve sebzeyi az tüketmek, hareketsiz yaşam sürmek, sigara ile alkol tüketmek. Dolayısıyla yaşam alışkanlıklarında yapılacak olan değişimlerle kanser riskini azaltmak mümkün olabiliyor. Öyle ki yapılan araştırmalara göre; risk faktörlerine karşı önlem alındığında kanser gelişimi yüzde 30-40 gibi önemli bir oranda önlenebiliyor. </p>
<p><strong>Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Engin</strong>, sigara kullanımının kanser için en önemli risk faktörü olduğuna dikkat çekerek, “Sigara içmeyen bir toplum oluşturabilirsek akciğer kanserlerinin neredeyse yüzde 90’ından daha fazlasını önleyebiliriz. Sigara içmeyen bir toplumda akciğer kanserinin yanı sıra baş boyun kanserleri, yutak borusu, mide, pankreas, böbrek, mesane, lösemi ve hatta meme kanseri gibi birçok kanser türünde azalma görülecektir” diyor. <strong>Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Engin</strong>, kanserden korunmamız için almamız gereken önlemleri anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. </p>
<p> </p>
<p><strong>Haftanın 5 günü tempolu yürüyün! </strong></p>
<p>Kansere karşı korunmada düzenli egzersiz yapmak büyük önem taşıyor. Zira, düzenli ve doğru uygulanan egzersizler; metabolizmayı olumlu etkiliyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor, fazla kilolardan kurtulmamıza destek oluyor ve stresi azaltıyor. Yapılan çalışmalarda, haftada 5 gün 30’ar dakika tempolu yürüyenlerde; meme, kalın bağırsak, rahim ve prostat kanseri daha az görülmüş. Bu nedenle haftanın iki- üç günü günde bir saat ya da haftanın beş günü 30’ar dakika yürümeyi alışkanlık edinin. Yürüyüşün yanı sıra yüzmek, bisiklet sürmek ve tenis gibi aktiviteler de sağlığımızı olumlu etkileyen egzersizler arasında yer alıyor. </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p> </p>
<p><strong>Fazla kilolarınızdan kurtulun</strong></p>
<p>Yapılan çok sayıda araştırma, fazla kilo ve obezitenin pek çok kanser türünü tetiklediğini gösteriyor. Östrojen ve insülin de dahil olmak üzere, bazı hormonların kanda yüksek düzeyde olması belirli kanserlere yakalanma riskini arttırabiliyor. Araştırmalar, obezite ve fiziksel aktivite yetersizliğinin özellikle meme, kolon, yemek borusu, karaciğer ile rahim kanserlerine yakalanma riskini yüzde 20-25 oranında artırdığını gösteriyor. Bu nedenle sağlıklı beslenme ve düzenli fiziksel aktiviteyle ideal kilonuza kavuşmanız büyük önem taşıyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Sigarayı hemen çöpe atın</strong></p>
<p>Sigara başta akciğer kanseri olmak üzere pek çok kanser türünün gelişmesine yol açan en önemli etken. Yapılan bilimsel çalışmalar, akciğer kanserinin yüzde 90’ının sigara ve tütün ürünlerinin kullanımına bağlı olarak geliştiğini ortaya koyuyor. Ayrıca sigara ve tütün kullanımı en az 10 farklı kanserin oluşmasında doğrudan ya da dolaylı olarak etkili oluyor. Zira sigara dumanında dört binden fazla kimyasal madde yer alıyor ve bunlardan en az 250’sinin zararlı olduğu ve 50’den fazlasının da kansere yol açtığı biliniyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Sağlıklı ve dengeli beslenin</strong></p>
<p>Günde en az 5 porsiyon sebze ile meyve tüketin ve kanser riskini artıran gıdalardan uzak durun. Örneğin kırmızı eti haftada en fazla yarım kilo ile sınırlandırın. Bunun yerine; balık, tavuk ve hindi gibi beyaz etleri tercih edin. Bakla, kuru fasulye, nohut, börülce ile mercimek gibi bitkisel proteinleri sofranızdan eksik etmeyin. İşlenmiş tahıl ürünleri yerine tam buğday, tam çavdar, tam yulafı tercih edin. Tuz alımınızı günde 2-3 gram ile sınırlayın. Mevsiminde olmayan sebze ve meyvelerde kanser gelişme riskini artıran hormon takviyesi ve kimyasallar daha fazla kullanılıyor. Bu nedenle sebze ile meyveleri mevsiminde tüketin.</p>
<p> </p>
<p><strong>Etleri mangalda pişirmeyin</strong></p>
<p>Etleri kısa zamanda yüksek ateşte pişirmek gibi yöntemlerden kaçınmanız da önem taşıyor. Örneğin mangal yöntemini tercih etmeyin. Zira pişirme sırasında ortaya çıkan polisiklik aromatik hidrokarbonlar kanser riskini artırıyor. Yine de mangal kullanacaksanız etleri yakmamaya dikkat edin. Kanserden korunmak için en ideali yemekleri buğulama ve buharda gibi geleneksel yöntemler ile pişirmek.</p>
<p> </p>
<p><strong>İşlenmiş ürünlerden kaçının</strong></p>
<p>Kanserden korunmak için işlenmiş ürünlerini mümkün olduğunca tüketmeyin. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Engin, gıdaların dayanıklılığını artırmak için besinlerin bir takım işlemlere tabi tutulabildiklerine dikkat çekerek, ”Örneğin işlenmiş balık ürünlerindeki polikloronil bifenil ve diğer besinlerde kullanılan sodyum benzoatin kanser riskini artırabildiği yapılan çalışmalarda ortaya konmuş. Ayrıca sosis, salam, sucuk ve jambon gibi işlenmiş et ürünlerini mümkün olduğunca az tüketin.” diyor.</p>
<p> </p>
<p><strong>Alkollü içecekleri bırakın</strong></p>
<p>Alkol tüketimi baş-boyun bölgesi, yemek borusu, karaciğer, kalın bağırsak, pankreas ve meme kanserinin bilinen sebeplerinden. Özellikle sigara ile beraber alkol almak kanser riskini oldukça yükseltiyor. Prof. Dr. Hüseyin Engin, “Alkolün alım süresi ve günlük tüketilen miktarı arttıkça kanser riski de artıyor. Ancak alkol kullanımı ile ilgili güvenli bir eşik yok. Dolayısıyla alkollü içecekleri hiç tüketmemeniz en doğrusudur.” diyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Enfeksiyonlara karşı ‘önlem’ alın</strong></p>
<p>Dünyada her beş kanserden biri kronik enfeksiyonlara bağlı gelişiyor. Örneğin helicobacter pylori bakterisi mide kanserine, hepatit B virüsü karaciğer kanserine, herpes grubu bazı virüsler de cilt ile rahim ağzı kanserine yol açabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Hüseyin Engin, “Aslında enfeksiyonların çoğu önlenebiliyor veya tedavi edilebiliyorlar. Dolayısıyla enfeksiyonlardan korunmak için önlem alınmalı, hastalık geliştiyse kronikleşmemesi için zaman kaybetmeden bir hekime başvurulmalı.” diye konuşuyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Aşıları ihmal etmeyin</strong></p>
<p>Kanserden korunmak için dikkat etmeniz gereken bir başka önemli nokta da ‘aşılarınızı düzenli yaptırmak’ olmalı. Risk altında iseniz veya Hepatit B’nin sık görüldüğü yerlerde yaşıyorsanız, Hepatit B aşısı olmanız karaciğer kanserinden korunmanız için çok önemli. Human Papilloma Virüsünün (HPV) belirli tipleri de kadınlarda rahim ağzı (serviks) kanseri gibi bazı kanser türlerinin gelişme riskini artıyor. Dünya Sağlık Örgütü; rahim ağzı kanserine karşı 9-13 yaşlarındaki kız çocuklarına aşı yapılmasını öneriyor. </p>
<p> </p>
<p><strong>Düzenli ve kaliteli uyku şart</strong></p>
<p>Uykusuzluk da kanser riskini artıran önemli etkenler arasında yer alıyor. Uyku sırasında bağışıklık sisteminin güçlü olmasında rol oynayan birçok hormon salgılanıyor. Ayrıca vücutta gelişen kanser hücrelerinin önemli bir bölümü bağışıklık hücreleri tarafından uyku sırasında yok ediliyor.  Dolayısıyla düzensiz ve kalitesiz uyuduğumuzda hormonlar ile metabolizmamız işlevlerini yerine getiremeyince, kanserin gelişme riski artıyor.   </p>
<p> </p>
<p><strong>Tarama programlarını aksatmayın </strong></p>
<p>Herhangi bir yakınma olmasa bile tarama testlerinin düzenli olarak yaptırılması yaşamsal önem taşıyor. Bu amaçla 50 yaşından sonra, kansere dönüşebilen poliplerin saptanması ve tedavisi için 5-10 yılda bir kolonoskopi yapılması, 30 yaşından sonra 5 yılda bir PAP Smear ve HPV DNA testi ile rahim ağzı kanseri oluşumu için risk oluşturan CIN lezyonlarının saptanması ve tedavisi son derece önemli. Yine 40 yaşından sonra 2 yılda bir yapılacak olan mamografi tarama ile meme kanseri için öncül lezyonların saptanması mümkün oluyor.  </p>
<p> </p>
<p><strong>Kış güneşine dikkat!</strong></p>
<p>Son yıllarda, yetersiz D vitamini alımı ile bazı kanser türleri dahil pek çok hastalığın gelişme riski arasında ilişki olduğu biliniyor. Prof. Dr. Hüseyin Engin, “D vitamininin en iyi kaynağı ise güneşten sağlanan ultraviyole ışınlarıdır. Gereksinimin yüzde 90’ı bu şekilde karşılanabiliyor. Deride D vitamini oluşabilmesi için vücudun eller, kollar, bacaklar ve yüz gibi en az yüzde 25’lik kısmının 15-20 dakika süre ile güneş ışınlarının dik olarak gelmediği sabah saat 10:00’dan önce, öğleden sonra 16:00’dan sonra güneş ışınlarıyla temas edilmesi gerekiyor” diyor. </p>
<p>Ancak vitamin D’nin temel kaynağı olan güneşin kış ayları da dahil olmak üzere fazlası ve özellikle UV ışınlarının güçlü geldiği 10:00 – 16:00 saatleri arasında maruz kalınması zararlı oluyor. “Çünkü UV ışınlarının deri kanseri ve malign (kötü huylu) melanom gibi insan sağlığı üzerine ciddi zararları vardır” uyarısında bulunan Prof. Dr.Hüseyin Engin, “Bu saatler arasında güneşin altında kalınmamalı, kalınması gerekiyorsa da gerekli önlemler alınmalı. Güneşten korunma en iyi şekilde gölgelik yerler, güneş gözlüğü, uygun giysi ve şapka ile sağlanıyor. Güneş kremi de yüz ve eller gibi vücudun güneşe maruz kalan kısımları için gerekli oluyor.” diye konuşuyor. Ayrıca kozmetik amaçlı ultraviyole (örneğin solaryum) ışınlarına uzun süre maruz kalmak da tehlikeli oluyor. </p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/kansere-karsi-12-etkili-onlem</guid>
      <pubDate>Thu, 02 Feb 2023 09:29:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/02/aci-badem-prof-dr-huseyin-engin.jpg" type="image/jpeg" length="74878"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Veliler Dikkat: “Kötü Karne Sinyal Olabilir”]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/veliler-dikkat-kotu-karne-sinyal-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/veliler-dikkat-kotu-karne-sinyal-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sömestr tatilinde karne alan öğrencilerin kötü notlarının aslında velilerine bir sinyal olabileceğini belirten Psikiyatri Uzmanı Dr. Tuğba Kara, velilerin çocuklarına öfkelendiklerinde çözüm yollarının da kapatıldığını söyledi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />Kötü notların aslında çocukların bir şeyleri öğrenemediğinin sinyalcisi olabileceğini söyleyen Psikiyatri Uzmanı Dr. Tuğba Kara,</p>
<p>“Öncelikle zorlu bir eğitim ve sınav dönemini atlatan çocukları ve onların her daim yanlarında olan anne ve babalarını tebrik ediyorum. Bugün çocuklar karnelerini aldılar ve tabi anne ve babaların onlardan bir beklentileri var. Beklentileri karşılanan anne babalar mutlu oluyorlar ancak karnelerinde kırık notu olan çocukların anne veya babalarının göstermiş oldukları tepki genelde öfke, kızgınlık, bağırma veya tamamen araya mesafe koyup küsme olabiliyor. Elbette ki biz çocuklarımız başarılı olsun istiyoruz, ayaklarının üzerinde dursunlar istiyoruz. Bunun için de birçok kez onlara hem maddi hem de manevi şekilde destekliyoruz. Bunun da ebeveynler üzerinde oluşturmuş olduğu bir beklenti oluyor. Bu beklenti karşılanmadığı takdirde ebeveynler çaresizlik, hayal kırıklığı, üzüntü gibi olumsuz duygular yaşıyorlar. Ancak biz bunu çocuklarımıza genelde öfke olarak gösteriyoruz. Onların karnelerinden dolayı özellikle kırık notları varsa öfkeleniyoruz, bağırıyoruz, bazen eleştiriyoruz. Şöyle bir yanılsamamız oluyor bence, onları eleştirdiğimiz, bağırdığımız zaman bir anlamda kendi içlerine dönüp “Ben ne yaptım, nerede hata yaptım?” demelerini bekliyoruz. Genelde bu böyle olmuyor. Biz onlara öfkelendiğimiz, bağırdığımız zaman aslında çözüm yollarını kapatmış oluyoruz. Aslında karne, tırnak içinde söylüyorum kötü bir karne aslında bizim için bir sinyal görevi görüyor. Çocuğun aslında bir şeyleri öğrenemediğini gösteriyor. Neden öğrenemediği konusunda bir araştırma yapmak yerine onlara bağırdığımızda, araya mesafe koyduğumuzda bu çözüm yollarını bulmayı ve kötü karnenin nedenini bulmayı bir anlamda geri plana atmış oluyoruz” dedi.</p>
<p>Tuğba Kara, çocuklarda bilinmeyen sorunlar olabileceğini ve bunların bulunması gerektiğini belirterek,</p>
<p>“Aslında sadece çocuğun çalışmaması değil, belki bilmediğimiz bir organik bozukluğu var öğrenme güçlüğü dediğimiz tanısı konmamış belki dikkat eksikliği var. Belki akran zorbalığına uğruyordur bunları bilmiyoruz. Şu anda toplumda çocuklar arasında yaygın görülmeye başlandı. Belki çocuk depresyonda. Çünkü depresif belirtilerle ergenlik belirtileri sık sık birbirine karışıyor ve ders performansını düşürüyor. Biz çocuğumuza öfkelendiğimizde, bağırdığımızda aslında bütün bu nedenleri görmezden gelmiş oluyoruz. Kötü karnesinden dolayı çocuğa ceza verdiğimizde eğer onun dikkat eksikliği ya da öğrenme güçlüğü varsa çocuk zaten yapamıyor ve daha da geri plana kendisini itmiş oluyor. Daha da derslerinde başarısız oluyor. Hem ebeveynleriyle ilişkisi de bozulmuş oluyor. Bazen gelen ebeveynler çocukların hiç umursamadığını söylüyor. Ben çocukları görüşmeye aldığımda şunu görüyorum, hakikaten umursuyorlar. Onlar da üzülüyorlar, suçluluk yaşıyorlar, pişmanlık yaşıyorlar ama bunu göstermiyorlar. Ben de ebeveynlere şunu öneriyorum, bir maraton düşünün iki çocuk bu maratonda koşmaya başladı ve birinin ayağı kırık, diğeri tamamen sağlıklı. İkisi de çok çaba sarf ediyorlar ve ikisi de maratonu bitiriyorlar ama tabi ki birinci olan çocuk tamamen sağlam olan sorunu olmayan ve koşabilen çocuk oluyor. Hangisini takdir edeceklerini soruyorum ve ikisini de takdir edeceklerini söylüyorlar. Hakikaten bunu görebilmek, çocuğun neden kötü bir karneyle geldiğini ve bunun nedenini tespit edebilmek, o kırık ayak hayatında neye denk geliyor bunları tespit edebilirsek, o konuda çocuklarımıza yardım edebiliriz diye düşünüyorum” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Özellikle çalışan ailelerin tatilde çocuklarıyla özel zaman geçirmeleri gerektiğini söyleyen Kara, sözlerine şu şekilde devam etti:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>“İlk karnesi ile gelen çocuklarda sık sık sorulan soru “Hocam ödül verelim mi?” oluyor. Belki bu sömestr tatilinde onların ödülü aileleriyle keyifli vakit geçirmek olabilir. Yoğun bir ders döneminden çıktılar, onlara tekrar eksiklerini tamamlamaları ve derslerine çalışmaları gibi yoğun bir program oluşturmak yerine, sorumluluğu onlara bırakarak, “Sen eksiklerini biliyorsun, tamamlamak istediğin noktaya kadar gel. Kalan zamanını da verimli değerlendir” diyebiliriz. Tabi ki bilgisayarla oynayacaklar, bunun yanında arkadaş ilişkileriyle sosyal aktiviteler yapmalarını önemli ve değerli buluyorum. Çünkü ders vakitlerinde buna çok vakit bulamıyorlar. Aileleriyle, özellikle anne babalar çalışan ailelerde özellikle anne babaların çocuklarıyla özel ve keyifli vakit geçirmelerini önemsiyorum.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/veliler-dikkat-kotu-karne-sinyal-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 20 Jan 2023 12:03:03 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/01/psikiyatr-tugba-kaya.jpg" type="image/jpeg" length="69248"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çok Yüksek Ses Akustik Travmaya Yol Açıyor]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/cok-yuksek-ses-akustik-travmaya-yol-aciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/cok-yuksek-ses-akustik-travmaya-yol-aciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzmanlar kulaklıklardan çıkan sesin çok yüksek olması halinde akustik ve yüksek sese bağlı travmanın 4 bin Hertz gibi çok yüksek desibellerde meydana geldiğini ifade ediyor.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Silah patlaması ve uçak kalkış sesi gibi gürültülü durumların akustik travmalara yol açtığını belirten KBB Uzmanı Op. Dr. K. Ali Rahimi, bu sesler oluşurken işitme kaybını engellemek için kulaklık kullanılmasını tavsiye ediyor. Op. Dr. K. Ali Rahimi, çocuklarda yumuşak başlıklı kulaklık kullanılmasını ve kulakta mantar enfeksiyonu var ise kulaklığın başka kişilerle paylaşılmamasını öneriyor.</strong></p>
<p>Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi KBB Uzmanı Op. Dr. K. Ali Rahimi, yüksek sese bağlı işitme kayıpları ve kulaklık kullanımı ile ilgili önemli bilgiler paylaştı</p>
<p><strong>Normal sınırdaki ses işitme kaybı yaratmıyor</strong></p>
<p>Kulaklık olarak adlandırılan aletin aslında ba<wbr />sit bir hoparlör olduğunu belirten KBB Uzmanı Op. Dr. Ali Rahimi, “Bu hoparlörden çıkan ses çok yüksek değil ise kulağa zarar verme durumu yoktur. Akustik travma ve yüksek sese bağlı travma çok yüksek desibellerde meydana geliyor. İnsanlar o sese tahammül edemez ve o kadar yüksek seste müzik dinleyemez. Bu yüzden yüksek sesle müzik dinlemek normal sınırlar içerisinde herhangi bir işitme kaybına yol açamaz. İşitme kaybına neden olabilecek yüksek gürültüler akustik travmaya yol açar. Bu akustik travmalara maruz kalınan durumlar; silah patlamaları, uçak kalkış sesi ya da gürültülü demir çelik fabrikalarında çalışılmasıdır. Maruz kalınan durumlar meydana gelirken sesi kesen kulaklıklar kullanılırsa işitme kaybı engellenebilir” dedi. </p>
<p><strong>Çocuklarda yumuşak başlıklı kulaklık tercih edilmeli</strong></p>
<p>Çocuklarda kulak şekline bağlı olarak ve çene eklemine zarar vermeyecek şekilde kulaklık kullanılabile<wbr />ceğini söyleyen KBB Uzmanı Op. Dr. K. Ali Rahimi, “Ancak kulaklık kullanımı çocukların dış kulak oluşumu tamamlandıktan sonra gerçekleşirse daha sağlıklı olacaktır. Kulak sağlığı için kablosuz ya da kablolu fark etmiyor. Bu kulaklıkların sağlık açısından ciddi hastalıkları beraberinde getirdiği bu zaman kadar belirtilmedi. Ancak dış kulak duvarının ön duvarı çene eklemi olduğu için çene hareketlerini kısıtlayacak ya da ona zarar verecek kulaklıklar kullanılmaması, mümkünse daha yumuşak başlıklı kulaklıkların tercih edilmesi daha faydalı olacaktır” diye konuştu.</p>
<p><strong>Kulaklık dış kulak yolu akıntısını bozuyor</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>KBB Uzmanı Op. Dr. K. Ali Rahimi, sadece 4 bin Hertz’de işitme kaybı görülebileceğini ancak çok fazla kullanılan bir frekans olmadığını söyledi ve sözlerini şöyle tamamladı: </p>
<p>“Bu yüzden yüksek gürültüye bağlı frekans kaybına maruz kalan kişilerde ilerleyen yaşlarda çınlama problemi görülüyor. Takılan kulaklıklar dış kulak yolunun akıntısını bozuyor. Böylece kulak kiri rahat bir şekilde dışarıya doğru akamayıp içeride birikiyor. Ancak bundan daha tehlikeli olan kulak çubuklarının kullanımıdır. Kulaklığa bağlı kulak kiri kendini dışarı atamaz ve tıkanırsa bir kulak burun boğaz uzmanına muayene olmanız gerekir. Kulaklık kullanımında en çok dikkat edilmesi gereken durum mantar enfeksiyonudur. Mantar enfeksiyonu kulaklığa bulaşmış ise kulaklığı başka kimse kullanmamalı. Kulak kepçesini kapatan, kanalı kapatmayan kulaklıklar kullanılabilir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/cok-yuksek-ses-akustik-travmaya-yol-aciyor</guid>
      <pubDate>Tue, 03 Jan 2023 09:41:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/01/kbb-uzmani-ali-rahimi.jpg" type="image/jpeg" length="22043"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kaygıyı şakaya almayın]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/kaygiyi-sakaya-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/kaygiyi-sakaya-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yoğun pandemi döneminde sık karşılaşılan sorunlardan biri de çocuklarda görülen korku ve kaygılar oldu. Pandemiyle birlikte sıklıkla ayrılık kaygısı, ölüm korkusu ve mikrop kapma kaygısının görüldüğünü belirten uzmanlar, birçok psikiyatrik rahatsızlığın ergenlik döneminde başladığına dikkat çekiyor. Uzmanlara göre, ev içerisinde pandemi değil, diğer gündelik konular, kısa ve uzun vadeli planlar konuşulmalı. Üsküdar Üniversitesi NP Feneryolu Tıp Merkezi Klinik Psikolog Duygu Barlas, pandemi döneminde çocuklarda görülen korku ve kaygıların nasıl yönetileceğine dair ebeveynlere önemli tavsiyelerde bulundu.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocukların pandemi döneminde ebeveynlerinin kaygılarına, haberlere ve çevresel kaygılara daha duyarlı olduklarını söyleyen Duygu Barlas, “Pandemi ile beraber sıklıkla ayrılık kaygısının, ölüm korkusunun ve mikrop kapma kaygısının daha sık olmaya başladığını söyleyebiliriz. Öncelikle her zaman olduğu gibi çocuk hangi korkuyu yaşıyor olursa olsun, ebeveynler çocuklarının duygularını tanımlamalarına ve bu duyguların ifade edilmesine yardımcı olmalıdırlar. Daha sonra çocuğun temel korkusu ortaya çıkartılmalıdır. Örneğin, bu dönemde ayrı yatmaktan korkan çocuğun temel korkusu ayrı kaldığında annesinin başına bir şey geleceği korkusu olabileceği gibi sadece karanlıkta kalmaktan korkma durumu da olabilir. Temel korkunun belirlenmesi, ebeveynlerin hangi tutumu benimseyeceklerine yardımcı olacaktır” dedi.</p>
<p><strong>Pandemi kalıcı değil</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Barlas, hızlı ve aşırı değişiklik barındıran rutinlerden uzak durmaları çocukların kaygılarını daha iyi yönetmelerini sağlayacaktır dedi ve sözlerine şöyle devam etti: “Duyguların tanımlanması, temel korkunun belirlenmesi adımlarının haricinde, pandemi döneminde korku yaşayan çocukların ebeveynlerinin normalleşme rutinlerini adım adım uygulamaları gerekiyor. Ebeveynler, değişen rutinlerini mutlaka çocukları ile paylaşmalı ve onun da fikrini almalılar. Bir diğer dikkat etmeleri gereken nokta bu durumun kalıcı olmadığı vurgusunun yapılmasıdır. Çocuklara pandemi gibi durumların bazı dönemlerde olabileceğinin ancak insanların bu tip durumlar ile baş etmek için gerekli donanıma sahip olduklarının bilgisi verilmelidir. Aynı zamanda her gün pandemi ile ilgili olumlu gelişmeler çocuklarla paylaşılmalıdır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/kaygiyi-sakaya-almayin</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2020 14:32:53 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/kaygiyi_sakaya_almayin.jpg" type="image/jpeg" length="90761"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hareketsiz yaşam sağlığı bozuyor]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/hareketsiz-yasam-sagligi-bozuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/hareketsiz-yasam-sagligi-bozuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Akşam yemeklerini hafif tüketmemiz gerektiğini söyleyen Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, "Hareketli bir yaşam sürmeli ve yaşa uygun spor yapmalıyız. Aşırı kilodan da uzak durmalıyız. Çünkü yaşlanmayla birlikte hareketsizlik önemli bir sorun." dedi ve ekledi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İnsan ömrü uzadıkça farklı hastalıkların ön plana çıktığını ifade eden Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, "Bu farklı hastalıkların başında nörolojik hastalıklar (Demans, Alzheimer) geliyor. Yaş ilerledikçe damar sertliği ihtimali de artıyor. Damar sertliği nedeniyle tromboembolik olaylar yaşanabiliyor. Bunlarda beyne gittiğinde beynin idare ettiği organlarda işlev bozukluğu ortaya çıkıyor. Mesanede işlev bozukluğu da en sık gördüğümüz problemlerden bir tanesi." diye konuştu.</p>
<p><strong>Yaşa uygun spor yapılmalı</strong></p>
<p>İnsan ömrü uzadığı için sağlıklı yaşlanmayı kendimize hedef olarak almamız gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Tufan Tarcan, "Sağlıklı yaşlanmanın en önemli kriterlerinden bir tanesi kardiyovasküler risk faktörlerinden (hipertansiyon, tütün kullanımı, hiperlipidemi, diyabet, obezite, hareketsiz yaşam, depresyon) uzak durmak. Yaşa uygun sporları yapmak da çok önemli. Çünkü yaşlandıkça kas ve bağ dokusunda zayıflık ortaya çıkıyor. Bu yapıyı da koruyabilmek özellikle idrar yolları için çok önemli." dedi.Kabızlık sorununu da risk faktörlerinin arasına ekleyen Prof. Dr. Tufan Tarcan, "Kabızlık dolayısıyla ıkınmak özellikle kadınlarda pelvik organ sarkmasıyla birlikte bazı ek idrar problemlerinin de ortaya çıkmasına neden oluyor. Bir diğer risk faktörü ise KOAH. Sık öksürükler ve bu öksürüklere bağlı olarak karın içi basıncın artmasıyla pelvik taban bozulabiliyor." dedi.</p>
<p><strong>50 yaş üstü kontrolleri aksatmamalı</strong></p>
<p>Yaşlanmayla beraber idrar sorunlarının arttığını ancak bunların hepsinin aynı sebebe bağlı olmadığına dikkat çeken Kontinans Derneği Başkanı Prof. Dr. Tufan Tarcan, "Erkeklerde yaşla birlikte ortaya çıkan idrar problemlerinden bir tanesi prostat büyümesi. 50 yaşından itibaren erkekler yılda 1 kez üroloji uzmanına gidip muayene olmalı. Bazen prostat büyümesine bağlı problemler çok yavaş ilerliyor. Hasta bunları geç fark ettiği zaman ise prostata yönelik tedaviler işe yaramayabiliyor. Erken davranmak çok önemli. Ayrıca yaşlanan erkekte nörolojik hastalıklar işeme sorununa yol açabiliyor." diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>Vajinal doğumların etkisi</strong></p>
<p>Kadınlarda pelvik taban ve bağ dokusu yapısında yaşlanmaya bağlı olarak problemlerin ortaya çıktığını ifade eden Prof. Dr. Tufan Tarcan, "Vajinal doğumlar önemli risk faktörü oluşturuyor. Aşırı kilo, hamilelik, menopoz sonrası hormonal değişiklikler bunların hepsi idrar kaçırmayı etkileyen faktörler. Damarsal risk faktörü ve obezite de çok önemli. Aşırı kilodan uzak durulmalı. Hareketli bir yaşam sürmeliyiz. Yaşlanmayla birlikte hareketsizlik bizim en zor baş edebildiğimiz konu. Hareketsizlik olduğu zaman idrarla ilgili birçok problemi davet ettiğimizi bilmemiz lazım." açıklamasında bulundu.</p>
<p>Kurumsal</p>
<p><strong>Mesaneyi uyarıcı maddeler</strong></p>
<p>Kahve ve çay tüketiminin mesaneyi direk uyardığının altını çizen Prof. Dr. Tufan Tarcan, "Yaşlanmayla birlikte aşırı aktif mesanenin görülme sıklığı artıyor. Sık tuvalete giden, aşırı aktif mesane problemi yaşayan hastalar kahve ve çay tüketimine özellikle dikkat etmeli. Bitkisel çayların içerisinde de mesaneyi uyarıcı maddeler oluyor." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/hareketsiz-yasam-sagligi-bozuyor</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2020 14:23:10 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/hareketsiz_yasam_sagligi_bozuyor.jpg" type="image/jpeg" length="12613"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşırı dezenfektan kullanımı kötüdür]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/asiri-dezenfektan-kullanimi-kotudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/asiri-dezenfektan-kullanimi-kotudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Koronavirüsten korunmak için alınacak önlemlerin başında, ellerin sık sık yıkanması ve dezenfekte edilmesi geliyor. Ancak yanlış dezenfekte uygulamaları deride kızarıklıktan egzamaya uzanan bir dizi rahatsızlığa da yol açabiliyor.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Koronavirüsten korunmak için alınacak önlemlerin başında, ellerin sık sık yıkanması ve dezenfekte edilmesi geliyor. Ancak yanlış dezenfekte uygulamaları deride kızarıklıktan egzamaya uzanan bir dizi rahatsızlığa da yol açabiliyor. Acıbadem Ankara Hastanesi Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Bahar Öznur, son zamanlarda dermatoloji (cildiye) kliniklerine bu tür şikayetlerle başvurunun arttığına değinerek “Bu şikayetleri önlemek için dezenfektanları doğru bir şekilde kullanmak, ev işleri sırasında eldiven kullanmak, sıvı sabun yerine kalıp sabun tercih etmek, eller yıkandıktan sonra mutlaka nemlendirici ürün sürmek önem taşıyor” önerilerinde bulunuyor. Elleri uzun süre sabunla ovalayarak yıkamanın mümkün olmadığı durumlarda dezenfektan ürünler kullanılıyor. “Ancak el hijyenini sağlamak için kullanılan dezenfektanların sık veya yanlış kullanımının deride tahriş, kızarıklık, kabuklanma ve yaralar ile sonuçlanan el egzamalarına yol açması kaçınılmaz oluyor” açıklamasında bulunan Deri Hastalıkları Uzmanı Dr. Bahar Öznur, sözlerine şöyle devam ediyor: “Son haftalarda dermatoloji kliniklerine gelenlerin büyük çoğunluğunu ellerde yanma batma kızarıklık ve kaşıntı şikayeti ile başvuran hastalar oluşturuyor. Bu hastalarda genellikle sık su, sabun, çamaşır suyu, kozmetik ürünlerin ve alkol bazlı ürünlerin kullanımına bağlı alerjik maddelere hassasiyetin artması ve tahriş gelişiyor. Ayrıca elde gelişen egzama daha sonra yüz ve vücuda da yayılabiliyor. Çocuklarda da derinin çok ince ve hassas olmasına bağlı aynı şekilde elde tahriş ve kızarıklık görülüyor.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>Solunum yolu hastalığı yapabilir</strong></p>
<p>Temizlik için kullanılan malzemelerin farklı kimyasal maddeler içerdiğini, uzun süreli maruziyetin solunum sorunlarına yol açabileceğini belirten Dr. Bahar Öznur, özellikle astım, kronik bronşit gibi hastalıkları olan kişilerde nefes darlığı görülebildiğini söylüyor. Bu ürünlerin dikkatli kullanılması, mekanların sık sık havalandırılması, kimyasal maddelerin kesinlikle bir arada kullanılmaması uyarılarındabulunan Dr. Bahar Öznur, “Solunum yollarındaki rahatsızlıkların yanı sıra gözlerde yanma, batma ve kızarıklık da sık karşılaşılan tahriş bulguları arasında” diyor. Hijyen konusu gündeme geldiğinde çamaşır suyu kullanımının kanser hastalığına yol açıp açmadığı da önemli soru işaretlerinden birini oluşturuyor. Dr. Bahar Öznur, bu konuda “Çamaşır suyu kullanımının tahriş edici kesin olmakla birlikte Uluslararası Kanser Araştırma Enstitüsü (The International Agency for Research on Cancer, IARC) verilerine göre insanlar için kanser yapıcı etkisi olmadığı teyit edilmektedir” açıklamasında bulunuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/asiri-dezenfektan-kullanimi-kotudur</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2020 14:15:16 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/tatilde_cildinize_iyi_bakin.jpg" type="image/jpeg" length="67193"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA['Covid-19 geçiren annenin sütüne antikor geçiyor']]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/covid-19-geciren-annenin-sutune-antikor-geciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/covid-19-geciren-annenin-sutune-antikor-geciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, "Covid-19 geçirmiş ve antikor geliştirmiş kadınlar eğer çocuk doğururlarsa anne sütlerine o antikor geçiyor. Dolayısıyla anne sütü Covid-19 geçirmese bile bir bebek için diğer hastalıklardan koruyan antikorlar gibi birçok koruyucu özellik içerir" dedi.Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Enfeksiyon Hastalıkları Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, "Covid-19 geçirmiş ve antikor geliştirmiş kadınlar eğer çocuk doğururlarsa anne sütlerine o antikor geçiyor. Dolayısıyla anne sütü Covid-19 geçirmese bile bir bebek için diğer hastalıklardan koruyan antikorlar gibi birçok koruyucu özellik içerir" dedi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, Hollandalı bilim insanlarının anne sütünde koronavirüsü engelleyebilecek miktarda antikor bulunduğu açıklanan çalışmasında, Covid-19 geçirmiş annelerin doğan bebeklerine bakıldığını söyledi. Bu doğrultuda anne sütünde antikorun incelendiğini belirten Ceyhan, "Covid-19 geçirmiş ve antikor geliştirmiş kadınlar eğer çocuk doğururlarsa anne sütlerine de o antikor geçiyor. Bu zaten genel bir olaydır; anne sütünün özelliğidir. Anne, anne sütü yoluyla bebeğine verir. Dolayısıyla anne sütü Covid-19 geçirmese bile bir bebek için diğer hastalıklardan koruyan antikorlar gibi birçok koruyucu özellik içerir" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>'Antikor çalışması yeni çalışma'</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ceyhan, Covid-19 geçirmiş annenin kanında ona karşı antikor varsa bebeğine onları da geçirdiğini kaydederek, "Bu bebeği bir süre korur. Bu süre hastalıktan hastalığa değişir. Genellikle bu 4 ay ile 12 ay arasında sürebilir. Bazı hastalıklarda daha kısa, bazı hastalıklara karşı daha uzun olmak üzere devam eder. Bebekte kızamık, suçiçeği, hepatit gibi birçok hastalığın ilk 6 ayda çok daha nadir görülmesinin nedeni de budur. Anne sütündeki antikor çalışması yeni bir çalışmadır; ancak annenin Covid-19 geçirmiş olması şartıyla. Yani Covid-19 geçirmemiş bir annenin sütüyle bebeğine Covid-19'a karşı koruyucu antikor geçirmesi söz konusu da değildir" dedi.</p>
<p><strong>'Virüse karşı etkili olabileceğinin alakası yok'</strong></p>
<p>Anne sütünün tam anlamıyla etkili aşısı bulunmayan virüse karşı etkili olabileceğinin mümkün olmadığını vurgulayan Ceyhan, "Buradaki antikor direkt anneden geliyor. Hâlbuki biz aşıda direkt kişinin vücuduna zararsız bir şekilde onun mikrobunun bir antijenini verip, kendinin antikor yapmasını arzuluyoruz. Burada öyle bir durum söz konusu değil. Belki şöyle diyebiliriz; plazma tedavisinde hastalığı geçirmiş olanların antikor içeren kanının sağlıklı kişilere verilmesine benzer bir durum bu. Anne Covid-19 geçirmemişse zaten böyle bir durum söz konusu değil" diye konuştu.</p>
<p><strong>'Salgını önleyecek özelliği yok'</strong></p>
<p>Prof. Dr. Ceyhan, özellikle risk grubundaki kişiler için anne sütünün salgında koruyucu olabileceğine ilişkin açıklamayla ilgili ise şunları söyledi:</p>
<p>"Bence yanlış bir düşünce. Çünkü bu durumun olabilmesi için annelerin yarısından çoğunun Covid-19 geçirmiş olması lazım. Hâlbuki oranlar çok alt seviyede. Kanında antikor bulunduran anne oranı örneğin; bizde genel toplumu düşünürseniz yüzde 1 ile 2 civarındadır. En yüksek yerde yüzde 7 civarında bulunuyor. Dolayısıyla bir salgını önleyecek özelliği yok. Ayrıca bu bir süre bebeği korur. Diyelim ki çocuğu 6 ay korudu, 6’ncı aydan sonra koruyucu özelliği kalmayacaktır. Onun için anne karnından da geçen antikorlar var. Diyelim ki anne Covid-19 geçirdi, sadece anne sütüyle değil çocuğu rahminde taşırken de zaten bebeğe antikor veriyor. Bir süre sonra o da azalıyor. Anne sütü aldığı sürece oradan da antikor alıyor. Anne sütünden aldığı antikor, anne karnındayken geçirilen enfeksiyonun oluşturduğu antikor kadar yüksek düzeyde olmuyor. Özellikle 3-4 günlükteki anne sütü, son derece kıymetlidir. Genel anlamda koruyuculuk içeren birçok bağışıklık maddesi barındırıyor." DHA</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Siz ve Aileniz</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/covid-19-geciren-annenin-sutune-antikor-geciyor</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2020 09:22:46 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/covid19_geciren_annenin_sutune_antikor_geciyor.jpg" type="image/jpeg" length="50178"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
