<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Kayseri Gündemi Kayseri Siyaseti kayseri Asayişi Kayseri Haber Kayseri Son Dakika</title>
    <link>https://www.kayserihaber.com</link>
    <description>Kayseri haber ve Kayseri son dakika gelişmeleri, siyaset, ekonomi ve gündem haberleri anında Deniz Postası'nda. Kayserispor, puan durumu, maç fikstürü, anlık hava durumu, namaz vakitleri, nöbetçi eczane listesi ve Kayseri olayları  son dakika bilgilerine dair aradığınız her şey denizpostasi.com'da.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.kayserihaber.com/rss/sizin-hastaliginiz" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>© 2025 Deniz Postası. Bu sitede yer alan tüm içerik ve veriler, Kayseri Haber ve güncel bilgi kaynağı olarak tescillidir</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 28 Apr 2026 19:03:07 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/rss/sizin-hastaliginiz"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından kritik uyarı: Bu nezle Türkiye’nin yüzde 20’sini etkisi altına aldı!]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/uzmanindan-kritik-uyari-bu-nezle-turkiyenin-yuzde-20sini-etkisi-altina-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/uzmanindan-kritik-uyari-bu-nezle-turkiyenin-yuzde-20sini-etkisi-altina-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Barış Şapcı, saman nezlesinin Türkiye’nin yüzde 20’sini etkilediğini söyleyerek, vatandaşlara uyarıda bulundu.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sivas Devlet Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Barış Şapcı, Türkiye’de milyonlarca kişiyi etkileyen alerjik rinitin (saman nezlesi) yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürdüğünü belirterek vatandaşları uyardı. Şapçı, hava kirliliği ve kentsel yaşamın artması sebebiyle son yıllarda giderek yaygınlaşan bu hastalık hakkında bilinçlenmenin önemine dikkat çekti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Burun kaşıntısı hapşırık gibi belirtilerin olabileceğini söyleyen Barış Şapcı, "Bazı hastalarda baş ağrısı, nefes darlığı ve koku alma bozuklukları da görülebiliyor. Hastaların önemli bir kısmı yılın neredeyse yarısında şikâyet yaşıyor. Bu durum günlük yaşamı, uyku düzenini ve iş verimini olumsuz etkiliyor" dedi.</p>

<p><img alt="Saman Nezlesi 2" class="detail-photo img-fluid" height="872" src="https://denizpostasicom.teimg.com/kayserihaber-com/uploads/2026/04/2026/04/saman-nezlesi-2.jpg" width="1200" /></p>

<h2><strong>‘POLİKLİNİK KONTROLLERİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR’</strong></h2>

<p>Hastalığın oluşumunda genetik yatkınlık, aile öyküsü, sigara dumanına maruz kalma, hava kirliliği ve alerjenlerle temasın etkili olduğunu ifade eden Barış Şapcı, polenler, ev tozu akarları, mantarlar ve hayvan tüylerinin en sık karşılaşılan alerjenler arasında olduğunu söyledi. Tedavide önceliğin alerjenden korunmak olduğunu belirten Şapcı, "Medikal tedavi, immünoterapi ve bazı durumlarda cerrahi yöntemler uygulanabiliyor. Düzenli poliklinik kontrolleri, hastalığın takibi açısından büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/uzmanindan-kritik-uyari-bu-nezle-turkiyenin-yuzde-20sini-etkisi-altina-aldi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/uploads/2026/04/2026/04/saman-nezlesi-1.jpg" type="image/jpeg" length="98199"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kayseri’de rutubetli evler akciğerleri tehdit ediyor!]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/kayseride-rutubetli-evler-akcigerleri-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/kayseride-rutubetli-evler-akcigerleri-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kayseri'de Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, rutubetli ortamlardaki mantarların bağışıklığı zayıf kişilerde ciddi akciğer enfeksiyonlarına neden olabileceğini belirtti ve küflü kıyafetlerden uzak durulması gerektiğini vurguladı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kayseri’de görev yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, rutubetli ortamlarda oluşan mantarların, bağışıklık sistemi zayıf bireylerde ciddi akciğer enfeksiyonlarına yol açabileceğini söyledi. Küflü kıyafetlerden uzak durulması konusunda da uyardı.</p>

<p><strong>Rutubetli ortamlar ve mantar riski: Sağlığınız tehlikede olabilir</strong></p>

<p>Kayseri’de özel bir hastanede görev yapan Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Serpil Kuş, özellikle nemli ve rutubetli ortamlarda mantarların kolayca çoğalabildiğini belirtti. Bu ortamlarda kalan kıyafetlerin de zamanla küflenebileceğini ve bu küflerin insan sağlığı üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğini vurguladı. Dr. Kuş, "Mantarlar solunum yoluyla vücuda nüfuz edebilir ve özellikle akciğerlerde ciddi enfeksiyonlara neden olabilir" dedi.</p>

<p><img alt="hastane sağlık" class="detail-photo img-fluid" height="632" src="https://denizpostasicom.teimg.com/kayserihaber-com/uploads/2025/05/2025/5/aw455413-03-1-1.jpg" width="843" /></p>

<p><strong>Bağışıklık sistemi zayıf olanlar dikkat!</strong></p>

<p>Bazı mantar türlerinin insan vücudunda doğal olarak bulunduğunu hatırlatan Dr. Serpil Kuş, bağışıklık sisteminin zayıfladığı durumlarda bu mantarların tehdit oluşturabileceğini söyledi. "HIV, AIDS, kanser, kemoterapi gören hastalar, lösemi hastaları veya diyabeti kontrol altında olmayan bireyler risk altındadır. Bu kişilerde mantarlar akciğerlere yerleşebilir, hatta tüm vücuda yayılabilir" şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Geçmeyen öksürük ve yüksek ateş mantar enfeksiyonu belirtisi olabilir</strong></p>

<p>Dr. Kuş, antibiyotik tedavisine rağmen iyileşmeyen öksürük, balgamda siyah veya beyaz pamukçuk benzeri oluşumlar, aralıklı ateş gibi belirtilerin mantar enfeksiyonuna işaret edebileceğini söyledi. "Antibiyotikler mantarlara karşı etkili değildir, bu yüzden antifungal tedavi gerekir. Bu belirtiler varsa ve özellikle bağışıklıkla ilgili bir sorun söz konusuysa mutlaka doktora başvurulmalıdır" uyarısında bulundu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Küflü kıyafetler ve nemli ortamlar hastalığı tetikleyebilir</strong></p>

<p>Evlerde oluşan siyah küflerin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini vurgulayan Dr. Kuş, "Küf sporları solunum yoluyla akciğerlere ulaşabilir. Özellikle nemli ortamlarda uzun süre kalan kıyafetler küflenebilir. Bu kıyafetlerin giyilmemesi gerekir" dedi. Ayrıca, evlerin düzenli havalandırılması ve diyabet hastalarının şeker düzeylerini kontrol altında tutması gerektiğini hatırlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/kayseride-rutubetli-evler-akcigerleri-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Thu, 15 May 2025 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/uploads/2025/05/2025/5/koyu-mavi-kirmizi-beyaz-jenerik-haber-genel-haber-logo-2025-05-15t131134133-1.png" type="image/jpeg" length="18059"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kayseri’de uzman hekim yara iyileşmesini hızlandıran gizli silahı açıkladı!]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/ara-iyilesmesini-hizlandiran-gizli-silahi-acikladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/ara-iyilesmesini-hizlandiran-gizli-silahi-acikladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İdeal Tıp Merkezi GETAT ve Acil Sorumlu Hekimi Dr. Mehmet Kınacı, ozon tedavisinin özellikle iyileşmesi zor kronik yaralarda etkili olduğunu belirtti. İşte detaylar…]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İdeal Tıp Merkezi GETAT ve Acil Sorumlu Hekimi Dr. Mehmet Kınacı, ozon tedavisinin özellikle iyileşmesi zor kronik yaralarda kullanılarak büyük fayda sağladığını belirtti. Dr. Kınacı, "Yara bölgesine uygulandığında mikropları yok eder, kan dolaşımını artırır ve vücutta doğal iyileşme mekanizmalarını harekete geçirir" şeklinde konuştu.</p>

<p>Ozon tedavisinin, enfeksiyon riski yüksek durumlar ve iyileşmesi geciken yaralarda önemli katkılar sağladığını vurgulayan Dr. Kınacı, özellikle diyabetik ayak gibi şeker hastalığına bağlı yaraların tedavisinde etkili olduğunu belirtti. "Diyabetik ayak, şeker hastalığına bağlı olarak ayakta yara çıkması durumudur. Şeker hastalığı, sinirleri ve damarları etkileyerek ayakta his kaybına ve iyileşmeyen yaralara yol açabilir. Bu yaralar zamanla enfeksiyon kapabilir, bu yüzden erken müdahale çok önemlidir. Ozon tedavisi, bu tür zor iyileşen yaralarda çok etkili bir tamamlayıcı tedavidir" dedi.</p>

<p><strong>Ozon Tedavisinin Yararları</strong></p>

<p>Ozon, üç oksijen atomundan oluşan güçlü bir oksidandır ve yara bölgesine uygulandığında mikropları yok eder, kan dolaşımını artırır ve vücutta doğal iyileşme süreçlerini hızlandırır. Aynı zamanda oksijenlenmeyi artırarak hücre yenilenmesini sağlar. Dr. Kınacı, tedavinin yara boyutuna ve enfeksiyon düzeyine göre değiştiğini, ancak genellikle birkaç seans sonunda hastaların olumlu gelişmeler gösterdiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Hastada Glukoz 6 Fosfat Dehidrogenaz eksikliği gibi bir kontrendikasyon yoksa ozon tedavisini rahatlıkla uygulayabiliyoruz. Özellikle enfeksiyonlu, iyileşmeyen, antibiyotiklere dirençli yaralarda ozon tedavisi oldukça başarılı sonuçlar veriyor" diyen Dr. Kınacı, tedavi sürecinde genellikle hastaya uygun doz ve süre belirlediklerini söyledi.</p>

<p><strong>Tedavi yöntemleri ve sonuçlar</strong></p>

<p>Dr. Kınacı, ozon tedavisinin hastaların özel ihtiyaçlarına göre şekillendirildiğini vurgulayarak, tedavi sürecinde çeşitli yöntemlerin kullanıldığını aktardı: "Ozon uygulamalarında hızlı etki sağlamak için sistemik etkili yöntemler ve açık yara üzerine torbalama yöntemi gibi kombinasyonlar kullanıyoruz. Ayrıca, toplamda 14 farklı yöntemle ozon tedavisi uygulayabiliyoruz"</p>

<p>Tedaviye verilen yanıtlar hastadan hastaya değişse de, çoğu hasta birkaç seans sonunda kızarıklıkta azalma, koku kaybı ve dokuda canlanma gibi olumlu sonuçlar gözlemektedir.</p>

<p><strong>Erken müdahale, hayat kurtarabilir</strong></p>

<p>Diyabetik ayak gibi ciddi yaraların tedavisinde erken müdahalenin önemine dikkat çeken Dr. Kınacı, "Diyabetik ayak, geç kalındığında uzuv kaybına kadar gidebilecek ciddi bir sorundur. Ozon tedavisi, klasik tedavilere destek olarak ayağın kurtarılmasına yardımcı olabilir. Bilinçli olmak ve zamanında harekete geçmek, bazen bir ayağı, bazen de hayatı kurtarır" diyerek tedavi sürecinde zamanın ne kadar kritik olduğunu ifade etti.</p>

<p>Dr. Kınacı, ozon tedavisinin sadece diyabetik ayak yaralarında değil, ameliyat sonrası iyileşme süreçlerinde ve enfeksiyon riski yüksek diğer durumlarda da etkin bir tedavi alternatifi sunduğunu sözlerine ekledi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
            <span class="source-name pe-3"><strong>Kaynak: </strong>İHA</span>
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/ara-iyilesmesini-hizlandiran-gizli-silahi-acikladi</guid>
      <pubDate>Mon, 12 May 2025 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/uploads/2025/05/2025/5/koyu-mavi-kirmizi-beyaz-jenerik-haber-genel-haber-logo-2025-05-12t131259535-1.png" type="image/jpeg" length="43333"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu Belirtiler Sizde Varsa Mutlaka Nöroloji Uzmanına Başvurun]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/bu-belirtiler-sizde-varsa-mutlaka-noroloji-uzmanina-basvurun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/bu-belirtiler-sizde-varsa-mutlaka-noroloji-uzmanina-basvurun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geçici iskemik atakların, tıp dünyasında uyarıcı felç olarak değerlendirildiğine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Dr. Handan Bilgin, tek taraflı kol ve bacak güçsüzlüğü, uyuşukluk, görmede ve konuşmada bozukluk, dengesizlik ve baş dönmesi yaşayanların mutlaka nöroloji uzmanına başvurması gerektiğini söyledi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />Geçici damar tıkanıklıkları ile oluşan geçici iskemik ataklar hakkında bilgi veren Acıbadem Kayseri Hastanesi Nöroloji Uzmanı Dr. Handan Bilgin, “Kısa süreli ve kendiliğinden ortadan kalkan felçlere biz geçici iskemik ataklar diyoruz. Geçici iskemik ataklar, kalıcı felçlerin öncül bulgularıdır. O yüzden uyarıcı felçler olarak da adlandırılabilir” dedi. Geçici atak yaşayan hastaların yüzde 30 ila 45’inin 1 yıl içerisinde kalıcı felçlerle karşılaştıklarını dile getiren Dr. Bilgin bu nedenle kalıcı felçlerin önüne geçilmesi için hastanın bunu hissettiği andan itibaren hastaneye başvurması ve acil tedaviye başlanması gerektiğini söyledi. Geçici atakların aslında felç halinde yaşanan semptomların 24 saatten kısa süren hali olduğuna değinen Dr. Bilgin “Bunlar tek taraflı olarak yüzde, kolda ve bacakta uyuşma, karıncalanma hissi, motor kuvvet kayıpları olabilir. Konuşamama, konuşmada ani duraklamalar, ağızda geveleme tarzında konuşma görülebilir. Ani gelişen tek taraflı ya da çift taraflı görme kaybı yaşanabilir. Görmede bulanıklık, çift görme yine benzer semptomlardandır. Bunun dışında denge bozuklukları ve baş dönmeleri de sebebi bulunamadığında geçici ataklara işaret edebilir. Geçici ataklar beyne kan akışının azaldığı durumlarda ortaya çıkar. Kalpten pıhtı atması durumunda ya da kolesterol plakları tarafından damarların tıkanması durumunda yaşanabilir” diye konuştu.<br /><br /><strong>“Ayrıntılı bir kalp muayenesi de gerekiyor”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Altta yatan nedeni belirleyerek, geçici atakları tedavi ettiklerini ve bu yolla da kalıcı felçlerin önüne geçtiklerini belirten Dr. Bilgin, hastaların mutlaka beyne giden damarlarında kolesterol plakları oluşturabilecek diyabet, tansiyon ve kolesterol hastalığı gibi bir sorun olup olmadığını taradıklarını ifade etti. Kalpte duvar hareket bozukluğu, ritim bozukluğu ve yine damar tıkanıklığı oluşturabilmesi nedeniyle mutlaka ayrıntılı bir kalp muayenesi gerektiğinin de altını çizen Dr. Bilgin “Altta yatan nedeni belirleyerek, bu hastalarda geçici atakları tedavi ederek, kalıcı bir felç atağı oluşmasını önlüyoruz. Bahsettiğim gibi tek taraflı kol ve bacak güçsüzlükleri, uyuşuklukları, görmede bozulma, konuşmada bozulma ya da dengesizlik ile baş dönmeleri yaşayan hastalar mutlaka nöroloji uzmanına görünmeliler. Kalıcı atakların önüne bu şekilde geçilebilir” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/bu-belirtiler-sizde-varsa-mutlaka-noroloji-uzmanina-basvurun</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Dec 2023 08:45:49 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/12/handan-bilgin.jpg" type="image/jpeg" length="79820"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Koca: “Toplu Aşılamaya Kesinlikle İhtiyaç Duyulmayan Bir Dönemdeyiz”]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/bakan-koca-toplu-asilamaya-kesinlikle-ihtiyac-duyulmayan-bir-donemdeyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/bakan-koca-toplu-asilamaya-kesinlikle-ihtiyac-duyulmayan-bir-donemdeyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, “Toplu aşılamaya kesinlikle ihtiyaç duyulmayan bir dönemdeyiz” dedi.Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, salgın boyunca alınan tüm kararların arkasında bilimin olduğuna dikkat çekti. 
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bilimsel gelişmeleri asla göz ardı etmediklerini ifade eden Koca, “Mücadeleyi bilimsel verilerle yönetmiş bir ekibin şayet gerekli olsa her şeyin en kolay olabileceği bir noktada bilime sırt çevirmesi hiç mümkün mü? Bizleri karşıtı imişiz gibi göstermek isteyenler, ülkemizde başarıyla yürütülen aşı uygulamalarını bilemeyecek kadar bilgisiz olamaz. Çocukluk çağı aşılamalarında oran neden yüzde 95’in üzerinde?” dedi.</p>
<p><strong>“<span class="searchword">Sağlık</span> çalışanları aşılandıktan sonra bu ölümler çok azaldı”</strong><br />Covid-19 salgını başladığında aşı çalışmalarının tamamını yakından takip ettiklerini ve yerli aşıyı da en kısa sürede geliştirip üretmeye çalıştıklarını dile getiren Bakan Koca, “Sonunda Turkovac da ortaya çıktı. O dönemde hızla ülke sathında bir aşılama kampanyası yürüttük ve sonuçta çok başarılı olduk. Hayatını kaybeden<strong> </strong><span class="searchword">sağlık</span> çalışanı haberleri çok sıktı. <span class="searchword">Sağlık</span> çalışanları aşılandıktan sonra bu ölümler çok azaldı” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>“Mutasyona göre yeni aşılar geliştirilmeye çalışılıyor”</strong><br />Salgının direncinin kırılması için aşının o dönem elzem olduğunu vurgulayan Koca, “Virüsle ilk defa karşılaşıyorduk ve bağışıklık sistemimizin virüsü tanıması gerekiyordu. Çok işe yaradı aşılama kampanyamız. Virüs bir RNA virüsü olduğu için çeşitli mutasyonlar geçirdi, virülansı yani hasta etme gücü azaldı. Ya Covid geçirdik ya aşılandık ya da her ikisi birlikte oldu ve sonuçta bünyelerimiz virüsü tanır hale geldi. Virüsün de etkisi azaldı. Mutasyona göre yeni aşılar geliştirilmeye çalışılıyor. Bu normaldir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>“Toplu aşılamaya kesinlikle ihtiyaç duyulmayan bir dönemdeyiz”</strong><br />Koca, gelinen noktada toplu aşılama propagandası yürütüldüğünü kaydederek, “Toplu aşılamaya kesinlikle ihtiyaç duyulmayan bir dönemdeyiz. Biz gerekli olduğunda gerekeni yaptık. Kapanma gibi toplu tedbirler artık söz konusu değil. Açıkça söylüyorum: Covid-19 için mevcut kişisel tedbirler dışında yeni bir tedbir asla söz konusu değil” ifadelerine yer verdi.</p>
<p><strong>“<span class="searchword">Sağlık</span> ve bilim pazarlamanın alanına dahil değildir"</strong><br />Türkiye’nin küresel propagandanın uygulama sahası olmayacağını belirten Koca, sözlerine şöyle devam etti:<br />“Türkiye, <span class="searchword">sağlık</span> konusunda da tam bağımsızdır. Covid-19 aşısının yeniden toplu olarak yapılmasını gerektiren, bilimin teyit ettiği bir durum yoktur. <span class="searchword">Sağlık</span> ve bilim pazarlamanın alanına dahil değildir.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/bakan-koca-toplu-asilamaya-kesinlikle-ihtiyac-duyulmayan-bir-donemdeyiz</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 10:55:37 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/" type="image/jpeg" length="10441"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Dünyada 2.3 Milyon Kadın Meme Kanseri”]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/dunyada-23-milyon-kadin-meme-kanseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/dunyada-23-milyon-kadin-meme-kanseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[50 Soruda Meme Kanseri” kitabı ile meme kanserine yönelik çarpıcı bilgiler paylaşan Dr. Hüseyin Akyol, Dünya Sağlık Örgütü’nün 2020 yılına dair paylaştığı en son verilere göre dünya çapında 2,3 milyon kadına meme kanseri teşhisi konulduğunu belirtti.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünya çapında kadınları etkileyen en yaygın kanser türü ve kansere bağlı en fazla ölümün ise meme kanserinden olduğu biliniyor. Bu nedenle dünyada her sene Ekim ayı boyunca, meme kanserine yönelik farkındalık oluşturma ve bilinçlendirme etkinlerine yer veriliyor. Altınbaş Üniversitesi de Cumhuriyetimizin 100. yılı anısına çıkardığı 100 kitap serisinden Dr. Hüseyin Akyol’un hazırladığı “50 Soruda Meme Kanseri” kitabı ile bilinmesi gereken en önemli konulara değindi. Kitap içeriği ile ilgili bilgi veren Dr. Hüseyin Akyol, Dünya <span class="searchword">Sağlık</span> Örgütü’nün 2020 yılına dair paylaştığı en son verilere göre dünya çapında 2,3 milyon kadına meme kanseri teşhisi konulduğunu belirtti.</p>
<p>Meme kanserine bağlı 685 bin ölüm kaydedildiğini söyleyen Dr. Hüseyin Akyol, Türkiye’de ise kanser olan her dört kadından birinin meme kanseri olduğunu açıkladı.<br />Küresel meme kanseri kontrolünü, toplumsal cinsiyet eşitliği ve bir insan hakları sorunu olarak değerlendiren Altınbaş Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Dr. Akyol, “Kadınlar toplumda merkezi roller oynarlar. Kadınları meme kanserinden korumak aynı zamanda ailelerini, toplulukları ve bir bütün olarak ekonomiyi de korur.” dedi. Meme kanseri ölümlerinin yüzde 70'den fazlasının 70 yaşın altındaki bireylerde meydana geldiğini ayrıca düşük ve orta gelirli ülkeleri de daha fazla etkilediğini dile getirdi.</p>
<p><strong>“Hayat boyu her 8 kadından biri meme kanserine yakalanıyor”</strong><br />Dr. Hüseyin Akyol, meme kanseri gelişme riskinin, ilerleyen yaş, obezite, alkol tüketimi, ailede meme kanseri küsü, radyasyona maruz kalma, üreme öyküsü ve hormonal geçmiş ve tütün kullanımı gibi faktörlere bağlı olduğuna kaydetti. Dr. Akyol’a göre, meme kanserin yükü, herhangi bir belirti vermeden erken teşhisle tedavi ederek azaltılabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>“Meme kanseri, ileri dönemlere gelene kadar belirti vermeyebilir”</strong><br />Erken dönemde tanı konması tedavinin başarıya ulaşması ve kişinin hayatta kalma şansını artırıyor. En önemli faktör ise kişinin bu konuda bilinçli olması. Dr. Akyol, erken evrelerde tespit edilen meme kanserlerinin hem tedavilerinin daha başarılı olduğunu hem de hastanın yaşam kalitesinin önemli ölçüde artığına dikkat çekti. Türkiye’de, Ulusal Kanser Tarama Standartlarına göre 40-69 yaş aralığında; yakınması olmayan kadınlarda meme kanserinin erken tanısı için her 2 yılda bir mamografi kontrolü yapıldığını hatırlattı.</p>
<p><strong>“Tarama ve tedavi nasıl yapılmalı”</strong><br />Dr. Akyol, bu taramalar sırasında her iki meme için mamografi çekilmesini gerektiğinde meme ultrasonu ve MR’ı ile kontrollerin yapılmasını önerdi. Tedavinin ise genellikle radyasyon, kemoterapi ve ameliyat gerektirdiğine işaret etti.</p>
<p><strong>“Kötü beslenme ve hareketsizlik riski artırıyor”</strong><br />Meme kanserine yakalanma riskini artıran faktörlere de değinen Akyol, fiziksel olarak aktif olmayan kadıların daha yüksek risk taşıdıklarını anlattı. Kötü beslenmenin önemli bir etkisi olduğu belirterek, “Doymuş yağ oranı yüksek ve meyve ve sebzelerden yoksun bir diyet meme kanseri riskini artırabilir. Fazla kilo veya obezite sorunları olan kadınların da normal kilodakilere göre daha yüksek risk altında. Menopoz döneminde alınan bazı hormon replasman tedavisi türlerinin (hem östrojen hem de progesteron içerenler), beş yıldan uzun süre alındığında meme kanseri riskini artırır. Bazı oral kontraseptiflerin yani doğum kontrol haplarının da meme kanseri riskini artırdığı bilinen bir durumdur” uyarısında bulundu.<br />8 Madde de meme kanserinden korunma yolları</p>
<p><strong>“Meme kanserinden korunmak için 30’dan önce doğum yapın, emzirin”</strong><br />Doğum ve hamilelik süreçlerinin meme kanseri ile doğrudan bağlantılı olduğunu anlatan Akyol, “Bir kadının ilk doğum yaşı 35’ten sonra olursa veya uzun süreli bir hamilelik yaşamamışsa meme kanseri riski daha yüksektir. Hamilelik, meme hücrelerini olgunlaşmanı, son aşamasına ittiği için meme kanserine karşı korunmaya yardımcı olabilir.” değerlendirmesini yapın.</p>
<p>“<span class="searchword">Sağlık</span>lı bir kiloda kalın.<br />Düzenli egzersiz yapın.<br />Alkollü içecekleri tüketmeyin.<br /><span class="searchword">Sağlık</span>lı beslenin<br />30 yaşından önce doğum yapın.<br />Çocuklarınızı emzirin.</p>
<p>Ailenize meme kanseri küs varsa veya BRCA1 ve BRCA2 genlerinizde kalıtsal değişiklikler varsa, riskinizi azaltmanın diğer yolları hakkında doktorunuzla konuşun.<br />Hayatınız boyunca <span class="searchword">sağlık</span>lı kalmak, kansere yakalanma riskinizi azaltacak ve ortaya çıkarsa kanserden kurtulma şansınızı artıracaktır.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/dunyada-23-milyon-kadin-meme-kanseri</guid>
      <pubDate>Wed, 04 Oct 2023 09:57:56 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/10/Meme%20kanseri.jpg" type="image/jpeg" length="36926"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diyetisyen Merve Sana Nazlı: “Kahvaltı Yapmayan Çocuklarda Öğrenme Zorluğu Olabilir”]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/diyetisyen-merve-sana-nazli-kahvalti-yapmayan-cocuklarda-ogrenme-zorlugu-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/diyetisyen-merve-sana-nazli-kahvalti-yapmayan-cocuklarda-ogrenme-zorlugu-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Diyetisyen Merve Sena Nazlı, beslenmenin zeka gelişiminde oldukça önemli bir yere sahip olduğunu ve çocukluk çağında oluşturulan beslenme alışkanlıklarının yetişkinlik döneminin zemini oluşturduğunu belirterek, kahvaltı yapmayan çocukların öğrenme zorluğu, dikkat dağınıklığı, yorgunluk gibi belirtileri olabileceğini söyledi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Beslenmenin zeka gelişiminde oldukça önemli bir yere sahip olduğunu Medicana <span class="searchword">Sağlık</span> Grubu Diyetisyenlerinden Merve Sena Nazlı, beyin gelişiminin ilk anne karnında başladığını, çocukluk döneminde ise hızla devam ettiğini ifade etti. Bu sebeple gebelik döneminde beslenmen ne kadar önemliyse çocukluk çağında da beslenmenin o kadar önemli olduğunu vurgulayan Diyetisyen Merve Sena Nazlı, "Çocukluk çağında oluşturulan beslenme alışkanlıkları yetişkinlik döneminin zeminini oluşturur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Bu yüzden özellikle çocukluk çağı beslenmesinin <span class="searchword">sağlık</span>lı olması gerekir. Kötü beslenen çocukların akademik anlamda başarıları olumsuz etkilenecektir. Çocukluk döneminde oluşturulacak <span class="searchword">sağlık</span>lı beslenme alışkanlıkları yetişkinlik dönemine zemin hazırladığı gibi aynı zamanda çocukların okul başarısını, duygusal-mental-fiziksel sağlığını da etkilemektedir. Bu yüzden çocuklarınızın sadece ev ortamında beslenmesine değil, günün büyük bir bölümünü geçirdiği okul döneminde de beslenmesine çok dikkat edilmelidir" diye konuştu.</p>
<p><strong>"Kahvaltı yapmayan çocuklarda öğrenme zorluğu olabilir"</strong><br />Omega 3 yönünden zengin olan besinlerin dikkat dağınıklığını azaltarak, beyin gelişimini önemli şekilde etkilediğini kaydeden Diyetisyen Merve Sena Nazlı, "Bu yüzden haftada 2 kez omega 3 ve balık tüketimine mutlaka özen gösterilmelidir. Ceviz, semizotu gibi yeşil yapraklı sebzeleri beslenmelerine eklemekte fayda var. Ebeveynler kızartma, şarküteri ürünleri, paketli gıdalar gibi <span class="searchword">sağlık</span>sız besinleri beslenme çantasına koymamaya özen gösterilmeli. Öncelikle eğer okulda kahvaltı saati olmuyorsa evden mutlaka kahvaltı yaparak gitmesini sağlamalısınız. Kahvaltı yapmayan çocukların öğrenme zorluğu, dikkat dağınıklığı, yorgunluk gibi belirtileri olabiliyor’’ dedi.</p>
<p>Diyetisyen Merve Sena Nazlı örnek kahvaltı menülerinde "Haşlanmış yumurta, zeytin, esmer ekmek, mevsim sebzeleri. Peynirli / sebzeli tost, 1 su bardağı taze sıkılmış portakal suyu. Yeşillikli peynirli sandviç, 1 su bardağı süt. Peynir, ceviz, bal-pekmez, esmer ekmek, mevsim sebzesi vb." olması gerektiğini ifade etti.<br />Beslenme çantası hazırlarken dikkat edilmesi gerekenleri de belirten Diyetisyen Nazlı, "Her besin grubundan yiyecekler eksiksiz olmalıdır (karbonhidrat, protein, yağ). Kantinden <span class="searchword">sağlık</span>sız besinler almak yerine evden meyve + kuruyemiş grubu tüketmesini teşvik ederseniz hem enerjisine katkıda bulunarak hem de vitamin minarel almasını sağlayabilirsiniz. Kemik gelişimlerinin çok yoğun olduğu bu dönemde ayran, yoğurt, peynir, süt grubunu ihmal etmeyerek kalsiyum alımlarını arttırabilirsiniz.</p>
<p>Meyve suları, asitli içecekler çocukların çok dikkatini çektiği için evde kendiniz taze sıkılmış meyve suları hazırlayabilirsiniz. Maalesef obezite, insülin direnci çocukluk çağında da sıklıkla görülmektedir. Bu yüzden çikolata, şekerli yiyecek tüketimlerini azaltmak için evde az yağ ve az şekerle hazırlayabileceğiniz meyveli kek, kurabiye gibi alternatifler koyabilirsiniz. Su tüketimi okul döneminde azalabilmektedir, su içmelerini de mutlaka hatırlatmaya çalışalım" şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>Beslenme çantası için örnek menüler</strong><br />Diyetisyen Merve Sena Nazlı beslenme çantası için örnek menüleri de şu şekilde sıraladı: "Esmer ekmek ile hazırlanmış peynirli yeşillikli sandviç, ceviz, ayran. Haşlanmış yumurta, zeytin, meyve, süt. Ev yapımı sebzeli peynirli poğaça, taze sıkılmış meyve suyu. Patates salatası, ayran. Krep, bal, peynir, süt. Simit, zeytin, ayran. Ev yapımı meyveli kek, kurabiye, süt. Peynirli tost, zeytin, taze sıkılmış meyve suyu. Esmer ekmek arasına tavuk, köfte, ayran. Peynir, ceviz, meyve, esmer ekmek, süt. Sebzeli makarna, ayran. Omlet, zeytin, taze sıkılmış meyve suyu."</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/diyetisyen-merve-sana-nazli-kahvalti-yapmayan-cocuklarda-ogrenme-zorlugu-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Oct 2023 10:09:43 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/10/cocuk%20kahvalti.jpg" type="image/jpeg" length="17328"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ İnmemiş Testis Tedavi Edilmezse İleride Kısırlık Ve Testis Kanseri Riskini Arttırabilir]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/inmemis-testis-tedavi-edilmezse-ileride-kisirlik-ve-testis-kanseri-riskini-arttirabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/inmemis-testis-tedavi-edilmezse-ileride-kisirlik-ve-testis-kanseri-riskini-arttirabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çocuk Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Osman Zeki Karakuş, inmemiş testisin tedavi edilmediği takdirde ileriki yaşlarda kısırlık ve testis kanseri gelişme riskinin arttırabildiğini ifade etti. Memorial Antalya Hastanesi Çocuk Cerrahisi Bölümü’nden Prof. Dr. Osman Zeki Karakuş, inmemiş testis ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Karakuş, inmemiş testis, bir bebeğin testislerinden birinin veya her ikisinin uygun konuma gelmediği, oldukça yaygın ve normalde ağrısız bir doğumsal durum olarak bilindiğini belirtti.<br />İnmemiş testislerden etkilenen bir bebekte, testislerinden biri veya her ikisi ya yokmuş gibi göründüğünü yada testis torbasında hissedilemediğini dile getiren Karakuş, inmemiş testisin tedavi edilmediği takdirde ileriki yaşlarda kısırlık ve testis kanseri gelişme riskinin arttırabildiğini ifade etti.</p>
<p><strong>"Hormonal bozukluklar neden olabiliyor"</strong><br />Testislerin yani erkek çocuktaki yumurtaların skrotum denilen torbaya inişini tamamlayamaması ve yukarıda bir yerde kalmasına inmemiş testis denildiğini kaydeden Karakuş," Testisler anne karnındaki bebeğin kendi karnının içerisinde yerleşiktir. Doğuma yakın bir zamanda karın içerisinden kasıktaki kanalı takip ederek torbaya inerler. Testislerin torbaya inişini düzenleyen birçok hormonal ve anatomik yapı vardır. Bunların herhangi birinde oluşan bozukluk inmemiş testisle sonuçlanır. Zamanında doğan bebeklerde her yüz çocuktan birinde, erken doğan bebeklerde ise her yüz çocuktan 5-6’sında inmemiş testis görülmektedir.</p>
<p>Hastaların hemen hemen yarısında sağda, dörtte birinde solda ve kalan dörtte birinde ise iki taraflı görülmektedir. Ailenin ya da rutin taramalarda<strong> </strong><span class="searchword">sağlık</span> personelinin torbayı boş görmesi başlıca geliş sebebidir. Ancak torbanın boş olması her zaman inmemiş testis olduğunu göstermez. Fizik muayenede testisin kasık kanalında olup olmadığına dikkat edilir. Kasık kanalında bulunan testis aşağıya torbaya çekilmeye çalışılır. Eğer testis torbaya indirilemiyorsa bu inmemiş testistir. Ancak kasık bölgesindeki sinir uyarılarının hassasiyetine bağlı olarak çocuklarda kasık bölgesine elle dokunma veya soğuk teması ile testisler refleks olarak kasığa yukarı kaçabilir. Bu durum yanlışlıkla inmemiş testis olarak algılanabilir. Bu ayrımın yapılmasında en <span class="searchword">sağlık</span>lı yöntem çocuğun bir çocuk cerrahisi uzmanı tarafından muayene edilmesidir" diye konuştu.</p>
<p><strong>"9 -18 ay arasında tedavi edilmeli"</strong><br />Testisin torba dışında vücut sıcaklığında bulunduğu durumda zamanla iç dokusunda bozulmalar olabildiğini ifade eden Karakuş, "Bu nedenle olabildiğince erken dönemde tedavi gerekmektedir. Eskiden 2 yaş öncesinde indirilmesi önerilmekteydi. Ancak son dönemlerde yapılan araştırmalar testislerde olan etkilenmenin 6 ay civarında başladığını göstermektedir. Bu nedenle 9 aylıktan itibaren en geç 18 aylığa kadar ameliyat edilmesi önerilir. İnmemiş testis tedavisinde testisin yerine göre birkaç farklı yöntem uygulanmaktadır. Eğer testis kasıkta ya da torbalar dışında bir yerde ele geliyorsa klasik tedavisi kasık bölgesinden bir kesi ile testisin bulunması ve sonra torbaya dikişlerle sabitlenmesidir.</p>
<p>Burada önemli olan inmemiş testisi olan hastalarda kasık kanalının da açık kalmış olabileceği için fıtık onarımının da yapılması gerekmektedir. Eğer testis hiçbir şekilde ele gelmiyorsa gerçekte olup olmadığını anlamak için kapalı yöntemle laparoskopik olarak karına girilip, testislerin karın içerisinde olup olmadığının anlaşılması gerekmektedir. Ancak testisler hiç gelişmemiş olabilir. Karın içerisinde ise kapalı yöntemle laparoskopik olarak ya da açık yöntemle bir ya da iki seanslı ameliyatlarla torbaya indirilebilir. Bunlardan hangisinin yapılacağına büyük oranda ameliyat esnasında karar verilebilmektedir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>"Tedavi edilmeyen vakalarda kısırlık da görülebilir"</strong><br />Karakuş, testisin torbaya uygun zamanda indirilmediği takdirde içerisinde yapısal kalıcı değişikliklerin olabildiğini bildirdi.<br />Bunlardan en önemlisinin üreme hücrelerinin azalması sonucunda kısırlık oluşması olduğunun altını çizen Karakuş, "Bunun yanı sıra, hormon üreten hücrelerde etkilendiğinden erkeklik hormonlarının üretiminde azalma olmaktadır. Bir diğer önemli durum ise testiste ileri yaşlarda görülen ve testisi normal olan bireylere göre artmış testis kanseri görülmesi ihtimalidir.</p>
<p>Normal toplumda testis kanseri her bin erkekte iki kişide görülebilirken inmemiş testisi olan hastalarda bu risk 10 kat artmaktadır. İnmemiş testis ameliyatı günübirlik bir ameliyattır. Yapılan ameliyat yöntemine göre yaklaşık 4- 6 saatlik bir takip sonrası hasta aynı gün evine gidebilmektedir. Ameliyat sonrası belirgin ağrı ve hareket kısıtlılığı çocuklarda pek görülmemekte, ek ilaç ve diğer tedavilere ihtiyaç duyulmamaktadır. Ancak bazı ameliyat yöntemlerinde torbada testisin sabitlendiği dikiş olduğu için 2 hafta sonra bu dikişin alınması gerekmektedir" değerlendirmesinde bulundu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/inmemis-testis-tedavi-edilmezse-ileride-kisirlik-ve-testis-kanseri-riskini-arttirabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 02 Oct 2023 09:53:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/10/testis%20has.jpg" type="image/jpeg" length="99669"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erkeklerde Sık Görülüyor, Yaşlılık O Hastalıkta Riski Arttırıyor]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/erkeklerde-sik-goruluyor-yaslilik-o-hastalikta-riski-arttiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/erkeklerde-sik-goruluyor-yaslilik-o-hastalikta-riski-arttiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sivas Cumhuriyet Üniversitesinde (SCÜ) 4. Uluslararası Kanser Günleri Kongresi başladı. Kongre Başkanı Prof. Dr. Esat Korgalı, yaptığı konuşmada erkeklerde görülen en sık kanser türünün prostat kanseri olduğunu söyledi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kanser Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (KANAM) öncülüğünde düzenlenen kongreye Rektör Vekili Prof. Dr. Hilmi Ataseven, Genel Sekreter Doç. Dr. Enis Baha Biçer, Sivas İl<strong> </strong><span class="searchword">Sağlık</span> Müdürü Fethullah Selçuk Moğulkoç, KANAM Müdürü Prof. Dr. Zekiye Özkan Hasbek, Kongre Başkanı Prof. Dr. Esat Korgalı, Rektör Danışmanı Dr. Öğr. Üyesi Gazi Sonkur, dekanlar, müdürler, akademisyenler, öğrenciler ve davetliler katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın ardından açış konuşmalarına geçildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>"Tüm bilimlerin kanserle ilgilenmesi ve ortak organizasyonlar yapması gerekmektedir"</strong><br />Açış konuşmasını yapan Rektör Vekili Prof. Dr. Ataseven, geçmiş süreçte çok büyük emekler verilerek paneller yapıldığını, çalışma grupları şeklinde toplantılar düzenlendiğini ve makaleler yayımlandığına değinerek, "Çalışmalara sadece akademisyenlerimiz değil öğrencilerimiz de katkı sağladı. Uluslararası Kanser Günlerindeki hedefimiz, tüm disiplinlerin bir araya gelerek etkileşim sağlamaları ve bunun sonucunda ülkemize ve insanlığa bir takım katkılar sunmamızdır. Tüm bilimlerin kanserle ilgilenmesi ve ortak organizasyonlar yapması gerekmektedir. KANAM ekibine, yurt dışından ve yurt içinden gelen tüm katılımcılara teşekkür eder, kongrenin başarılı bir şekilde geçmesini dilerim” dedi.</p>
<p>Sonrasında söz alan KANAM Müdürü Prof. Dr. Hasbek, bu yılki kongrenin temel konusunun prostat kanseri olduğunu söyleyerek, "Yaklaşık üç gün sürecek kongremizde çoğu il dışından gelen çok kıymetli bilim insanlarımız bu konudaki en son gelişmeler hakkında bizlerle bilgi paylaşacak. Üniversitemiz Hastanesi onkolojik açıdan oldukça iyi düzeyde olup şehrimizin yanı sıra çevre illere de hizmet vermektedir. Ayrıca bizler Nükleer Tıp Ana Bilim Dalında, Türkiye’de çoğu üniversite hastanesinde uygulanamayan prostat kanseri tedavisindeki en iyi yöntemlerden biri olan hedefe yönelik radyonüklid tedavi verebildiğimizi ifade ediyorum</p>
<p> 2020 yılı Mart ayında “Her Yönüyle Kanser” adlı kitabımız yayımlanmıştır. Bunun yanı sıra “Kanser Tedavileri Yan Etki Yönetimi” başlıklı kitabımız tamamlanmıştır. İlk kongremizi planladığımız günden itibaren hem organizasyonlarımızda hem de altyapı projelerinde desteğini esirgemeyen Rektörümüz Prof. Dr. Alim Yıldız’a, çalışmalarımızda yol gösteren Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Hilmi Ataseven’e ve tüm katılımcılara teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>"Oldukça sık görülen bu kanser türünün en önemli risk faktörü yaşlanmaktır"</strong><br />Son olarak konuşan Kongre Başkanı Prof. Dr. Korgalı, erkeklerde en sık görülen kanser türünün prostat kanseri olduğunu ifade ederek, " Oldukça sık görülen bu kanser türünün en önemli risk faktörü yaşlanmaktır. Kongre sürecinde; prostat kanserinin taraması, risk faktörleri, tanı yöntemleri, risk grupları ve bu gruplara uygulanabilecek tedavi ile tedavi sonrası yöntemleri, alanında uzman hocalarımızla değerlendireceğiz. Bizler de hocalarımızın bilgi ve tecrübelerinden yararlanma fırsatı bulacağız” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/erkeklerde-sik-goruluyor-yaslilik-o-hastalikta-riski-arttiriyor</guid>
      <pubDate>Fri, 29 Sep 2023 09:45:17 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/eylul/erkek%20kanser%201.jpg" type="image/jpeg" length="83617"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ Kalp Hastalıklarından Korunmak İçin Tuzu Azaltın]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/kalp-hastaliklarindan-korunmak-icin-tuzu-azaltin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/kalp-hastaliklarindan-korunmak-icin-tuzu-azaltin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda bulunan kalp ve damar hastalıkları, bazı risk faktörlerine göre hareket edince önlenebiliyor. Sağlıklı beslenme ve egzersizin koruyucu olduğu bilinirken; tuz tüketiminin azaltılmasına da önem vermek gerekiyor. Çünkü fazla tuz tüketimi yüksek tansiyon ve kalp yetersizliği ihtimalini artırıyor. Prof. Dr. Aydın Yıldırım, “Dünya Kalp Günü” nedeniyle kalp ve damar hastalıklarını önleme konusunda neler yapılabileceği hakkında bilgi verdi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Dünyada ve ülkemizde kalp ve damar hastalıklarının ölüm nedenleri arasında ilk sırada bulunduğunun özellikle altını çizen Medicana Ataköy Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Aydın Yıldırım, “Sigara önlenebilir risk faktörleri içinde dünyada ve özellikle ülkemizde ilk sıradadır. Tütünün içeriğindeki kimyasallar kalbe ve kan damarlarına zarar verebilir. Sigara dumanı kandaki oksijen düzeyini azaltır, bu da kan basıncının yükselmesi ve kalp atım sayısını artırır” dedi.</p>
<p><strong>Kadınların kalp hastalıkları riski erkeklere göre daha düşük</strong><br />Kalbiniz için yapabileceğiniz en doğru şeylerden birinin sigarayı bırakmak ve sigara içilen ortamda bulunmamak olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aydın Yıldırım, “Bunu yaparsanız eğer kalp hastalığı riski hemen azalmaya başlar, bıraktıktan bir yıl sonra ise bu risk sigara içen bir kişiye göre yaklaşık olarak yarısına düşer. Kadınlarda kalp hastalıkları riski erkeklere göre daha düşüktür. Ancak sigara içme oranı erkeklerin içme oranına yaklaşmaktadır” diye ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>Düzenli fiziksel aktiviteler kalp hastalığı riskini azaltıyor</strong><br />Düzenli ve günlük fiziksel aktivitelerin kalp hastalığı riskini azalttığını ifade eden Prof. Dr. Aydın Yıldırım şöyle devam etti:<br />“Günde en az 30 dakika fiziki aktivite hedeflenmelidir. Yürümek en kolay uygulanabilir aktivite seçeneği olup 15 dakikası hızlı tempoda yapılmalı. Fiziksel aktivite, gerek yağ yakılmasını gerekse de kondisyonunuzun artmasını sağlayacaktır. Egzersizler özellikle kilo kontrolü için gereklidir</p>
<p> Ayrıca yüksek tansiyon ve diyabet ihtimalini azaltır. Haftada 150 dakika tempolu yürüyüş veya 75 dakika koşu yapılmalı. Kaslarımızda yaşla birlikte kütle kaybı olmaktadır. Kas antrenmanlarıyla kas kütlesini arttırılması vücutta yağ yakılmasını arttırıp, mevcut kilomuzun korunmasına yardımcıdır. Egzersizin yoğunluğu ve süresi kademeli olarak arttırılarak daha fazla fayda sağlanabilir. Düzenli egzersizin bir diğer faydası da stres ve kaygıyı azaltmasıdır. Sürekli yapılan egzersiz kalp sağlığı için faydalıdır. Bu nedenle fırsat bulgunuz her ortamda yürümeye çalışmalısınız.”</p>
<p>Dengeli beslenmek önemli<br />Prof. Dr. Aydın Yıldırım, kalp sağlığı için dengeli beslenmede önceliğimiz olan gıdaları ise şu şekilde sıraladı:<br />“Yağsız et ve balık, fasulye veya diğer baklagiller, sebzeler ve şeker içeriği fazla olmayan meyveler, az yağlı süt ürünleri, tam tahıllar, zeytinyağı ve avokado gibi <span class="searchword">sağlık</span>lı yağlar.”</p>
<p><strong>"Dünyada en çok tuz tüketen ülkelerden biriyiz"</strong><br />Tansiyonu azaltmak amacıyla uygulanan diyetin DASH diyeti olduğunu belirten Prof. Dr. Aydın Yıldırım, “DASH diyetinde temel prensip tuz tüketimini ve sodyum alımını düşürmek, basit şeker ve basit karbonhidratları sınırlamak ve bunların yerine lif oranı yüksek, magnezyum, potasyum ve kalsiyum bakımından zengin bir beslenme türüne geçmektir. Kalp damar sağlığı için doğru beslenme modelinde <span class="searchword">sağlık</span>lı yağlar, sebze, meyve, tam tahıllar, kaliteli protein tüketmek gerekir. DASH diyeti buna göre oluşturulmuş, antioksidan besin öğeleri bakımından zengin bir diyet planıdır. Ne yazık ki dünyada en çok tuz tüketen ülkelerden biriyiz. Fazla tuz tüketimi yüksek tansiyon ve kalp yetersizliği ihtimalini artırır. Bu nedenle günlük gıdalarda yeterli tuz alındığından sofrada ayrıca tuz kullanılmamalıdır” dedi.</p>
<p><strong>Bu gıdalardan uzak durun</strong><br />Prof. Dr. Arif Yıldırım, kalp ve damar hastalıklarından korunmak için uzak durulması gerekenleri şu şekilde sıraladı:<br />“Rafine edilmiş karbonhidratlar, şeker veya şekerli içecekler, alkol, işlenmiş gıdalar, tam yağlı süt ürünleri, kızarmış fast food yiyeceklerde, cipslerde ve unlu mamullerde bulunan trans yağlar” diye konuştu.</p>
<p><strong>Aşırı kilo kalp sağlığını olumsuz etkiliyor</strong><br />Aşırı kilolu olmanın kalp hastalığının yanı sıra ayrıca yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, Tip 2 Diyabet ve felç riskini artıracağını belirten Prof. Dr. Arif Yıldırım, “Bel çevresi erkekler için 101 santimetre, kadınlar için ise 88 santimetre üzerinde ise risk teşkil etmektedir. Vücut ağırlığımızı 3-4 kilogram azaltmak dahi kanda şeker ve karbonhidrat kaynaklı trigliserid düzeyini anlamlı şekilde düşürmekte, kan şekeri ve diyabet için faydalı olmaktadır. Ancak kilonun azaltılması ilk hedef olmakla birlikte olduğumuz kiloyu korumak daha önemlidir. Egzersiz ile desteklenen <span class="searchword">sağlık</span>lı bir beslenme planı kilonun korunmasındaki ideal tutumdur” dedi.</p>
<p><strong>Stresten uzak yaşanmalı</strong><br />Yeterli ve kaliteli bir uykunun da kalp ve damar hastalıkları açısından önemine değinen Prof. Dr. Arif Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı:<br />“Uykusuzluk şikâyetiniz varsa düzenli egzersiz en iyi çözümdür. Yetersiz uyku yüksek tansiyon, obezite diyabet riskinizi artırmaktadır. Günlük uykumuz en az 7 saat olmalıdır. Sabahları yorgun kalkıyor ve gün içinde uyukluyorsanız uyku apnesi olma ihtimali yüksektir. Obezite genellikle uyku apnesine eşlik eder. Uyku apnesi, insanların uyku sırasında birçok kez nefes almayı kısa süreliğine durdurmasına neden olur.</p>
<p>Bu, iyi dinlenme yeteneğinizi engeller ve kalp hastalığı riskinizi artırabilir. Kilonuzun azaltılması, düzenli egzersiz ve solunum yollarındaki sorunların düzeltilmesine rağmen uyku apnesi devam ediyorsa uyku testi ile apnesinin değerlendirilmesi, gerekli görülmesi halinde cihaz desteği almalısınız. Stresli, kaygısı yüksek ve izole yaşayan bireylerde kalp hastalığına yakalanma riski daha yüksektir. Egzersizi bir yaşam kültürü haline getirmek, günlük hayatında azda olsa sosyal sorumluluk projelerine katılmak stresi azaltmanın etkin bir yoludur. Özellikle kalp krizi geçiren hastaların sosyal izolasyon yerine hekimlerin önerileriyle eski faaliyetlerine devam etmeleri ve rehabilitasyon programlarına katılmaları kendilerine güvenlerinin yerine gelmesi ve streslerinin azalmasına yardımcı olacaktır” diyerek sözlerini sonlandırdı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/kalp-hastaliklarindan-korunmak-icin-tuzu-azaltin</guid>
      <pubDate>Thu, 28 Sep 2023 08:12:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/eylul/Tuz%20kalbe.jpg" type="image/jpeg" length="78418"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bakan Koca: “Küresel Covid Aşısı Baskısına Boyun Eğmemiz Mümkün Değil”]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/bakan-koca-kuresel-covid-asisi-baskisina-boyun-egmemiz-mumkun-degil</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/bakan-koca-kuresel-covid-asisi-baskisina-boyun-egmemiz-mumkun-degil" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, bazı ülkelerde başlayan Eris varyantı aşılama programına ilişkin, “Küresel Covid aşısı baskısına boyun eğmemiz mümkün değil” dedi.Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Beştepe’de düzenlenen Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı’nın ardından basın mensuplarının sorularını cevapladı.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bir gazetecinin Eris varyantında son durumu sorması üzerine değerlendirmelerde bulunan Koca, “Covid-19 ortaya çıktığında birçok bilinmezliği içeriyordu. Hem virüs hem de hastalıklar açısından bu süreçte mücadele etmek için erken dönemde aşının geliştirilmesi gerekiyordu. Bu çerçevede inaktif olarak bilinen güvenilir kadim tekniklerle üretilen aşıyı yani Turkovac’ı geliştirmiştik. Bu süreçte artık hastalığı biliyoruz, virüsü tanıyoruz. Tüm mutasyonların etkilerini ve değişiklikleri takip ediyoruz.</p>
<p>Bu mutasyonlarda bugüne kadar hiçbir zaman virüsün ilk çıktığı dönemdeki hasta yapıcı etkisi, yani virülansında artış olmadı. Olan mutasyonlar hasta yapma gücü daha zayıf olan mutasyonlar, bunu da dediğim gibi yakından takip ediyoruz. Bu anlamda kesinlikle Eris varyantına yönelik yeni bir tedbir gerekmiyor. Bunu en açık şekilde zaten ifade etmiştim. Hastalığı artık çok iyi tanıyoruz ve endişe edecek hiçbir durum yok” ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p><strong>“Küresel Covid aşısı baskısına boyun eğmemiz mümkün değil”</strong><br />Bazı ülkelerde olduğu gibi yeni varyanta ilişkin Türkiye’de de aşılama programının olup olmayacağı sorusu üzerine Koca, “Bazı ülkelerin aşı baskısı ile örnek olmaya çalıştığına hepimiz şahit oluyoruz. Bazı ülkelerin aşı baskısına boyun eğmesi, bizim de aşı baskısına boyun eğeceğimiz anlamına gelmez. Küresel Covid aşısı baskısına boyun eğmemiz mümkün değil. Türkiye’nin kendi programı var ve birileri istiyor diye aşı programı başlatmayız. Biz kendi programımızı uyguluyoruz ve şu an kesinlikle Covid-19 için yeni bir aşı programı uygulamayı düşünmüyoruz. Bu kadar net” açıklamasında bulundu.</p>
<p><strong>“(Eris varyantı) Bu dönemde hasta sayısının arttığını söyleyebiliriz”</strong><br />Hasta sayısında artış olup olmadığı sorusu üzerine Koca, “Eris varyantının virülansı yani hasta etme gücü daha düşük, fakat bulaşıcılığı daha fazla. Bu dönemde hasta sayısının arttığını söyleyebiliriz. Fakat hastaneye yatış oranları oldukça düşük. Ağır hastalık yapmıyor. Daha hafif seyrediyor. Covid-19 nezle ve grip gibi bir üst solunum yolu enfeksiyonuna dönüşmüş durumda. Bu beklediğimiz bir seyirdi. Paniğe gerek yok.</p>
<p>Eski dönemi hatırlatan kısıtlama ve kapanmalar söz konusu değil. Dolayısıyla korunmak için ne yapmamız gerekiyor artık tüm vatandaşlarımız biliyor; hasta olanların kendilerini izole etmeleri, topluma çıkmamaları, riskli olan kişilerin özellikle kendilerini korumaları, onların da kalabalık ortamlardan uzak durması, illa gerekiyorsa da o durumda maske kullanmalarını öneriyoruz. Başka bir önerimiz de yok, yeni bir aşı programımız da yok. Yani toplu bir aşılama programına kesinlikle ihtiyaç yok. Fakat bu dönemde grip aşısını önemsiyoruz. Risk gruplarında olup, grip aşıları tanımlanmış olanların bir an önce aşı olmalarını öneriyoruz. Riskli grupta yer alan ve tanımlanmış kişilere grip aşıları ücretsiz olarak yapılmaktadır” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Çocukluk çağındaki aşı programını hassasiyetle takip ediyoruz”</strong><br />Aşı programlarının Covid-19 için bulunmadığını kaydeden Koca, sözlerine şöyle devam etti:<br />“Ancak bildiğiniz gibi çocukluk çağı bağışıklama aşı programımız başarıyla sürüyor ve çok önemli görüyoruz. Çocukluk çağındaki aşı programını hassasiyetle takip ediyoruz.</p>
<p>Vatandaşlarımız bu konuda hassas davranmalı, çocuklarımızın bağışıklama programındaki aşılarını eksiksiz yaptırmalı. Bu aşılarımızı üretmek için devreye aldığımız Hıfzıssıhha Aşı ve Biyoteknolojik Ürün Araştırma ve Üretim Merkezi alt yapı inşaatımız devam ediyor. Tüm aşılarımızı yerlileştirmeyi esas alıyoruz. Ayrıca teknoloji transferiyle daha önce ilan ettiğimiz üç aşının süreci de başladı. Su çiçeği, kuduz ve Hepatit-A aşısının teknoloji transferi ile üretilmesini özellikle çocuklarımız için önemsiyoruz.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/bakan-koca-kuresel-covid-asisi-baskisina-boyun-egmemiz-mumkun-degil</guid>
      <pubDate>Wed, 27 Sep 2023 13:34:56 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/" type="image/jpeg" length="93854"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanlar Uyardı: “Kış Mevsimi Girmeden Grip Aşınızı Olunuz”]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/uzmanlar-uyardi-kis-mevsimi-girmeden-grip-asinizi-olunuz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/uzmanlar-uyardi-kis-mevsimi-girmeden-grip-asinizi-olunuz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Okulların açılması ve kış mevsiminin başlamasıyla birlikte görülmeye başlayan grip vakaları ile ilgili uyaran uzmanlar, özellikle riskli kişilerde aşının her yıl yenilenmesi gerektiğini belirtti.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Yaz mevsiminin bitmesi, okulların açılması ve kış mevsimine de kısa bir süre kalmasıyla birlikte grip (influenza) hastalığında artışlar yaşanmaya başladı. Grip ile ilgili uyarılarda bulunan Özel Kastamonu Anadolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Osman Kocabıyık, grip (influenza) hastalığından korunabilmek için özellikle riskli kişilerde aşının önemine dikkat çekerek, “Grip aşısı her yıl Ekim ayından başlanarak Şubat ayına kadar yaptırılabilir. Hastalığı oluşturan virüs DNA yapısını sık sık değiştirdiğinden hastalık geçirenler bağışıklık kazanamıyor.</p>
<p>Bu nedenle riskli kişilerde aşının her yıl yenilenmesi gerekiyor. Bağışıklık aşıdan iki hafta sonra ortaya çıkıyor ve koruyuculuğu yüzde 70 civarındadır. Ülkemizde dört ayrı influenza virus tipi içeren inaktive (cansız) influenza aşısı bulunmaktadır. Bu aşı ölü aşı olduğundan grip hastalığına yol açmaz. Riskli gruplara, <span class="searchword">Sağlık</span> Bakanlığının belirlemiş olduğu sıra dahilinde E-Nabızda tanımlanarak ücretsiz olarak yapılmaktadır. Tanımlanmış bu riskli gruplar için grip aşısı, hastalıklarını/gebelik durumunu belirten sağlık<span style="font-size: 1rem;"> raporuna dayanılarak her branştan hekimlerce reçete edildiğinde yılda bir defaya mahsus olmak üzere karşılanmaktadır” dedi.</span></p>
<p><span style="font-size: 1rem;">Grip hastalığının Ekim ayında başlayarak Nisan ayına kadar sürdüğünü söyleyen Uzm. Dr. Osman Kocabıyık, “Grip (influenza) genellikle yıl içerisinde Ekim ayından başlayarak Nisan ayına kadar olan dönemde sık görülen bulaşıcı bir solunum yolu hastalığıdır. Her yıl dünyada yaklaşık 3-5 milyon kişiyi etkileyerek, 250-500 bin kişinin ölümüne sebep olur. İki yıldır COVID-19’dan maske mesafe ve izolasyon önlemleri nedeniyle fırsat bulamayan grip virüsleri tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kurallara uyumun azalmasıyla bu vakalarda yeniden artış beklenmekte ve gözlenmektedir” diye konuştu.</span></p>
<p><span style="font-size: 1rem;"><strong>“Grip hastalığı, kronik hastalığı olan kişilerde ölüme kadar varılabilen ciddi sonuçlara yol açmaktadır”</strong><br />Grip hastalığının özellikle kronik rahatsızlığı olan kişilerde çok daha ağır seyrettiğini ve ölüme kadar varılabilen ciddi sonuçlara yol açtığını belirten Kocabıyık, “Soğuk algınlığı, çeşitli virüsler tarafınca oluşturulan, daha fazla görülen hafif seyirli üst solunum yolları enfeksiyonu tablosunu tanımlamak için kullanılırken, halk arasında ise grip (influenza) hastalığı da soğuk algınlığı ile benzer tanımlama içerisinde kullanılmaktadır.</span></p>
<p>Grip, ani olarak 39 derece üzerinde ateş, şiddetli kas ve eklem ağrıları, halsizlik, yorgunluk, titreme, baş ağrısı ve kuru öksürük gibi belirtilerle başlayan bir enfeksiyon hastalığıdır. Özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve kalp hastalığı akciğer hastalığı, böbrek hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik hastalığı olan kişilerde çok daha ağır seyretmekte ve ölüme kadar varılabilen ciddi sonuçlara yol açmaktadır. Soğuk algınlığı, ateş yükselmeden, hafif kırgınlık, burun akıntısı, hapşırma gibi belirtiler ile kendini gösteren, halsizliğe yol açmadığı için yatak istirahatı gerektirmeyen, ayakta atlatılabilen bir hastalıktır ve grip ile karşılaştırılmamalıdır. En iyi tanı ise muayene ile konulabilir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Gribin tedavisinde antibiyotiğin yeri yoktur, öncelikle istirahat ve destek tedavisidir”</strong><br />Grip (influenza) virüsünün damlacık yoluyla bulaştığını belirten Dr. Kocabıyık, “Öksürük ve hapşırık yoluyla virüs damlacık şeklinde yayılır. Bu damlacıkların ağız, burun ya da gözlerimize ulaşması ile hastalık bulaşır. Bu nedenle gripli bir kişi virüsü etrafa yaymamak için öksürüp hapşırırken ağzını bir mendille veya kolları ile kapatmalıdır. Ellere hapşırmak en tehlikeli olanıdır. Ellere bulaşan virüs buradan dokunulan her yere yayılır. Gripli kişi sık sık ellerini yıkamalıdır. Gribin toplumda yayılmaması için, virüsün çok saçıldığı hastalığın ilk günlerinde, okula, işe gidilmeyip evde istirahat edilmelidir” ifadelerini kullandı.</p>
<p>Gribin tedavisinde antibiyotiğin yerinin olmadığını, öncelikle istirahat ve destek tedavisinin gerektiğini söyleyen Kocabıyık, “Ateş düşürücü ilaçlar, bol sıvı alımı önerilir. Ancak grip belirtileriniz varsa ve risk grubundaysanız veya çok hastaysanız, hastalığınız konusunda endişeliyseniz, <span class="searchword">sağlık</span> uzmanınızla iletişime geçmelisiniz. Gribinizi tedavi etmek için antiviral ilaçlara ihtiyacınız olabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Antiviral ilaçlar hastalığı hafifletebilir ve hasta olma sürenizi kısaltabilir. Ayrıca ciddi grip komplikasyonlarını önleyebilirler. Hastalandıktan sonraki 2 gün içinde başlanıldığında genellikle en iyi sonucu verirler. Gribe yakalanmamak için sık el temizliği, <span class="searchword">sağlık</span>lı beslenme, mevsime göre giyinme gibi kişisel önlemlerin yanı sıra özellikle risk altındaki kişiler için en etkili korunma yolu aşıdır” dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/uzmanlar-uyardi-kis-mevsimi-girmeden-grip-asinizi-olunuz</guid>
      <pubDate>Tue, 26 Sep 2023 11:35:41 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/eylul/grip.jpg" type="image/jpeg" length="15108"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erkeklerde En Sık Görülen Kanserlerden Biri Prostat Kanseri]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/erkeklerde-en-sik-gorulen-kanserlerden-biri-prostat-kanseri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/erkeklerde-en-sik-gorulen-kanserlerden-biri-prostat-kanseri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prostat kanseri riskinin yaş ilerledikçe arttığına buna karşın bazı hastalarda hiç belirti göstermeden ilerleyebileceğine dikkat çeken Üroloji Uzmanı Dr. Yusuf Gençten, “Erken tanıyla tedavide başarı oranı artıyor. Bu nedenle şikayeti olan ya da olmayan 50 yaş üstü erkeklerin yılda bir kez üroloji hekimine görünmelidir” 
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Kayseri Hastanesi Üroloji Uzmanı Dr. Yusuf Gençten, erkeklerde en sık görülen kanserlerden biri olan prostat kanserinin, akciğer kanserinden sonra kanser ölümlerinin en sık sebebi olarak gösterildiğini vurgulayarak, Eylül ayı prostat kanseri farkındalık ayı vesilesiyle önemli bilgiler verdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Prostatın erkek üreme sağlığı için gerekli olan salgıyı üreten bir bez olduğunu belirten Dr. Gençten “Bu bez mesanenin (idrar kesesi) altında yer alır. Prostat kanseri, prostatta anormal hücreler gelişip büyüdüğünde ortaya çıkar. Bu anormal hücreler kontrolsüz bir şekilde çoğalmaya devam edebilir ve bazen yayılabilir. Çoğu erkekte prostat kanseri yavaş büyüyen bir hastalıktır. Kanser hücreleri prostat bezinin içinde kaldığında ve yavaş büyüdüğü için hiçbir zaman sorun yaratmayabilir” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Yaş ilerledikçe risk artıyo</strong>r”<br />Araştırmalara göre prostat kanseri için “yaş ve ailede prostat kanseri öyküsü” olmak üzere kesinleşmiş iki önemli risk faktörü olduğunu aktaran Dr. Gençten yaş ilerledikçe riskin arttığını, 75 yaşına gelindiğinde 7 erkekten 1'inde prostat kanseri görüldüğünü söyledi.</p>
<p>Baba, kardeş gibi yakın akrabalarda prostat kanseri görülenlerin bu kansere yakalanma riskinin diğer kişilere göre çok daha yüksek olduğunun altını çizen Dr. Gençten, birden fazla akrabada prostat kanseri görülmesinin riski daha da artırdığını; ayrıca ailede meme ya da yumurtalık kanserlerine rastlanmasının da prostat kanserine yakalanma riskini artırabileceğini ifade etti. Hayvansal gıdalarda bulunan yağlar, tereyağı, margarin, iç yağı, kuyruk yağı gibi doymuş yağlardan ve kırmızı etten zengin, sebze-meyveden fakir beslenme alışkanlığının prostat kanseri riskini arttırdığını da sözlerine ekledi.</p>
<p><strong>“Belirtilerden biri zayıf veya kesintili idrar akışı olabilir”</strong><br />Prostat kanserine özgü bir belirti olmadığını belirten Dr. Gençten erken evrede hiçbir belirtiyle karşılaşılmadığını; fakat kanser dokusu büyüdükçe veya birlikte iyi huylu prostat büyümesi varsa idrar yapmaya başlamada zorluk, zayıf veya kesintili idrar akışı; özellikle geceleri sık idrara çıkma, idrarda veya menide kan görülmesi ve sırtta, kalçada veya leğen kemiğinde geçmeyen ağrı gibi bazı şikayetlere yol açabileceğini anlattı. Bu semptomlar prostat kanseri dışındaki durumlardan da kaynaklanabileceğini, dolayısıyla üroloji hekimine başvurulması gerektiğini ifade etti.</p>
<p><strong>“Tedavide yüz güldürücü sonuçlar alınıyor”</strong><br />Prostat kanserinin erken tanı konulabilen ve tedavi edildiğinde yüz güldürücü sonuçları olan bir hastalık olduğunun altını çizen Dr. Gençten “Şikayeti olan ya da olmayan 50 yaş üstü erkeklerin yılda bir kez üroloji hekimine kontrole gelmesini öneriyoruz. Eğer ailesinde prostat kanseri öyküsü varsa 40-45 yaşlarından itibaren yıllık kontrolleri gerekli görüyoruz. Prostat kanseri, bir erkeğin kanındaki prostat spesifik antijen (PSA) seviyelerinin test edilmesiyle sıklıkla erken dönemde saptanabildiği gibi diğer taraftan prostatın parmakla muayenesiyle de tespit edilebilir.</p>
<p>Şüphelenilen durumlarda çekilen prostat MR görüntülemesiyle kanser şüpheli alanlar tespit edilerek kesin tanıyı ulaşmak için prostat biyopsisi yapılır” dedi.<br />Prostat kanserinin birçok farklı tedavi yöntemi bulunduğunu söyleyen Dr. Gençten seçilen tedavi yönteminin PSA sonucuna, kanserin derecesine ve evresine (ne kadar hızlı büyüdüğü ve prostatın dışına ne kadar yayıldığı), semptomlara, genel sağlığa ve kişisel tercihlere bağlı olduğunu dile getirdi.</p>
<p>“<span class="searchword">Sağlık</span>lı beslenme ve fiziksel aktivite riski azaltır”<br />Erken evrede tespit edilen vakalarda ameliyat ya da radyoterapi; daha ileri evrelerde ise kemoterapi ya da hormonal tedaviler ile hastalığın kontrol altına alınabileceğini ifade eden Dr. Gençten “Çeşitli tedavi seçenekleri olan ve hiç bir belirti vermeden sinsice ilerleyebilen bir hastalık olan prostat kanseri için en önemli adım erken tanıdır ve bu nedenle kontroller aksatılmamalıdır” dedi.</p>
<p>Dr. Gençten, yaş ve genetik gibi bazı risk faktörlerinin değiştirilemeyeceğini ancak yürüme, koşma, bisiklete binme, yüzme gibi düzenli fiziksel aktivite, <span class="searchword">sağlık</span>lı bir kiloda kalmak, sebze oranı yüksek ve yağ oranı düşük bir diyet ile riskin azaltılabileceğini anlattı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/erkeklerde-en-sik-gorulen-kanserlerden-biri-prostat-kanseri</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Sep 2023 10:34:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/eylul/prostat%20kanseri.jpg" type="image/jpeg" length="49336"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Cilt Kuruluğunu Hafife Almayın]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/cilt-kurulugunu-hafife-almayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/cilt-kurulugunu-hafife-almayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eskişehir Fizyomer Terapia Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Tıp Merkezi cildiye uzmanı Dr. Turgay Bereket, cilt kuruluğu ve sorunu hakkında bilgiler verdi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Cilt kuruluğunun cildin en dış tabakası olan epidermis’de yeterli oranda su bulunmaması nedeni ile seyreden çok yaygın bir cilt sorunudur. Dr. Turgay Bereket, erkek ve kadınlarda bu rahatsızlığın eşit ölçüde, yaşlı kişilerde ise daha sık görüldüğünü belirterek ellerin, dirseklerin ve dudakların cilt kuruluğundan en fazla etkilenen alanlar olduğunu vurguladı.<br />Cilt kuruluğunun nedenlerine değinen Bereket, şunları dile getirdi: “Hava koşulları cilt sıcaklık ve nem seviyelerinin düştüğü kış aylarında kuru olma eğilimindedir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p> Isınma şekli kalorifer, odun sobası, yerden ısınma ve şömine gibi ortam nemini azaltan durumlarda cilt daha çabuk kurur. Sıcak banyolar ve duşlar, uzun süreli sıcak banyolar ve duşlar, yoğun klorlu havuzlar kuruluk nedenlerindendir. Sert sabun, deterjanlar ve kimyasallar: Bu tür ürünler ciltteki nemi ve yağı azaltarak cilt kuruluğuna neden olur. Yeterli sıvı alınmaması, bazı cilt hastalıkları, atopik dermatit, seboreik dermatit, sedef hastalığı, kontakt dermatit gibi cilt hastalıklarında kişinin cildi kuru olmaya eğilimlidir. Cilt kuruluğu, kullanılan ilaçların yan etkisi olarak da karşımıza çıkabilir.”</p>
<p><strong>Cilt kuruluğunun belirtileri</strong><br />Cilt kuruluğunun genellikle geçici olduğunu, fakat bazı kişilerde de kronikleşip ömür boyu devam edebildiğinin altını çizen Dr. Bereket cilt kuruluğu belirtilerinin ise yaş, genel <span class="searchword">sağlık</span> durumu, yaşanılan alan ve sorunun nedenlerine bağlı olarak farklılıklar gösterebileceğine dikkat çekti. Bereket, cilt kuruluğunda görülen belirtilerden öne çıkanları ise şu şekilde aktardı:<br />“Özellikle duşta banyo yaptıktan sonra oluşan gerginlik hissi, ciltte pütürlü görünüm, kaşıntı, ciltte soyulma ve pullanma, ince çizgiler ve çatlama, kızarıklık ve döküntü, kanayan derin çatlaklar, kaşımaya bağlı iz ve renk değişikliği.”</p>
<p>Açıklamasında hangi durumlarda doktora başvurulması gerektiği hususuna da değinen Dr. Bereket, şu durumlara dikkat çekti: “Kişinin uzun uğraşına karşın cilt kuruluğu yakınması devam ediyorsa, kurulukla birlikte kızarıklık da varsa, kuruluk nedeni ile oluşan kaşıntı şiddetli oluyorsa, açık yara geliştiyse, çizik ve çatlaklar enfekte olmuşsa, soyulma pullanma geniş alanlarda oluşmuşsa.”</p>
<p><strong>Şiddetli kaşıntıdan kaçınmak</strong><br />Dr. Bereket, cilt kuruluğunda sıkça karşılaşılan kaşınma ve kaşıntılara karşı da önemli önerilerde bulundu. Özellikle de şiddetli ve uzun süreli kaşıntılardan kaçınılması gerektiğinin altını çizen Bereket, açıklamasını şu sözlerle tamamladı: “Banyo ılık su ile yapılmalı, kısa sürmeli (10 dakika kadar) ve gerekmedikçe haftada 2’yi geçmemeli. Banyolarda sabun yerine “syndet” diye tanımlanan sert olmayan ve cildin yağ tabakasını bozmayan ürünler tercih edilmeli.</p>
<p>Kese ve lif kullanmamalı temizleyici ürün elle sürülmeli. Banyo sonrasında deri yumuşak havlu ile fazla tahriş etmeden kurulanmalı ve ilk 3 dakika içerisinde nemlendirici pomad veya emülsiyonlar sürülmeli. Kolonya, alkol gibi maddeler kaşıntı giderici jel ve pudralar cildi kuruttukları için kullanılmaması gerekir. Derisi kuru ve kaşıntıya eğilimli kişilerin vücutlarına temas eden giysilerin pamuklu olmasına özen gösterilmeli. Yüksek ısı ve düşük nemli ortamların kaşıntıya yol açabileceği unutulmamalı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/cilt-kurulugunu-hafife-almayin</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Sep 2023 10:01:09 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/eylul/cilt-kurulugu.jpg" type="image/jpeg" length="90725"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şifanın En Doğru Adresi "Eczane Mi Yoksa Aktar Mı" Polemiği]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/sifanin-en-dogru-adresi-eczane-mi-yoksa-aktar-mi-polemigi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/sifanin-en-dogru-adresi-eczane-mi-yoksa-aktar-mi-polemigi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eskişehir’de eczacı Özlem Özmutlu hastalıkların tedavisinde en doğru kanalın eczane olduğunu belirtirken, aktar Koray Özkılıç ise iki tarafın da aynı amaçta olduğunu ancak farklı yöntemlere başvurduğunu söyledi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Kurutulmuş çeşitli bitkiler, çiçekler, baharatlar ve çeşitli ürünlerin satışını yapan aktarlar, bazı vatandaşlar için şifanın bir numaralı adresi. Özellikle yaşlı vatandaşların bir bölümünün hastalıkları için çözümü hastane ve eczane yerine aktarlarda aradığı biliniyor. Bu konuyla ilgili bazı uyarılarda bulunan eczacı Özlem Özmutlu, vatandaşların aktarlardaki ürünleri bilinçsiz şekilde kullandığını ifade etti. </p>
<p>Özmutlu, aktar ürünlerinin daha dikkatli kullanılması gerektiğinden bahsederken, aktar Koray Özkılıç ise sattıkları bitkilerin bazı ilaçların ana maddesi olduğuna vurgu yaptı. Birkaç kuşaktır bu işi yapan aktarların kulaktan dolma bilgilerle hareket etmediğini belirten Özkılıç, iki tarafın da <span class="searchword">sağlık</span>lı bir vücut meydana getirmeyi amaçladığını söyledi.</p>
<p><strong>“Hastalarımızı ve vatandaşlarımızı eczanelere yönlendiriyoruz”</strong><br />Eskişehir’de eczacılık yapan Özlem Özmutlu, yeni neslin her şeyi aktardan almamak konusunda dikkatli olduğunu söyledi. Vatandaşların en doğru ürüne sadece eczane kanalı ile ulaşabileceğini ifade eden Özmutlu, “Eskisi gibi dikkatsizce alışveriş yapılmıyor ama bu algıyı değiştirmek yüzyıllar sürer. Çünkü insanlar yüzyıllardır bitkilerden şifa bulmuş ve onlarla tedavi olmuş. Eczanelerde bu ürünler yaygın olarak satılmadığı için aradıkları ürünleri hep aktarlardan bulabilmişler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Doğru ürünü bulup bulamadıklarını bilmeden, içeriğini sorgulamadan, yabancı madde var mıdır, doğru zamanda toplanmış mıdır gibi gereken soruları bilmeden bir şekilde bu maddelere ulaşmışlar ve almışlar. Bunu doğru bulmuyoruz. Doğru ürüne sadece 5 yıl boyunca fakültede bunun eğitimini alan eczacılardan ulaşabilirler. Vatandaşlar bunların en detaylı bilgisine, üretim tarihine, üretim zamanına ve saklanma koşullarına kadar olan en ince bilgileri bile eczacılardan öğrenebilirler. Hastalarımızı ve vatandaşlarımızı eczanelere yönlendiriyoruz. Tabii ki işin uzmanına gitmelerini tavsiye ediyoruz" dedi.</p>
<p><strong>“Dört kuşaktır bu işi yapmış olan insanlardan edindiğimiz kulaktan dolma bilgiler değil”</strong><br />Uzun yıllardır aktarlık yapan Koray Özkılıç ise, eczacıların kontrolsüz kullanım konusunda haklı olduğunu belirterek, herkesin farklı iyileştirme yöntemleri kullandığını dile getirdi. İlaçların da ana maddesinin bitki olduğuna vurgu yapan Özkılıç, “İlaçlar, otların içerisindeki saf materyallerin alınarak işlenmesi ile yapılıyor. Herkes bildiği işi yapacak. Eczacının eğitim aldığı, üstüne ihtisas yaptığı şeyler hastalıklarda kullanılan yegâne ilaçlar.</p>
<p> Ama bizim de toplum içerisinde büyüklerimizden üç kuşaktır, dört kuşaktır bu işi yapmış olan insanlardan edindiğimiz kulaktan dolma bilgiler değil, koca karı ilacı dedikleri şey değil. Gerçekten denenmiş, bilinen şeylerle iyileştirme şeklimiz farklı. Zaten amaç aynı, <span class="searchword">sağlık</span>lı bir vücut meydana getirmek ve hastalıklardan uzaklaşmak. Bir Çin atasözünün dediği gibi, insan hasta olduğu için rahatsızlanmaz, rahatsız olduğu için hastalanır. İkimizin de amacı aynı ama işletim sistemi farklı. Bu şekilde baktığımız zaman sıkıntı olacağını veya bir problem yaşanacağını zannetmiyorum" şeklinde konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/sifanin-en-dogru-adresi-eczane-mi-yoksa-aktar-mi-polemigi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Sep 2023 07:53:21 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/eylul/eczne-aktar%201.jpg" type="image/jpeg" length="82927"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[ Beyin Tümörlerinde Zaman Kaybı Ölüme Yol Açıyor]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/beyin-tumorlerinde-zaman-kaybi-olume-yol-aciyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/beyin-tumorlerinde-zaman-kaybi-olume-yol-aciyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Enis Kuruoğlu, beyin tümörlerinin vücudun yaşamsal fonksiyonlarına zarar verebileceğini ve geç müdahale edilmesi durumunda ölüme yol açabileceğini söyledi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Tümör beyinde çıktığında ya da beyne sıçradığında hastaların yaşamlarını tehdit edebiliyor. Özellikle vücudun başka bir yerinden beyne sıçrayan ve kötü huylu tümörler; solunum ya da kalbin çalışma dengesini bozuk ani ölümlere yol açabiliyor. Modern ve teknolojik tedavi yöntemleri ile beyin tümörlerinde çok başarılı cerrahi işlemler uygulayabildiklerini ifade eden Medicana <span class="searchword">Sağlık</span> Grubu doktorlarından Doç. Dr. Enis Kuruoğlu, beyin tümörleri hakkında önemli bilgiler verdi.</p>
<p><br /><strong>“Beyin tümörlerinde zaman kaybı ölüme yol açıyor”</strong><br />Zamanın benin tümörlerine müdahalede çok önemli olduğunun altını çizen Medicana Intarnational Samsun Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Enis Kuruoğlu, “Beyin vücudun ana merkezidir. Vücudun diğer bölgesindeki tümörler de dahil özellikle beyine sıçradığı zaman insanın yaşamsal fonksiyonları kontrol eden en önemli organa saldırmış oluyor. Beyin, kafatası içinde olduğu için oraya sıçrayan bir tümör ya da beyinin kendi dokusundan oluşan bir tümörün dışarı çıkabilme ya da beynin içindeki basıncı azaltma özelliği yoktur. O yüzden, kafatası bizi korur ama beyin tümörü gibi konularda bizim için kötüdür. Tümör kafatasından çıkamadığı için ‘beyin sapı’ dediğimiz boyunun birleşim yeri olan solunum ya da kalbin çalışma merkezine bası yapabilir. Bunlar da ani ölüme sebep olabilir. O yüzden beyin dokusundaki bir tümörde çok hızlı karar verip, tedavi uygulamak gerekir. Beyin tümörlerinde zaman kaybı ölümle sonuçlanabilir” dedi.</p>
<p><strong>“Genetik bağlantılı tümörler genelde 10 yaş altında görülüyor”</strong><br />Tümörlerin görülme nedenlerine değinen Doç. Dr. Enis Kuruoğlu, “Beyin tümörü diğer tümörler gibi farklı anormal hücre gruplarının çoğalması ile meydana gelir. Beyin tümörünün oluşmasında genetik hadiseler ön planda yer alır. Bunun dışında çevresel faktörler de etkilidir. Maruz kalınan toksik maddeler, radyasyon, elektromanyetik alan, sigara kullanımı, uyuşturucu madde kullanımı ve enfeksiyonlara bağlı da beyin tümörü olabilir. Beyinde birçok bölüm vardır. Her bölüm vücudun farklı yerlerine hükmeder. Tümörün bulunduğu bölgeye göre kişide bazı belirtiler ortaya çıkabilir. Tümör; kol ve bacağı kontrol eden yerdeki sinirleri baskılarsa kol ve bacaklarda güçsüzlük olabilir, hareket etmekte zorluk olabilir. Görme merkezinde olursa cismin yarısı görülmeyebilir, çevreyi algılayamayabilir, konuşma bölgesinde ise konuşamaz, anlama bölgesinde ise olayları algılayamaz. Beyin tümörlerinde genetik bağlantılı tümörler genelde 10 yaş altında görülüyor. Bunlar genelde de kötü huylu tümörler olarak dikkat çekiyor. Ardından da 70 yaş üstünde sıklıkla görülüyor” diye konuştu.</p>
<p><strong>“Genetik bağlantılı tümörler genelde 10 yaş altında görülüyor”</strong><br />Tümörlerin görülme nedenlerine değinen Doç. Dr. Enis Kuruoğlu, “Beyin tümörü diğer tümörler gibi farklı anormal hücre gruplarının çoğalması ile meydana gelir. Beyin tümörünün oluşmasında genetik hadiseler ön planda yer alır. Bunun dışında çevresel faktörler de etkilidir. Maruz kalınan toksik maddeler, radyasyon, elektromanyetik alan, sigara kullanımı, uyuşturucu madde kullanımı ve enfeksiyonlara bağlı da beyin tümörü olabilir. Beyinde birçok bölüm vardır. Her bölüm vücudun farklı yerlerine hükmeder. Tümörün bulunduğu bölgeye göre kişide bazı belirtiler ortaya çıkabilir. Tümör; kol ve bacağı kontrol eden yerdeki sinirleri baskılarsa kol ve bacaklarda güçsüzlük olabilir, hareket etmekte zorluk olabilir. Görme merkezinde olursa cismin yarısı görülmeyebilir, çevreyi algılayamayabilir, konuşma bölgesinde ise konuşamaz, anlama bölgesinde ise olayları algılayamaz. Beyin tümörlerinde genetik bağlantılı tümörler genelde 10 yaş altında görülüyor. Bunlar genelde de kötü huylu tümörler olarak dikkat çekiyor. Ardından da 70 yaş üstünde sıklıkla görülüyor” diye konuştu.</p>
<p>Kötü huylu tümörlerde tümör çıkarıldıktan sonra hastaya ikincil tedavi olarak ışın, kemoterapi ve ilaç tedavisi gibi ek tedaviler vermek gerekir. Özellikle iyi huylu tümörler genellikle çok büyüyünce fark edilir. Beyin içinde oluşan tümör direkt bir ağrı oluşturmaz. Beynin ağrı duyusu yoktur. Tümör çok büyüyüp beyin zarını etkileyince hasta baş ağrısı hissetmeye başlar. O yüzden iyi huylu tümörler çok büyümeden bulgu vermeyebilir. Her baş ağrısının altından beyin tümörü çıkmaz ama baş ağrısı olan, daha önce bir hastalığı olmayan insanlar mutlaka görüntüleme yöntemi ile kontrol edilmelidir” şeklinde konuştu.</p>
<p><strong>“Tümör iyi huylu ve hasta sağlığını olumsuz etkilemiyorsa, müdahale etmeden takip ediyoruz”</strong><br />Bazı beyin tümörlerinin hastanın sağlığına olumsuz etki etmediğini belirten Enis Kuruoğlu, “Hastada tümör tespit ettiğimizde radyolojik olarak da iyi huylu olup olmadığını gözlemliyoruz. Eğer tümör fazla büyük değilse ve hastanın sağlığına risk oluşturmuyorsa 5-10 yıl sonra cerrahi uygulamadan takip yapabiliyoruz. Tümörde büyüme olursa çıkartılabiliyor. Kötü huylu tümörlerde ise geç kalınmaması gerekiyor. Hastada tümör tespit edildiği zaman mutlaka patolojik tanı alınması gerekiyor. Hatta tümör çıkarılabilecek gibi ise çıkarılması gerekiyor. </p>
<p>Tümör kötü bir yerde, çıkarılması imkansız bir yerde ise, hasta ameliyattan sonra yatağa bağımlı kalacak, bilincini kaybedecekse küçük bir biyopsi alıp tümörün adını koyarak tedavi yöntemini belirliyoruz. Bunlara da ışın, gamma knife (odaklanmış ışınların hedef dokuya tek bir seferde verilmesi), kemoterapi tedavileri yapılabiliyor. Gelişen teknoloji ile birlikte kötü huylu tümörlerde de çok iyi sonuçlar alabiliyoruz” ifadelerini kullandı.</p>
<p><strong>Tedavi ve tedavi sonrası süreçten de bahseden Kuruoğlu, ayrıca şunları söyledi:</strong><br />“Kafatası açılan ameliyatlarda nöronavigasyon ve nörofizyolojik yöntemler kullanabiliyoruz. Bunları kullanınca hastaların ameliyat sonrası döneminde örneğin kolunda ve bacağında tümöre bağlı kuvvet kaybı olan hastanın hem uzuvlarındaki hareket kaybını yok ediyoruz aynı zamanda hasta 1 gün sonra sosyal yaşamına da başlayabiliyor. Kullandığımız özellikli cihazlar hastaların konforunu arttırmak için, cerrahi başarıyı arttırmak için çok önemli. Cerrahiyi bu cihazlarla yaptığımız için daha iyi sonuçlar da alabiliyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Hastalar genelde ameliyat olduktan 1 gün sonra gündelik yaşamlarına dönebiliyorlar. Ameliyat sonrası bazı komplikasyonların önüne geçmek için tedbirleri alıyoruz. Hastalar günlük yaşamına dönüyor ama çıkan patoloji sonucu özellikle hastanın ameliyat sonrası tedavisini yönlendirmek için çok önemli. Beyindeki her tümöre şu andaki teknoloji, cerrahi bilgimiz ile ulaşabiliyoruz. Müdahale edilemeyecek bölge aslında yok. Müdahalenin nerede kesilmesi gerektiğine çok iyi karar verilmesi gerekiyor. Nerede durmalıyız?</p>
<p>Beyin cerrahisinde tümöre yaklaşırken hastada klinik bulgu çıkarmadan, hastanın performansını düşürmeyecek şekilde ameliyat yapmak önemli. Beyinde çok önemli bölgeler var. Beyinde bilişsel fonksiyonları yapan bölgeler var. Bunları koruyarak, motor fonksiyonları etkileyen sinirleri koruyarak, özel cihazların yardımı ile çok başarılı cerrahiler yapabiliyoruz.”</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/beyin-tumorlerinde-zaman-kaybi-olume-yol-aciyor</guid>
      <pubDate>Mon, 25 Sep 2023 07:02:51 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/eylul/beyin-tumoru%202.jpg" type="image/jpeg" length="68946"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından ALS Uyarısı]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/uzmanindan-als-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/uzmanindan-als-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hatice Köse Özlece, ufak bir kas seğirmesi ve kas güçsüzlüğünün ALS hastalığını işaret etmeyeceğini ancak konuşma, yutma güçlüğü ve kaslarda güçsüzlük gibi şikayetler görülmesi halinde nöroloji hekimine başvurmak gerektiğini söyledi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />21 Haziran Dünya ALS Günü vesilesiyle Amyotrofik Lateral Skleroz ya da kısaca ALS adıyla bilinen nörolojik hastalık hakkında bilgiler veren Acıbadem Kayseri Hastanesi Nöroloji Uzmanı Doç. Dr. Hatice Köse Özlece, ALS’nin esas olarak istemli kas hareketinin kontrolünden sorumlu sinir hücrelerinin hasarından kaynaklandığını dile getirdi.</p>
<p>ALS hastalığının ellerde, kollarda, bacaklarda ve yutma kaslarında ilerleyici bir güçsüzlükle kendini gösterdiğini belirten Doç. Dr. Özlece, “ALS omurilikte ön boynuz motor nöronlarının ilerleyici bir hasarı ile giden bir hastalık. Maalesef motor hücrelerde hassasiyet olduğu için hastalarımızda en çok kas güçsüzlüğü ile kendini gösteriyor. Ellerde, kollarda, bacaklarda veya yutma kaslarında ilerleyici bir güçsüzlükle de kendini gösterebiliyor. Hastalarda ayrıcı en sık görülen semptomlardan bir tanesi de, seğirmelerdir. Yani kaslarda güçsüzlüğe bağlı irkilme, seyirme tarzındaki hareketlerde ALS’nin bir belirtisidir” dedi.</p>
<p><strong>“Sık görülen bir hastalık değil”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>ALS’nin nadir görülen bir hastalık olduğunun altını çizen Doç. Dr. Özlece “Çok sık görülen bir hastalık değil. Bazı hastalarda genetik olarak ALS’ye yatkınlık olabiliyor. Bazen de çok fazla sebebini bilmediğimiz kimyasal durumlar ALS’ye sebep olabiliyor” diye konuştu.</p>
<p>ALS hastalığının ciddi bir hastalık olduğunu, ancak bununla birlikte en ufak bir kas seğirmesi veya bir kas güçsüzlüğünün ALS’yi işaret etmeyeceğini belirten Doç. Dr. Özlece, genellikle detaylı bir nörolojik muayene, EMG denilen testler, bazı kan değerleri ve hatta beyin omurilik sıvısı incelenerek tanı konulduğunu söyledi. Ufak kas seğirmelerinde endişeye kapılan kişilerin hekime ALS endişesiyle başvurduğuna değinen Doç. Dr. Özlece “Ufak seğirmeler ALS göstergesi değildir” dedi.</p>
<p><strong>“Nedenleri net olarak bilinmiyor”</strong></p>
<p>ALS hastalığının ilerleyişi durdurabilecek ya da seyrinin iyi gitmesini sağlayabilecek bazı yöntemlerin olduğunu dile getiren Doç. Dr. Özlece, “ALS hastalığının maalesef çok bilinen bir tedavisi maalesef yok ama hastalığın ilerleyişini durdurabilecek, seyrinin daha iyi gitmesini sağlayacak bazı tedavi yöntemlerimiz var. Özellikle destek tedaviler, kasları güçlendiren egzersizler, kasları güçlendiren takviyeler, solunumla ilgili, yutmayla ilgili, konuşmayla ilgili destekler ALS hastalığında ön plana çıkabiliyor” diye konuştu.</p>
<p>Genetik olma ihtimalinin de yüksek olmadığını anlatan Doç. Dr. Özlece, doğrudan anneden çocuğa, babadan çocuğa gibi bir aktarım olmadığını ancak genetik olarak yatkın olan bazı genlerin aktivasyon bozukluğu ile de ALS gelişebileceğini ifade etti. Daha çok çevre ile alakalı faktörlerin sorumlu tutulduğundan bahseden Doç. Dr. Özlece yine de ALS’nin net nedenlerinin bilinmediğini dile getirdi. Konuşma, yutma güçlüğü ve kaslarda güçsüzlük gibi şikayetler olduğunda mutlaka nörolojik muayeneye başvurulmasını tavsiye etti; gerekmesi halinde nörolojik muayene ile birlikte detaylı testlerin yapılabileceğine dikkat çekti.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/uzmanindan-als-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 20 Jun 2023 13:21:36 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/06/als-hastaligi.jpg" type="image/jpeg" length="53455"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Erkeklerin Kabusu Orşite Yol Açan 4 Neden]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/erkeklerin-kabusu-orsite-yol-acan-4-neden</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/erkeklerin-kabusu-orsite-yol-acan-4-neden" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Memorial Kayseri Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Bülent Altunoluk, testis iltihabı ile ilgili bilgi verdi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />Orşit ya da halk arasında testis iltihabı olarak bilinen sorun, tek veya iki testiste birden ortaya çıkabiliyor. Sıklıkla bakterilerin neden olduğu bu hastalık virüslerle de bulaşabiliyor. Testis iltihabına özellikle kabakulak virüsü neden olabiliyor. Orşit, testislerin arka kısmında spermleri taşıyan ve depolayan tüp şeklindeki yapılardan da kaynaklanabiliyor. Memorial Kayseri Hastanesi Üroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Bülent Altunoluk, testis iltihabı ile ilgili bilgi verdi.<br /><br />İki testiste birden başlayabiliyor<br />Testislerin iltihaplanması sonucu ortaya çıkan enfeksiyonlara orşit adı verilmektedir. Genellikle bakterilere bağlı gelişmekte iken nadiren kabakulak gibi viral ajanlarla da oluşabilmektedir. Sıklıkla tek bir testis içerisinde ortaya çıkan orşit rahatsızlığı bazen de her iki testiste bulunabilmektedir. Ergenlik döneminden yetişkinliğe geçen erkek bireylerde görülen orşit kimi zaman kabakulak virüsünden kaynaklı olarak çocuklarda da görülmektedir.<br /><br />İltihap birçok nedene bağlı gelişiyor<br />Testis iltihabının en sık görülen sebebi, var olan idrar yolları enfeksiyonu sırasında bakterilerin testise taşınması sonucunda oluşmasıdır. Gençlerde cinsel yolla bulaşan hastalıklara sebep olan bakteriler ön sıralardayken, yaşlılarda görülen testis iltihabı ise, prostattan kaynaklanan idrar yolu enfeksiyonunun testise ilerlemesi sonucunda oluşan enfeksiyonlardır. Yine viral sebeplerin en önemlilerinden birisi de, kabakulak orşiti denilen ve kabakulak geçiren hastaların tek testisinin ya da iki testisinin birden iltihaplanması durumudur. Testis iltihabı birçok nedenden dolayı gelişebilmektedir. Orşite yatkınlık oluşturan durumlar kısaca şu şekilde ifade edilebilir:<br />"Üretral kateter (sonda) kullanımı, İyi huylu prostat büyümesi (BPH), Sık idrar yolları enfeksiyonu geçirmek, Kabakulak aşısı olmamak ya da daha önce kabakulak hastalığı geçirmemek, Birden fazla cinsel partner varlığı, Hijyenik olmayan ortamlarda bulunmak."<br /><br />İltihabın belirgin 5 belirtisi<br />Bakteriyel ve viral kaynaklı olabilen orşitin ilerlemesi epididimoorşit rahatsızlığına sebep olabilmektedir. Orşit belirtileri şunlar olabilmektedir;<br />"Testislerde ağrı ve şişlik, Kasık bölgesinde ve alt karında ağrı, Yüksek ateş, İdrarda yanma, üretral akıntı olması."<br /><br />Tedavi edilmezse sorun büyüyor<br />Testis iltihabı tedavi edilmezse kendiliğinden geçmez. Üroloji uzmanı tarafından hastanın öyküsü alınıp gerekli testler yapılıp tanı konduktan sonra hemen tedaviye başlanmalıdır. Tedavinin genel prensipleri ise şunlardır;<br />"Uygun antibiyotik tedavisi, analjezik ve antiinflamatuar ilaçlar, yatak istirahati, skrotal elevasyon (etkilenen taraf testisinin yukarı kaldırılması), soğuk kompres uygulaması (önerildiği kadar)."<br />Testislerde meydana gelen ağrının nedeninin öğrenilerek soruna uygun tedavi uygulamak önemlidir. Nedeni bilinmeyen testis ağrılarında; ağrı kesici, antibiyotik, kas gevşetici gibi ilaçları kullanmak yerine uzanarak istirahat etmek, ılık su ile duş almak, soğuk kompres uygulamak daha doğru bir yöntemdir. Fakat testis ağrılarının nedeni acil müdahale gerektirebilecek testis torsiyonu (testisin kendi etrafında dönmesi sonucu testise giden kan akımının bozulması) gibi durumların atlanmasına yol açıp testis kaybına neden olabilir. Bu yüzden doğru tanı koyup gerekli tedavi için mutlaka üroloji uzmanına danışmak gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/erkeklerin-kabusu-orsite-yol-acan-4-neden</guid>
      <pubDate>Wed, 31 May 2023 13:50:29 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/05/doktor-bulent-altunoluk.jpg" type="image/jpeg" length="79864"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Bademcik ameliyatı bağışıklık sistemini zayıflatmıyor”]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/bademcik-ameliyati-bagisiklik-sistemini-zayiflatmiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/bademcik-ameliyati-bagisiklik-sistemini-zayiflatmiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Buket Özel Bingöl, sık bademcik enfeksiyonu geçiren, bademcikleri büyüyen, burun tıkanıklığı ve orta kulak iltihabı yaşayan çocuklarda bademcik ve geniz etinin ameliyatla alınmasının gerekebileceğini söyledi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p><strong> Anne babaların endişelendiği bağışıklık sisteminin zayıflaması konusuna açıklık getiren Dr. Özel Bingöl “Bu ameliyatlar sonrasında bağışıklık sisteminin zayıfladığını işaret edebilecek hiçbir bilimsel veri mevcut değil” dedi.</strong><br /><br />Acıbadem Kayseri Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Dr. Buket Özel Bingöl, bademciklerin boğazda küçük dilin iki yanında yer alarak vücudun savunmasına katkıda bulunan lenf dokuları olduğuna işaret ederek, bademciklerin vücuda ağız yoluyla giren mikroplarla mücadelede ilk savunma hattını oluşturduklarını, özellikle çocukların sağlığı üzerinde önemli bir rolleri olsa da bazen tam tersine vücuda zarar verebildiklerini söyledi.<br /><br />“Adenoidektomi” ve “tonsillektomi”nin, çocukların sıkça maruz kaldığı iki ameliyat türü olduğuna değinen Dr. Özel Bingöl bu ameliyatların, bademcikler ve geniz eti olarak adlandırılan bağışıklık sisteminin bir parçası olan bezlerin çıkarılması ile gerçekleştirildiğini dile getirdi.<br /><br />Bu ameliyatların en yaygın nedeninin “sık bademcik enfeksiyonları, bademciklerin aşırı büyük olması, horlama, burun tıkanıklığı, orta kulak iltihabı (orta kulakta sıvı birikmesi), gece ağzı açık uyuma ve uykuda solunum durması” olduğuna dikkat çeken Dr. Özel Bingöl yine kronik hale gelmiş ve ağız kokusuna neden olan iltihaplarda, bademcik tümör tespit durumunda çene yapısında bozulmaya neden olan bademcik büyümelerinde de bademcik ameliyatı yapıldığını söyledi. Dr. Özel Bingöl, ilaç tedavisinin yeterli gelmeyip ameliyatın gerektiğini gösteren kriterlerden birinin de “Son bir yılda 7 kez ya da son 2 yılda yıl başına 5'er kez ya da son 3 yılda yıl başına 3’er defa ya da daha sık ateşli bademcik iltihabı görülmesi” olduğunu ifade etti.<br /><br />“Ameliyat yaşam kalitesini yükseltiyor”<br />Bu ameliyatların, solunum problemlerini azaltarak çocukların yaşam kalitesini artırdığını ve daha rahat uyumasını sağladığının altını çizen Dr. Özel Bingöl “Diğer bir taraftan enfeksiyon sıklığını azaltarak antibiyotik ve diğer ilaçların daha az kullanılmasını sağlamış oluruz. Tüm bunlar çocukların büyüme ve gelişmesine olumlu etki etmiş olur” dedi.<br /><br />Anne babaların en çok merak ettiği konulardan birinin de bademciklerin alınmasından sonra bağışıklık sisteminin zayıflayıp zayıflamayacağı olduğuna değinen Dr. Özel Bingöl "Bademcikler, elbette vücudun savunmasında önemli bir rol oynuyorlar. Yine de ameliyat sonrasında vücutta bu dokuların görevini üstlenecek çok fazla doku bulunuyor. Bu nedenle uzun vadede ameliyatın ardından, bağışıklık sisteminde olumsuz bir etki beklemiyoruz. Kaldı ki bağışıklık sisteminin, bademcik ameliyatı sonrası zayıfladığını gösteren bilimsel bir veri mevcut değil" diye konuştu.<br /><br />“3 yaşından sonra yapılması tavsiye ediliyor”<br />Bu ameliyatların genellikle genel anestezi altında yapıldığını; 3 yaşından sonra yapılmasının tavsiye edildiğini ancak gerekli durumlarda daha erken yaşlarda da yapılabileceğini belirten Dr. Özel Bingöl “ Bademcik ameliyatı sonrası genellikle 2-3 gün içerisinde iyileşme olmakla birlikte yaklaşık 10 gün boyunca boğaz ağrısı, boğazda takılma hissi ya da kulağa yansıyan ağrı hissi olabilir. Bu süreçte bolca sıvı tüketmek önemlidir. Genellikle hasta ameliyat olduğu gün taburcu edilir. Ameliyat sonrası doktorunuzun önerdiği yiyecek ve beslenme şekline uymak çok önemlidir. Çocuğunuz için uygun bir tedavi planı oluşturmak için doktorunuzla birlikte karar vermek en doğru yoldur” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/bademcik-ameliyati-bagisiklik-sistemini-zayiflatmiyor</guid>
      <pubDate>Thu, 11 May 2023 09:32:43 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/05/buket-ozel-bingol.jpg" type="image/jpeg" length="73155"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kanser giderek genç yaşlarda daha sık görülüyor]]></title>
      <link>https://www.kayserihaber.com/kanser-giderek-genc-yaslarda-daha-sik-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.kayserihaber.com/kanser-giderek-genc-yaslarda-daha-sik-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Sözüer; kanserin giderek genç yaşlarda daha sık görülmeye başlandığını söyledi.
]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><br />1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle, toplumda farkındalık oluşturmak amacıyla Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Sözüer tarafından, Kayseri İl Sağlık Müdürlüğü Kanser Biriminin de katkılarıyla Gevher Nesibe Hastanesi'nde etkinlik gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
<p>Etkinlikte hekimler vatandaşları kanser karşı bilgilendirerek tanıtıcı broşürler dağıttı. Etkinlik hakkında bilgiler veren Prof. Dr. Sözüer; "Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Sözüer; "Kanser sadece dünyanın değil Türkiye'nin de önemli problemlerinden bir tanesi. Her sene Nisan ayının ilk haftasında kansere dikkat çekmek üzere vatandaşı bilgilendirmek üzere pek çok bilimsel ve sosyal programlar yapılıyor. Sağlık müdürlüğümüz ve Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi olarak her sene sosyal şuurlandırma programları yapıyoruz. Bugün de bu standı onun için açtık" dedi.</p>
<p>Vatandaşlara önemli uyarılarda bulunan ve her türlü sıra dışı bulgularda doktora gidilmesinin önemine değinen Sözüer; "Giderek kanser sayılarında artış var. Aşağı yukarı her 100 bin nüfusta erkeklerde 300, kadınlarda 200 kişide kanser olduğunu görüyoruz. Bu demektir ki her 100 bin kişide 500. Kayseri'nin nüfusunu da 1 milyon dersek 5 bin civarında Kayseri'de kanser hastası olduğunu tahmin edebiliriz. Bir başka önemli şey; giderek genç yaş grubunda da kanserin biraz daha sık görüldüğünü tespit ediyoruz. Erkeklerde; akciğer, prostat, mide ve bağırsak kanserlerinin sık olduğunu görüyoruz. Yine kadınlarda birinci sırada meme, tiroit, mide, bağırsak, rahim kanserlerini de görüyoruz. Bizim esas vermek istediğimiz esas şudur; bazı sıra dışı bulgular olduğunda halsizlik, yorgunluk, istenmeden olan kilo kayıpları, bulantı, kusma, her türlü kanama, vücutta tespit edilen her türlü şişlikler durumunda mutlaka ilgili bölüme müracaat edilmesi son derece önemli. Hep söylüyoruz; kanserden korkma, geç kalmaktan kork. Ancak bu konuda maalesef hala ciddi gecikmelerin olduğunu görüyoruz. Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi sadece bu şehrin değil Orta Anadolu'nun en önemli sağlık kuruluşu. Vatandaşlarımıza vermek istediğim son mesaj; kanserden korkmayalım, geç kalmaktan korkalım. Her türlü sıra dışı bulgularda mutlaka hekime müracaat edelim" şeklinde konuştu.</p>
<p>Kanser ilaçları ile ilgili çalışmaların devam ettiğini de sözlerine ekleyen Prof. Dr. Erdoğan Sözüer; "Kanser ilaçlarıyla ilgili dünyada ve ülkemizde ciddi gelişmeler yaşanıyor. Bunları da yakından takip ediyoruz. Bu konuda bilimsel çalışmalar da son sürat devam ediyor" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                </div>
]]></content:encoded>
      <category>Sizin Hastalığınız</category>
      <guid>https://www.kayserihaber.com/kanser-giderek-genc-yaslarda-daha-sik-goruluyor</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Apr 2023 10:53:39 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://kayserihabercom.teimg.com/crop/1280x720/kayserihaber-com/images/2023/04/erdogan-sozuer-erciyes-universitesi.jpg" type="image/jpeg" length="23000"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
