Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şubesi Başkanı Ayşe Uzunlu’nun gazetemize verdiği röportajında bu konuları değerlendirdik.

  • Bize kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz?

Ben 36 yıllık eczacı Ayşe Uzunlu. Kayseri’ye evlenip gelen bir Kayseri geliniyim. Mesleğimi yaparken aktif çalışırken 2 çocuk büyütüp, tabi ki öncelikle aile ile ilgili sorunlarımız, eğitim süreçleri, çocuklarımızın büyümesi gibi. 20 yıldır Türk Kadınlar Birliği’nde öncü olmakla birlikte 18 yıldır Türk Kadınlar Birliği Kayseri Şube Başkanlığını yapmaktayım.

Derneğimiz Kayseri’de 1996 yılında kuruldu. 22 yaşında. Türkiye’de ise Cumhuriyetle yaşıt bir dernek.

Önce çevre olaylarına ilgimden dolayı çevre konularında çalışırken 2 yıl sonra çalışma yönüm tamamıyla kadınlara döndü.

Ve başkanlığa geldikten sonra da bu görev sorumluluk aynı şekilde devam etmektedir.

  • Sizi bu göreve iten etmenler arasında Türkiye ve kadınlar bazında ele alırsak neler oldu?

Aslında ben bu göreve Stklarda gönüllü çalışmaya başlarken bir hobi ve Kayseri’de değişik bir şeyler yapmak için ve çevre kozasını oluşturup daha o zamanlar Kayseri’de 22 yıl önce çevresel atıkların değerlerini anlatıp projelerle belediye ve diğer yerlere yönlendiren bir çalışma içinde buldum kendimi. Bu konuda çok bilgilendirici toplantılar ve paneller yapıldı. O zamanlar Çevre ve Şehircilik Bakanlığında Müsteşar olan Ediz Hun’un Kayseri’de ağırlayarak Kayseri’de oluşan çevre problemlerini o dönemlerde dosyalamıştık. Yıllar sonra katı atıkların vs.. ayrıştırılması olayı başlatıldı. Kayseriyle ilgili çok önemli belgesel çalışmalar yaptık. Raporlar halinde yerel yönetime sunduk. Hatta bu çalışmalarımız karşılığında valilik bünyesinde çevre vakfının sadece katıldığı toplantılara davet edildik. Daha sonra dernekteki başkanımızın İstanbul’a gitmesinden dolayı çevre olaylarından kadın olaylarına girmek zorunda kaldık. Çünkü kadın olaylarında kimse çalışmak istemiyor. Kayseri’de işin doğrusu başkanlık ihalesi benim talebim olmadan bir yerde görev bana verilmiş gibi oldu. Bir yerde yardım kuruluşuna inandığım için kadınların dezavantajlı olduğunu gördüğüm için ben eğitimimden sonra çalışma hayatım ev hayatının birlikte götürülebileceğini gördüğüm için diğer kadınlarında yapabileceğini ve onlara destek olmam gerektiğini düşünerek bu görevi aldım.

“Kendilerine yapılan eşitsizliğin, haksızlığın hiçbirinin farkında olmayan o kadar çok insan var ki.”

  • Peki, siz Türk Kadınlar Birliği Olarak bir mücadele içerisindesiniz kadınlara yönelik olarak “Türkiye’de Kadın Olmak” denilince kısaca sizin bu konu hakkındaki düşüncelerinizi alabilir miyim?

Türkiye’de kadın olmanın Türk Kadınlar Birliğinde çalışıncaya kadar çok farkında değildim. Babamı çok erken yaşta kaybetmem Ankara’daki eğitim sürecimiz o olayları eğitim sırasında görmemi çok fazla sağlamadı. Aslında bu işe girdikten sonra genelde yapılan ayrımcılıkları esas olarak öğrendik. Burada biz bunu bu şekilde öğrendik deyince bakıyorum ki toplumda kendilerine yapılan eşitsizliği, haksızlığın hiçbirinin farkında olmayan o kadar çok insan var ki.

İlerleyen dönemde şiddetin arttığını biliyoruz. Toplumda bunun farkında değil insanlar. Onların sesi olmaya çalışıyoruz. Yapabilirsin diye onlara rol model olmak istiyoruz. Çünkü derneğimizin kurulmasından sonra sadece dernekte çalışmadım gönüllü olarak görevler birbiri üstüne ihtiyaç haline geldi. Kadının ticarette var olabilmesi için Kayseri Ticaret Odasıyla çalışmalarımız vardı. Kadın masasının kurulması arkasından bunun ki Türkiye’de bir ilk bu. Onun başarısını görünce tüm illerde kadın girişimciler kuruldu. Her aşamada çalışmak için.

“Burada eşitiz kanunlara girmiş ama zaten bunun da tam uygulandığını söyleyemeyiz”

  • Mustafa Kemal ATATÜRK’ ünde dediği gibi kadın-erkek eşitliği diye bir kavram var. Ama fiziki açıdan güç olarak baktığımızda siz bunu nasıl yorumluyorsunuz ve bu düşüncelere karşı gelenlerle ilgili neler düşünüyorsunuz?

Kadın-erkek eşit olmalı sosyal hayatta, eğitimde, siyasette yetenekli olmalı.

Ben burada eşitiz kanunlara girmiş ama zaten bunun da tam uygulandığını söyleyemeyiz. Bir yetişme tarzımız var. Ailede hepimizin geleneksel aile yapısında büyüdük. Erkek kardeşlerimiz var. Evet, genelde bütün aileler de ben ayrım yapmıyorum dese bile çok basit ayrımların yapıldığını görüyoruz. En basiti bizler öğrenciyken erkek kardeşlerimizin eve geliş saatleriyle bizim ki arasında bir fark var. Bunun halen devam ettiğini çok bölgede biliyoruz. Bakıyoruz ailelerimiz haksız mıydı?

Aslında bunu eşitsizlik olarak tam düşünmüyorum. Güvenlik olmadığı için bu kendiliğinden oluşan bir olay. Güvenli bir ortam olsa erkek çocuğuna verilen o hakkı kız çocuğuna da düşünecek o aile. Bizlerde o tedirginliği yaşadık gelecek nesilde yaşayacak o tedirginliği.

Bakıyoruz gelişmiş endekslerinde ülkemizde eşitsizlik özellikle ekonomiye katılım oranında görülüyor.

“Sağlıklı aile sağlıklı toplumu getirir”

Ekonomiye katılım eşit olmadığı zaman bir ülkenin gelişmişliği olmuyor. Türkiye’de yüzde 30’un altında çalışan kadın istihdamı. Erkekler yüzde 70’te.

Diğer taraftan ekonomiye katılan kadının özgüveni ve gelişimi farklı olacağından aile bütçesine katkıyla birlikte çocuğunun gelişimi eğitimi çok farklı olacak. Sağlıklı aile sağlıklı toplumu getirir. Ama biz şimdi diyoruz ki bir yükü olduğu gibi erkeğe vermişiz.

“Türkiye’de eşitliği görmemiz 217 yıl sonra”

Biz onlara toplumsal rolleri vermişiz. Çocuklarımız büyürken ailede rol model anne-baba, yakın çevre ve okul çevresi, evde medya ve televizyon en büyük etkenlerden birisi. Bunların hepsi çocuğun gelişimini etkiliyor. Buradaki rollerde olumsuzlukları almakta çok daha kolay olumlu örnekleri görmekten yıllar önce okumuştum TÜİK rakamlarını okurken aynı görüşü bu hafta tekrar okudum. Mevcut şartlarımız bu şekilde gittiği takdirde bizim dünyada veya Türkiye’de eşitliği görmemiz 217 yıl . Yorumlayanlar akademisyenler. Bu konuda muhakkak bir analiz şemaları vardır.

aysuuzunlu

22 yıl önce dernek hayatında başladığım verilerin çok çok değişmemesi üzücü bir olay. Mesela bazı uygulamalarla iyiye giden olaylar sonra yanlış bir uygulamayla anında geri dönebiliyor. Nedir bu mesela?

“8 milyon kadının okuma-yazma bilmemesi çok acı bir gerçek”

En basiti Türkiye’de kadınların okuma-yazma oranını arttırmak için her Cumhurbaşkanı’nın eşi veya birileri zamanında bir okuma-yazma seferberliği yapar. Yıllardır bu böyle.

Bu seferberlik sayesinde kadınların okuma-yazma oranında büyük bir ilerleme kaydedildi. Ama halen 8 milyon kadının okuma-yazma bilmemesi çok acı bir gerçek. Halen günümüzde böyle bir sorunumuz var.

Diğer taraftan eğitim sistemi o kadar çok değişiyor ki 4+4+4 olayıyla birlikte biz burada çekincelerimizi bildirdik. İkinci 4 veya son 4’te zaten devam zorunluluğu yok. Türkiye’de okuma-yazma seferberlikleri sayesinde ve eğitime katılımın artmasıyla çocuk gelin oranı düşmeye meyilliydi. Ama 4+4+42ten sonra çok acı rakamları gördük. Okuma yaşındaki çok çocuk okulun dışında. Ne yaptığı belli değil. İş hayatında da değil iş hayatında olacak yaşta da değiller. Eğitimde olması gereken çok yaşta çocuk maalesef görünür değil. Ne oldu? Çocuklar belli bir puana göre okulunu tercih etmek zorunda bırakıldı. Tercih etmedikleri takdirde de açık lise diye bir kavram geldi. Bu kavramla aileler başlarına gelmeden bilmiyor. Son zamanlarda bunun sakıncaları ne olacak diye konuşuluyor.

Toplumda böyle yapılan yanlışlıklar eğitimde ve çalışma hayatında kadının geride kalmasına sebep olacağı gibi çocuk gelinlerin artması çok daha vahim bir olay. Bu çekincelerimiz hepsini dile getirdik. Bunların gerçekleşmesinden çok üzgünüz. Keşke biz yanılsaydık. Bir gençliğin yok olmaması için. Ülkeme bir sorun olmaması için. Çünkü Türkiye Cumhuriyeti devleti hepimizin yaşadığı ortak yaşam alanımızdır.

Şimdi peki bundan geri dönülecek midir?

Geri dönme ışığını görmüyoruz.

“Hayalsiz bir toplum olamaz”

Erken çocuklu evliliklerle birlikte kadına şiddet gündeme geliyor. Çünkü daha çocuk yaşta evlendiriliyor. Kız çocukları hem sağlık yönünden büyük bir tehdit altındalar. Hem daha oyuncaklarıyla oynayacak daha evlilik gibi ciddi bir kurumun sorumluluğunu taşıyamayacakken böyle bir yükün altına girmek gibi. Çocukların da belli bir hayalleri var. Hayalsiz bir toplum olamaz. Bunu içinde onları şekillendirdiğimiz eğitimle hiç örtüşmüyor. Kız çocuklarını ev işlerine, hamaratlığa yönlendirirken toplum. Erkekleri güçlü olacakları, çalışma hayatlarında var olacakları işlere yönlendiriliyor. Beklerken o zaman kızlar ne yapacak ev işlerinde becerikliyseler evlilikle birlikte ekonomik açıdan güçlü eşler hayal edecekler. Erkek çocukları ne hayal edecekler hayatlarını birlikte paylaşıp yol yürüyecek arkadaşlarını değil, kendilerine hizmetçi arayan, çocuklarını büyüten eş tercih edecekler. Bunun sonucu bir çatışmadır. Bunu söylediğimiz zaman ne deniliyor toplumda? Yıllardır hatta her konuşma buna dayandırılır. Kadınların çalışma hayatına girmesiyle birlikte görevlerini yapmıyorlar. İşte bu çatışma ortamıdır. Kısacası ev işi kadını görevi. Toplumda kalıplaşmış bir yargıdır. Peki, şu ana kadar çalışan kadınlar ev işlerini yapmıyor mu? Hepsi yapıyor. Ev işinde ekonomisi güçlü ise yardım alarak rahatlayabiliyor. İşinde de başarılı olmak zorunda ki evde ki huzuru da bozulmasın. Erkek sadece iş hayatında çalışarak ekonomiye katkıda bulunurken, evde huzurlu ortamı ararken, kadın hepsiyle iş hayatında ayaklarının üzerinde durmaya devam ediyor. Bazı engellerde ortaya çıkıyor. Pozitif ayrımcılık. Kanunlarımıza ve anayasamıza girdi. Uygulanabilirliği ne kadar? Tabi ki yok. Açıkça söylemler tarafından erkekler çalışamazken, kadınların işe girmesi beklenemezle gelen kesin cümlelerde oldu. Bunun yolu bu değil.

Şahsen benim tüm arkadaş gruplarımda evlilikleri mutlulukla giderken, çalışan kesim özellikle ev işini hiç ihmal etmiyor.

Bazı erkeklerin bu durumu destekleyip, takdir sunmasıyla kadınlar için yeterli bir adım.

Kadınların çalışma hayatına girmesiyle boşanma oranlarının arttığı söyleniyor. Boşanma sebebi o değildir. Evliliğin ticari bir anlaşma ve gelecek sigortası olarak görürsek eğer hatlar gerilir. Evlilik birlikte yaşamın altı doldurulacak her iki tarafta üstüne düşen görevleri yapacak. Eğer sen şunu yapmayı mecbursun demek yerine ellerine sağlık bende çok yapmak istiyorum. Ama elimden gelmiyor dese kadınların beklentisi bu. Ama elimizdeki malzeme ve yetişme üslubumuz bu.

Şiddet kültürünün azalması için geçen ki konuşmalarımızda da bunu dile getirdik. Eşitiz hadi sen de şunu yap gibi şeylerle de iş bölümü yok. Ama bu işi özümsememiş, iletişim kurallarını bilmeyen kişiler de beklentileri farklı inatçı iki keçi misali gibi ipin ucunu tutuyor. Senin dediğin, benim dediğim diye çekiştiriliyor. O evlilik yürümez.

AK Parti Sözcüsü Çelik: Söylediklerinin hiçbir önemi yok
AK Parti Sözcüsü Çelik: Söylediklerinin hiçbir önemi yok
İçeriği Görüntüle

Gerçekten de biz kadın haklarını konuşurken küçümsenmeyecek şekilde erkeğe yüklenen bu ekonomik sorumluluktan dolayı kadınlarında eşlerine uyguladığı başka bir şiddette var bunu da kabul etmek zorundayız. Bunun da olmaması gerekir.

“İstismar olayının, taciz ve tecavüz olaylarının çok daha büyük olduğu bir gerçek”

  • Son zamanlarda sürekli gündeme gelen çocuk ve kadın istismarları hakkında neler düşünüyorsunuz?

Burada 2 şey var. 1.si Medyaya yansıması olayı bunlar o şekilde artıyor olayı var. Diğer bir görüşte medyaya yansıması da iyidir. Böylece farkına varıp, bu konularda daha bilinçli çalışmalar yapılabilir. Farkındalık yapılabilir. 4 yaşındaki bir çocuğun uzun süre öz babası tarafından taciz ve tecavüze uğramasının dosyası mesela 6 aydır şikâyetteyken yazı yazılamamış. Gündemde tutulamamış. Bunları biz hep kaynaklarından öğreniyoruz. Ta ki Ayşe Arman bunu yazdı. Gündeme düştü. O yazılamayan dosyanın gereği anında yapıldı. Ne zaman bunlar yazılmaya başlandı üstüne düşüldü. O zaman medyadan üzücü haberler gelmeye başladı. Sadece olayın kız çocuklarına olmadığını erkek çocuklarına da olduğunu gösteren olayları medyadan gördük. Erkek çocuklarının başına gelen olayların hem adli sürecin olması daha zor. Bunlar gündeme geldi.

Bu olaylara hassasiyeti anneler taşıdığı için şikâyet ettiler. Böyle bir olay olduğu zaman toplumdan dışlama, yalnız bırakma, etiketleme yapıldığı için insanlarda bunu kapatıyor. Verilen rakamlarda gerçekte basına yansıyan olayların çok çok düşük olduğunu yüzde 5 kadarını düşünürsek istismar olayının, taciz ve tecavüz olaylarının bu yüzden çok daha büyük olduğu bir gerçek. Bunun da önlenmesi ve farkındalığın artırması görevi sivil toplum kuruluşları (STK) ların görevi.

Öncelikle burada çocuklarımızın geleceğini karatma söz konusu olduğu için bunlar teşhir edilmemeli kesinlikle. Ama bir olay olduktan sonra cezaların kesinlikle çok caydırıcı olması lazım. Koruyucu önlemlerin titiz denetlenmesi lazım. İyi bir eğitim alınması gerekiyor. Maalesef ki birçok kurs yeri var. Birçok yerde bakanlığın kontrolünün yapılmadığı ve yapılamayacağı bir gerçek. Bunları ihbar haline getirmek çok yanlış. Aslında bu kadar eğitimin dağınık olmaması lazım. Denetlenemiyor. En basiti çocuklarımızın okul servisleri için kurallar getirildi. Kurallarda bir görevlinin özellikle kadın olması, iniş ve binişlerini takip etmesi ve diğerleri hepsi için bir görev tanımı yapıldı. Ne derecede uygulanıyor? Geçtiğimiz günlerde yine 2-3 acı olay yaşamadık mı?

“Bizde dayak bir eğitim aracı olarak geleneğimizde kullanılmış”

  • Bazı öğretmenlerimizi bu konunun dışında tutarak zaten öğretmenlik toplumda değer gören bir meslek. Öğretmenlerin öğrencilerine şiddet haberlerini de medyada görüyoruz. Bu da büyük bir tepkiye de yol açıyor. Bu konular hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bizde dayak bir eğitim aracı olarak geleneğimizde kullanılmış. Eskiden okula gönderirken de çocuğun eti senin kemiği benim gibilerden kalıplaşmış yargı.

Geçen yıllar için oldukça da değişti. Eski öğretmen modelini görmemiz imkânsız. Çok nadir gündeme geliyor. Tabi ki karşıyız. Öğretmen öğretendir adı üstünde. Toplumumuzda bir yozlaşma var. Ama geçen günlerde sosyal medyada izlediğimiz bir videoda öğretmene yapılan bir şiddet vardı. Uzun bir süre öğretmenler derslerde çocukların eğitim sırasında çok gürültü yaptıklarını, derse adapte edemedikleri gibi noktalardan çok şikâyetçiler. Çocuğunu aile evde yetiştirirken aile ekseninden çocuk eksenli model çizen ailelerde var.

“Eğitimimizde çok hatalar var”

Çocuğun eğitimi demek her dediğinin olması demek değildir. Eğitimimizde çok hatalar var. Hepsi bunların sonucu geliyor. Bunlar bir anda olmadı ki…

Biz interneti güvenli kullanmayı bilmeden en çok cep telefonu ve model değişimi Türkiye’de. Ne üretiyorsun da bu kadar tüketiyorsun. Bunların hepsinin toplamı eğitimdeki yanlışlıkların kültürümüze nasıl yansıdığını görüyoruz.

  • Türkiye’de kadına yönelik şiddetler bunların son zamanlarda medya araçlarıyla gündeme gelmesi ve bu konu hakkındaki yaptırımlarla ilgili düşünceleriniz nelerdir?

Şimdi bu medya aracıyla çok ceza vererek suçlayarak tamamen bir suç çetesi gibi bir yola çıkartırsınız. Bazıları da eğitime karşıyım diyor. Eğitimli insanları da küçümsüyorlar. Bunların hepsinin çıkış noktası burası oldu. Aslında bilinçli iyi bir eğitimle olumlu yönlere öncelikle sporuna, müziğine, sanatına çocukları ve geçleri yönlendireceğiz.

“Maalesef ki 15 Temmuz Fetö Darbesiyle okullar bu tür eğitimleri istemiyor”

  • Türk Kadınlar Birliği Kayseri şubesi olarak siz ne tür faaliyetler yürütüyorsunuz?

65 kişiden oluşan üyelerimizle eğitim faaliyetlerimiz oluyor. Son dönemde bu eğitim faaliyetlerimiz maalesef ki 15 Temmuz Fetö Darbesiyle okullar bu tür eğitimleri istemiyor. Biz eşler arası şiddet eğitimi vermiyorduk ki! Eşler arası diyalog eğitimi, kadın ve erkeğin davranış şekilleri ve insanlar kendilerini buluyordu. Çok basit kuralları paylaşıyorduk. Bu farkındalık hissediliyordu da.

Okul müdürleri tarafından hatta İldem de cinnet geçiren bir baba 3 çocuğunu balkondan attı. Sonra kendisi de intihar etti. O bölge de biz iki kere seminer yapmıştık. Müdürün bize takdiri vardı. Biz kaç aileyi kurtardık diye. Bunların önlenmesi sadece dinin öğretilmesiyle olacak bir iş değil.

Çünkü dinimizi de maalesef zaman zaman son çıkışlarla toplumda infial yaratan açıklamaları duyuyoruz. Doğru bilgiyi ailelerin çocuklarına verebileceği gibi öğretmeni ve esas hurafelerden dinimizi kurtararak bir eğitim verilmesi lazım. Bütün bu konulardaki kampanyaların sadece diyanete yüklenmesi yanlış. Bu konuda Aile Sosyal Politikalar Bakanlığının yaptığı çalışmalar var.

Uluslararası anlaşmalar, kadına şiddet, çocuk istismarları konularında ayrı ayrı sözleşmeler var. Biz bunların hepsine imza attık. Bu uygulamaları uygulamalıyız.

Konusunda deneyimli STK’lar bu konuların üzerinde çalışmalıdır.

“STK lar yaşadığımız olumsuzları dile getiren kuruluşlar olmalı”

  • Faaliyetlerinizi yürütürken maddi anlamda destek alıyor musunuz?

Hayır. Hiçbir destek almıyoruz. Bizim dernek üyelerimizin yıllık aidatları, kişisel kendi üyelerimiz ve birkaç kişinin sponsorluğuyla küçük bütçelerle faaliyetlerimizi yürütürüz.

Burslu öğrencilerimiz vardır. Kişi memur emeklisidir. Bir kızın okumasına ben destek veriyorum der ve yardım eder. Bunlar hep kişisel olur. Biz hiç gidip de kimsede para istemiyoruz.

25 Kasım kadına şiddet gününde mesela Turuncu Farkındalık Etkinliği yaptık. Bir tiyatroydu. Kız çocukları için turuncu fularlar hazırlayıp, görseller kullandık. Aile Dramıyla ilgiliydi. Tiyatro bitişinde de dövizlerle oyuncular şiddete dikkat çekti. Bizde şiddete dur. Diyeceğiz diye bir seremoni yaptık. Lise öğrencilerinden aldığımız tepkilerden de gayet memnun olduk.

8 Mart Dünya Kadınlar Gününde ise 5 kadının dramı olacak şekilde bir tiyatro gösterisi ve arkasından da topluma başınıza bir olay geldiği zaman yalnız değilsiniz mesajını vereceğiz. Kadın platformu destekleyecek.

Kayseri tiyatro topluluğu da bize yardımcı oluyor. STK lar yaşadığımız olumsuzları dile getiren kuruluşlar olmalı.

“Kayseri korunma talebinde ilk 3’te”

  • Kayseri’ de kadına yönelik şiddet ve istatistikleri değerlendirdiğimizde nasıl bir tablo var?

Kayseri’de korunma talebine başvuruda, boşanmalarda ilk 3’ün içerisindeyiz.

Son veri 2017 kadın cinayetleri medyaya yansıması olayları sıralamasında ise 7. Sıradayız.

Bu konuyu değerlendirirsek 22 yıl önce derneğimiz kuruldu. Bizim söylemlerimiz başladığında kadına yönelik şiddet tecavüz derken burası Kayseri burada böyle konuşulmaz. Burada böyle bir şey yok cümleleri bugün gibi aklımda. Sığınma evi yok. Sığınma evi talebini yıllarca yaptık. 11 yıl önce ilk sığınma evi 6-7 kişi kapasiteli olarak idareten yapıldı. Bugün bunlar ihtiyaca cevap vermiyor. Ama sığınma evlerinde sadece o ilin insanları özellikle kalmaz. Çevre illerden de gelir. Bu şu anda da gündemde.

Huzur şehriyiz derken çocuklarımızı ve kadınlarımızı korumak için ne yapabiliriz? Diye sormalıyız. Biz yerel seçimler öncesi kadınların yerel yönetimlerden beklentileri diye bir çalıştay yaptık. Basınla da paylaşıldı. O zamanlar da gündeme getirdiğimiz alt maddelerin ne kadar ihtiyaç olduğu yeni yeni konuşuluyor.

Demek ki STK ‘lara ses verilse burada siyasi görüş ve parti ayrımı yoktu. Genel merkezimizle 2015 yılında kız çocukları için güvenli merkez oluşturma 2 bölge de Adana İskenderun’da Karamanın küçük bir bölümünde uygulandı.

Maddi olanakların yetersizliği nedeniyle Türkiye’de yayılamadı.

“8 Mart’ın içinin boşaltıldığını görüyoruz”

  • 8 Mart Dünya Kadınlar Günüyle ilgili mesajlarınızı alabilir miyim?

Yıllardır kadınların ortak sorunlarını dile getirdikleri ve birbirleriyle dayanışmayı sağladıkları bir gün.

Bu bir kutlama günü değildir. Çıkışı Amerika’da eşit işe eşit ücret talebiyle kadınların daha iyi yaşam koşulları istemesiyle oluşmuş bir grev sırasında fabrikada çıkan yangın sonucu çoğu kadın olan 129 kişinin ölümü üzerine yıllar sonra o günü ve onları anmak için Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak belirlenen bir gündür. 1975’ten sonra BM bunu Dünya Kadınlar Gününe çevirdi. Ama içinin biraz boşaltıldığını görüyoruz. Boşaltılmaması lazım.

  • 8 Mart’ta gerçekleştireceğiniz faaliyetleriniz var mı?

Cumhuriyet Meydanı’nda Saat 10:00 ‘da Atatürk heykelinin önüne çelenk koyup, 15:00’da İl Kültür Merkezinde Farkındalık Tiyatro etkinliğimiz var.

Bir de kadınların ağırlıklı çalıştığı bir fabrikaya ziyaretimiz olacak.

Akşamleyin de bir meşaleli yürüyüş düşünülüyor. Oraya da destek vereceğiz.

“Güçlü aile güçlü Türkiye diyorum”

  • Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Güçlünün güçsüzü ezdiğini görüyoruz. Evlilik öncesi eğitimler önemli. Hepsinin sonucu eğitime dayanıyor. Toplumda bunların düzenlenmesiyle kadına şiddeti azaltmamız gerekiyor. Bir kere önce siyasilerimiz Salı toplantılarında bu kadar bağırmayı bir bıraksınlar. Toplumda çevrede her siyasi görüşten görüyoruz insanlar konuşup televizyonu izlemek istemiyorum diyor. Zaten okumayan bir milletiz. Okumayı teşvik edecek kampanyalar yapmalıyız. Eğitici programlara yönelmeliyiz. Kısacası Güçlü aile güçlü Türkiye diyorum.