Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, TBMM’de gerçekleştirilen grup toplantısında İstanbul’da yaşanan sel felaketi, şehirleşme politikaları, afetlere hazırlık ve yerel yönetimlerdeki rüşvet iddialarına ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulundu. İktidarın afetlere karşı alınması gereken önlemler yerine siyasi hesaplara odaklandığını savunan Arıkan, “Dere yatağına AVM yaparsanız selden, fay hattına rezidans dikerseniz depremden şikâyet edemezsiniz” dedi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlenen grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İstanbul’da geçtiğimiz hafta yaşanan sel felaketine değinen Arıkan, can kayıplarının ve maddi zararların yalnızca şiddetli yağışlarla açıklanamayacağını belirtti.
Şehirlerin afetlere karşı dirençli hale getirilmesi gerektiğini vurgulayan Arıkan, yanlış yapılaşma, betonlaşma ve altyapı eksikliklerinin yaşanan felaketlerin boyutunu artırdığını ifade etti. İktidarın önceliklerini de eleştiren Arıkan, belediye başkanı transferleri ve siyasi hesaplar yerine afet hazırlıklarına ağırlık verilmesi gerektiğini söyledi.
ARIKAN: DERE YATAĞINA AVM YAPARSANIZ SELDEN ŞİKÂYET EDEMEZSİNİZ
İstanbul’da yaşanan sel felaketinde hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, maddi zarara uğrayan vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileten Mahmut Arıkan, felaketin yalnızca yağışın şiddetine bağlanmasına tepki gösterdi.
Sel felaketine ilişkin haberlerde şiddetli yağışların su baskınlarına, taşkınlara, heyelanlara, ulaşım aksaklıklarına ve can kayıplarına yol açtığının belirtildiğini hatırlatan Arıkan, bu değerlendirmenin eksik olduğunu savundu.
Yağış miktarının meteorolojik bir olgu olduğunu belirten Arıkan, asıl belirleyici unsurun şehirlerin bu tür doğa olaylarına ne kadar hazırlıklı olduğu olduğunu söyledi.
Yaşanan felaketin nedenleri arasında dere yataklarının yapılaşmaya açılmasını, artan beton yoğunluğunu ve yağmur suyunun toprağa sızabileceği alanların ortadan kaldırılmasını gösteren Arıkan, şu ifadeleri kullandı:
“Üstüne basa basa söylüyoruz; yağışın şiddeti, yaşanan felaketin tek başına açıklaması değildir. Yağışın miktarı meteorolojik bir olgudur! Bunun; can kayıplarına, su baskınlarına ve büyük maddi zarara dönüşmesinde şehrin ne kadar dirençli bir hale getirildiği belirleyicidir.”
İstanbul’daki yıkımın “500 yılda bir gelen felaket” söylemiyle açıklanamayacağını belirten Arıkan, bunun mühendislik bilimini ve şehir planlamasını göz ardı etmek anlamına geldiğini savundu.
Arıkan, “Dere yatağına AVM yaparsanız selden, fay hattına rezidans dikerseniz depremden şikâyet edemezsiniz” sözleriyle yapılaşma politikalarına tepki gösterdi.
“KRİZ İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ DEĞİL, İKLİMİ DEĞİŞTİRME POLİTİKALARIDIR”
Konuşmasında iklim değişikliği tartışmalarına da değinen Arıkan, yaşanan felaketlerin yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanmasına karşı çıktı.
Asıl sorunun yanlış şehirleşme ve çevre politikaları olduğunu savunan Arıkan, dere yataklarının imara açılmasını, su havzalarının yok edilmesini ve toprağın betonla kaplanmasını eleştirdi.
“Bugün yaşadıklarımız iklim değişikliği ile izah edilemez. Problem iklim değişikliği değil, iklimi değiştirme politikalarıdır” diyen Arıkan, İstanbul’da yaşananlara yalnızca doğal afet veya iklim değişikliği denilmesinin yanlış uygulamaların sürdürülmesine neden olacağını ileri sürdü.
Japonya ve Hollanda'yı örnek gösteren Arıkan, Japonya'nın bilimsel yöntemlerle büyük depremlere karşı önlemler geliştirdiğini, Hollanda'nın ise deniz seviyesinin altında suyla güvenli şekilde yaşamayı başardığını ifade etti.
Türkiye'nin de bilim ve mühendislik temelinde dirençli şehirler oluşturması gerektiğini belirten Arıkan, afetlere karşı atılması gereken dört temel adımı açıkladı:
Toprağı betonun esaretinden kurtarmak.
Suyun doğal akış yollarını korumak.
Kanalizasyon ile yağmur suyu sistemlerini birbirinden ayırmak.
Nokta atışı erken uyarı ve güvenlik sistemi kurmak.
Arıkan, afetlere karşı çözümün karmaşık teorilerde veya gösterişli tanıtımlarda değil, bilimsel ve somut uygulamalarda olduğunu vurguladı.
“HANGİ DEREYİ ISLAH EDECEKLERİNİ DEĞİL, HANGİ BELEDİYE BAŞKANINI TRANSFER EDECEKLERİNİN HESABINI YAPIYORLAR”
İstanbul'un geçmişte pandemiye, bugün yoğun yağışlara ve olası büyük bir depreme karşı yeterince hazırlıklı olmadığını savunan Arıkan, doğal olayların felakete dönüşmesinin temel nedeninin gerekli önlemlerin alınmaması olduğunu söyledi.
Milyonlarca insanın can ve mal güvenliği risk altındayken iktidarın önceliklerinin farklı olduğunu ileri süren Arıkan, muhalefet partilerinden milletvekili transferi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yönetimini ele geçirme girişimleri ve fon meselesinin üzerinin kapatılması iddiaları üzerinden eleştirilerde bulundu.
İktidarın siyasi mücadelelere ayırdığı zaman ve enerjinin afet hazırlıklarına yönlendirilmesi gerektiğini belirten Arıkan, şöyle konuştu:
“İktidar sahipleri; İstanbul’da belediyeleri nasıl geri alırız konusuna harcadıkları enerjinin, mesainin yarısını ‘İstanbul’u afete nasıl hazırlarız?’ sorusuna harcasaydı, Türkiye bugün bu felaketleri yaşamazdı!”
Arıkan, belediye başkanlarının siyasi parti değiştirmesinin şehirlerin altyapı sorunlarını çözmeyeceğini vurgulayarak, “Hangi dereyi ıslah edeceklerini değil, hangi belediye başkanını transfer edeceklerinin hesabını yapıyorlar. Şunu unutmayın; belediye başkanının rozetini değiştirmekle şehrin altyapısını değiştiremezsiniz!” ifadelerini kullandı.

“SİYASİ HIRSLARINIZ 16 MİLYON İSTANBULLUNUN CANINDAN DAHA MI KIYMETLİ?”
İstanbul'da yaşayan 16 milyon insanın güvenliğinin siyasi hesaplardan daha önemli olduğunu vurgulayan Mahmut Arıkan, iktidara yönelik eleştirilerini sürdürdü.
Seçimlerde kaybedilen belediyelerin idari ve hukuki yöntemlerle geri alınmaya çalışıldığını öne süren Arıkan, olası İstanbul depremine karşı hazırlık yapılmasının daha acil bir mesele olduğunu belirtti.
Arıkan, “Siyasi hırslarınız, 16 milyon İstanbullunun canından daha mı kıymetlidir? Sandıkta kaybettiğiniz belediyeleri, idari ve hukuki oyunlarla geri alma telaşınız, olası bir İstanbul depreminden daha mı acil?” diye sordu.
Vatandaşların gündeminin rant ve kayyum tartışmaları değil, güvenli ve huzurlu bir gelecek olduğunu ifade eden Arıkan, devletin ve milletin imkânlarının siyasi mücadeleler yerine altyapı yatırımlarına ve kentsel dönüşüme ayrılması gerektiğini söyledi.
İstanbul'un siyasi hesaplaşmaların ve rant mücadelelerinin merkezi haline getirilmemesi çağrısında bulunan Arıkan, mevcut kaynakların altyapının güçlendirilmesi, kentsel dönüşümün tamamlanması ve insan hayatının korunması için seferber edilmesini istedi.
MAHMUT ARIKAN: ŞEHİRLERİ SEL, BELEDİYELERİ RÜŞVET BASMIŞ!
Konuşmasının devamında yerel yönetimlerdeki rüşvet iddialarını gündeme taşıyan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, Türkiye'de belediyelerin ciddi bir yozlaşma içerisinde olduğunu savundu.
Siyasi parti ayrımı yapmaksızın belediye başkanları, imar müdürleri ve belediye bürokratları hakkında gündeme gelen rüşvet iddialarına dikkat çeken Arıkan, “Şehirleri sel, belediyeleri rüşvet basmış” ifadelerini kullandı.
Geçmişte rüşvet için kullanılan “çorba parası” ifadesini hatırlatan Arıkan, günümüzde konuşulan rüşvet miktarlarının çok daha büyük boyutlara ulaştığını öne sürdü.
Arıkan, “Eski Türkiye’de rüşvete ‘çorba parası’ denirdi. At bir çorba parası denirdi, miktarı o kadardı. İktidarın yeni Türkiye’sine bakıyoruz: Her kutudan, bir daire; her kasadan, bir yalı parası çıkıyor!” dedi.
“VATANDAŞ EV BULAMIYOR, BUNLAR PARASINI SIĞDIRACAK EV ARIYOR”
Rüşvet iddiaları üzerinden eleştirilerini sürdüren Arıkan, bazı kişilerin rüşvet paralarını saklamak amacıyla ev kiraladığını ileri sürdü.
Vatandaşların barınma sorunuyla mücadele ettiğini belirten Arıkan, iddia ettiği bu durumu sert sözlerle eleştirdi.
“Artık kasalar da yetmiyor; rüşvet paralarını saklamak için ev kiralanıyor arkadaşlar, ev! Nereden, nereye! Vatandaş başını sokacak ev bulamıyor; bunlar parasını sığdıracak ev arıyor!” ifadelerini kullandı.
Türkiye'de yolsuzluk ve rüşvetin sona ermesi gerektiğini belirten Arıkan, konuşmasını şu sözlerle tamamladı:
“Biz Allah’ın izniyle, ayakkabı kutusundan; ayakkabı, baklava kutusundan; baklava çıkan bir Türkiye inşa edeceğiz! Hüküm açık ve net: Rüşvet alan da veren de melundur.”




