“Kayseri’nin Bilge Zinciri: Somuncu Baba’dan Sunullah Efendi’ye” başlığıyla yaptığı paylaşımda Cıngı, 14. yüzyılda Kayseri’den çıkan önemli ilim yolculuklarından birinin Şeyh Hâmid-i Veli, yani Somuncu Baba ile başladığını ifade etti.
Somuncu Baba’nın İlim Ve Manevi Mirası
Kaynakların çoğunda Kayserili olarak kaydedilen Şeyh Hâmid-i Veli’nin, Bursa’da ekmek pişirip dağıtması nedeniyle halk arasında “Somuncu Baba” adıyla tanındığını belirten Cıngı, Bursa Ulu Camii’nin açılışında yaşanan rivayete de değindi.
Paylaşımda yer alan bilgilere göre Yıldırım Bayezid, hutbeyi Emir Sultan’ın okumasını isterken Emir Sultan cemaat arasında bulunan mütevazı fırıncıyı işaret etti. Minbere çıkan Somuncu Baba’nın Fâtiha Suresi’ni farklı yorum katmanlarıyla açıklaması, dönemin önemli âlimlerinden Molla Fenârî’yi de etkiledi.
Somuncu Baba’nın ilmî ve manevi kimliği ortaya çıktıktan sonra Bursa’dan ayrıldığı, ancak asıl mirasının yetiştirdiği insanlarla devam ettiği aktarıldı.
Somuncu Baba’dan Kayseri’ye Uzanan İlim Yolu
Cıngı, Somuncu Baba’nın talebesi Hacı Bayram-ı Veli, onun talebesi Akşemseddin ve Akşemseddin’in halifesi İbrahim Tennûrî üzerinden bu irfan çizgisinin yeniden Kayseri’ye ulaştığını belirtti.
15. yüzyılda Kayseri’ye gelen İbrahim Tennûrî’nin Hunat Hatun Medresesi’nde müderrislik yaptığı, daha sonra Akşemseddin’e bağlandığı ve ondan hilâfet aldıktan sonra mürşidinin emriyle yeniden Kayseri’ye döndüğü ifade edildi.
Böylece Bursa’da ekmek dağıtan Somuncu Baba’dan başlayan manevi yolculuğun, Hacı Bayram-ı Veli ve İstanbul’un fethinin manevi isimlerinden Akşemseddin üzerinden tekrar Kayseri’ye ulaştığı vurgulandı.

Kayseri’den Osmanlı Coğrafyasına Yayılan İlim Mirası
Paylaşımda, sonraki yüzyıllarda Kayseri’den yetişen âlimlerin, şairlerin ve mutasavvıfların bu birikimi İstanbul’dan Kudüs’e, Medine’den Rumeli’ye kadar taşıdığı belirtildi.
17. yüzyılın dikkat çeken isimlerinden Kayserili Nefes Anbarı Osman Efendi’nin de ilim, tasavvuf ve musikiyi aynı kişilikte buluşturduğu aktarıldı.
Kayseri’de Cevân-ı Vatan Tekkesi’nde zâkirbaşılık yapan Osman Efendi’nin daha sonra İstanbul’da şeyhliğe kadar yükseldiği, güzel tavrı nedeniyle kaynaklarda “Nefes Anbarı” adıyla anıldığı ifade edildi.
Sunullah Efendi İle Devam Eden Bilge Zinciri
18. yüzyıla gelindiğinde ise Kayserili ilim insanlarının Osmanlı’nın kadılık ve medrese çevrelerinde yer aldığı belirtildi.
Seyyid Mehmed Sunullah Efendi’nin Üsküdar kadılığı payesinin ardından Sofya ve Diyarbakır’da görev yaptığı, hayatının son döneminde ise Kayseri’ye döndüğü aktarıldı.
Cıngı, bu tarihi sürecin Kayseri’nin ilim tarihindeki önemli bir ayrıntıyı ortaya koyduğunu belirterek, şehrin bilgisini yalnızca kitaplarla değil, insan yetiştirerek taşıdığını ifade etti.
Somuncu Baba’nın fırınında sakladığı irfanın Hacı Bayram-ı Veli’ye, oradan Akşemseddin’e, Akşemseddin’den İbrahim Tennûrî’ye ve sonraki kuşaklara ulaştığı; bu mirasın medreselere, tekkelerde okunan ilahilere ve Osmanlı’nın kadı kürsülerine taşındığı vurgulandı.
Kayseri’nin bilge zincirinin, dört asır boyunca kopmadan süren bir hafıza gibi Anadolu’dan payitahta kadar uzandığı ifade edildi.


