Böhürler, hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un 468 milletvekilinin “evet” oyuyla kabul edilmesini gelecek kuşaklar açısından önemli bir adım olarak değerlendirdi.

Bahçeli’den İsrail’e uyarı: Türkiye’nin sabrını sınamaktan vazgeçin
Bahçeli’den İsrail’e uyarı: Türkiye’nin sabrını sınamaktan vazgeçin
İçeriği Görüntüle

Ayşe Böhürler’den “468 Milletvekiline Teşekkürler” Başlıklı Yazı

AK Parti Kayseri Milletvekili Ayşe Böhürler, “468 milletvekiline teşekkürler” başlıklı köşe yazısında, geçmişten bugüne Kürt meselesine ilişkin kişisel tanıklıklarını ve siyasi hayatındaki deneyimlerini anlattı.

Böhürler, bir gazeteci ve televizyon yapımcısı olarak geçmişte yaşadıklarını, bugün ise “Terörsüz Türkiye” sürecine katkı veren komisyonun bir üyesi ve hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’a oy veren milletvekili olarak değerlendirdi.

“Biz kadınlar meselelere erkeklerden başka bakarız” diyen Böhürler, detayları, duyguları ve olayların kök sebeplerini farklı bir bakış açısıyla gördüklerini belirterek, yaşanan süreci kendi kişisel hikâyesi üzerinden bir “mikro tarih” olarak anlatmak istediğini ifade etti.

“Kürt Meselesi Ülkemizin Bir Gerçekliği Olarak Bizimle Büyüdü”

Kürt meselesinin Türkiye’nin bir gerçekliği olarak kendi kuşağıyla birlikte büyüdüğünü belirten Böhürler, 1978 yılında Diyarbakır’ın Fis Köyü’nde Marksist Kürt öğrencilerin sosyalist bir Kürt devleti kurmak amacıyla silahlı mücadele başlatmasından bu yana 48 yıl geçtiğini yazdı.

Örgütü ilk kez lise yıllarında bir arkadaşının sınıfa yapılan baskın sonucu gözaltına alınmasıyla duyduğunu anlatan Böhürler, 12 Eylül askeri darbesinin ardından başlayan üniversite hayatında dönemin sert askeri uygulamalarına ve sonuçlarına tanıklık ettiğini aktardı. Yakın arkadaşlarından Kürt bir kızın giderek militanlaştığını ve daha sonra kendisinden bir daha haber alamadığını ifade etti.

Üniversite sonrasında dahil olduğu İslami hareket içerisinde hapisten çıkanlar, ülkücü ve sol hareketlerden gelenlerle birlikte Kürt kökenli arkadaşlarının da bulunduğunu belirten Böhürler, Kürt meselesinin o dönem en önemli tartışma konularından biri olduğunu kaydetti.

Gazetecilik Yıllarındaki Tanıklıklarını Anlattı

Böhürler, 1992 yılında İzlenim Dergisi’nde çalışmaya başlamasının ardından meseleye farklı açılardan yaklaşan birçok kişiyle tanıştığını belirtti. Bu isimlerden birinin Nokta dergisinin yayın yönetmeni Ayşe Önal olduğunu aktaran Böhürler, Önal’ın Irak’tan Suriye’ye uzanan dosya haberlerinin meselenin uluslararası boyutunu ortaya koyduğunu ifade etti.

Kürt meselesinin daha o yıllarda bölgesel ve aynı zamanda Suriye ile bağlantılı bir konu olduğunu belirten Böhürler, Türkiye-Suriye sınırının 1921’de Fransa ile Türkiye arasında kabul edildiğini, Cizre-Nusaybin sınır anlaşmazlığı ve 1930’da Hatay’ın bağımsız bir devlet olmasıyla birlikte belirsizliklerin 1940’a kadar devam ettiğini yazdı.

Abdullah Öcalan’ın 1979 yılında Suriye’ye geçtiğini hatırlatan Böhürler, Hafız Esad yönetiminin Türkiye’deki Kürt hareketine destek verdiğini ve Öcalan’ın 1999 yılında Suriye’den çıkarılmasına kadar burada yaşadığını belirtti.

Özal Ve Çiller Dönemlerini Hatırlattı

Böhürler, 1993 yılında Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın “şiddet yoluna karşı barış” projesini başlattığını ve PKK’nın ilk ateşkesi ilan ettiğini ancak projenin başlamadan çöktüğünü ifade etti.

Ardından Tansu Çiller döneminde Bask modelinin gündeme geldiğini ve PKK’nın askeri yöntemlerle sona erdirilmesinin amaçlandığını aktaran Böhürler, “Düşük Yoğunluklu Savaş” olarak bilinen dönemde 2 bin 500’den fazla köy ve mezranın boşaltıldığını yazdı.

“İnsanların Devlet Ve Örgüt Arasında Sıkışmışlıklarına Tanık Olduk”

Televizyonda sabah kadın kuşaklarının yapımcılığını yaptığı dönemde şehirleri kadınların gözünden anlatan bir bölüm hazırladığını belirten Böhürler, bölgeye ilk kez bu çalışma kapsamında gittiğini anlattı.

1997 yılında Diyarbakır, Mardin, Siirt, Urfa ve Batman’ı kapsayan bir televizyon çekimi gerçekleştirdiklerini ifade eden Böhürler, o dönemde Olağanüstü Hal uygulamasının bulunduğunu ve saat 17.00’den sonra sokağa çıkmanın yasak olduğunu belirtti.

Diyarbakır surlarında başlayan çekimlerin sürekli terör uyarılarıyla kesilmesine rağmen kırsalda ve şehirlerde çalışmalarına devam ettiklerini aktaran Böhürler, kadınları dinlediklerini ve insanların devlet ile örgüt arasında yaşadığı sıkışmışlığa, kimliklerini ifade etme taleplerine ve korkularına tanık olduklarını söyledi.

Böhürler, siyasi hayatında da yalnızca rakamlara değil, meselenin insanların kalbinde açtığı yaralara dikkat ettiğini vurguladı.

“Baskı, İnsanları Örgüte Yakınlaştırıyordu”

Terörün bölgede zengin veya fakir ayrımı yapmaksızın herkesin hayatını etkilediğini belirten Böhürler, 1997 yılındaki Güneydoğu çekimlerinin ardından bölgedeki sosyolojik değişimi gözlemlediklerini ifade etti.

“Baskı, insanları örgüte yakınlaştırıyordu” değerlendirmesinde bulunan Böhürler, o yıllarda “Kürt sorunu” ifadesinin dahi yasak olduğunu hatırlattı. Hapisten çıkan Sırrı Sakık’ı İskele Sancak programına konuk ettiklerini belirten Böhürler, yasaklı kelimeler nedeniyle canlı yayın yapmanın zorluklarını yaşadıklarını aktardı.

“Dünya Değişmeye Devam Ediyordu”

Böhürler yazısında, Sovyetler Birliği’nin dağılması, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinde PKK’ya yönelik sınır ötesi operasyonlara başlaması ve 1999 yılında Abdullah Öcalan’ın Türkiye’ye getirilmesinin ardından PKK’nın ateşkes ilan etmesi gibi gelişmelere de değindi.

11 Eylül saldırılarının ardından dünyanın El Kaide ile tanıştığını belirten Böhürler, ABD’nin Soğuk Savaş döneminde Sovyet etkisi altında bulunan Baas rejimlerini değiştirmeye karar vererek rotasını Ortadoğu’ya çevirdiğini ifade etti.

Türkiye’de ise Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki AK Parti’nin girdiği ilk seçimden büyük çoğunlukla çıkarak hükümeti kurduğunu hatırlattı.

AK Parti’nin Kuruluş Sürecine İlişkin Dikkat Çeken Sözler

Böhürler, 2000’li yıllarda AK Parti kurucusu olmasında geçmişte yaşadığı bu tanıklıkların büyük payı olduğunu ifade etti.

Sorunları oluşturan nedenleri görmeden ve insan olmanın onurunu koruyan bütüncül bir bakış açısı oluşturmadan siyaset inşa edilemeyeceğini belirten Böhürler, Alev Alatlı’nın “nekrofil ve biyofil” kavramlarına atıfta bulunarak ölümü değil, yaşatmayı seçen tarafta olduklarını kaydetti.

Ülkenin sorunlarının inkâr edilerek ortadan kaldırılamayacağını vurgulayan Böhürler, kendi yaklaşımlarını “etnisite milliyetçiliği değil, turna milliyetçiliği” sözleriyle ifade etti.

“Ortak Mesajımız Anneler Ağlamasın Olmalı Demiştim”

AK Parti’nin kuruluşundan önce gerçekleştirilen Afyon toplantısına da değinen Böhürler, burada ortak mesajın “anneler ağlamasın” olması gerektiğini söylediğini anlattı. Bu sözlerinin ardından Dengir Mir Mehmet Fırat’ın yanına geldiğini ve dostluklarının böyle başladığını belirtti.

Böhürler, 25 yıl AK Parti’de kurucu ve 15 yıl MKYK üyesi olarak görev yaptığını, son üç yıldır da milletvekilliği görevini sürdürdüğünü ifade ederek, siyasi hayatındaki temel amaçlarından birinin “tek bir insan daha ölmesin, tek bir anne daha ağlamasın” düşüncesi olduğunu vurguladı.

İnsanın bir “sarf malzemesi” olarak kullanılmasına karşı çıktıklarını belirten Böhürler, bu siyasi çizgilerinin değişmediğini söyledi.

“Terörsüz Türkiye Gelecek 40 Yılımızı Şekillendiren Projedir”

Ayşe Böhürler, yazısının devamında “Terörsüz Türkiye” sürecinin önemine dikkat çekerek şu ifadeyi kullandı:

“Terörsüz Türkiye projesi gelecek kırk yılımızı şekillendiren projedir.”

Süreçte emeği geçen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’a teşekkür eden Böhürler, Meclis’te yasaya kabul oyu veren tüm milletvekillerine de teşekkürlerini iletti.

Atılacak her olumlu adımın bütün bölgede daha fazla güvenlik ve huzur anlamına geleceğini savunan Böhürler, sürecin yalnızca Türkiye açısından değil bölge açısından da önem taşıdığına dikkat çekti.

Sürece Destek Vermeyenlere Sert Eleştiri

Böhürler, sürecin değerli olduğu konusunda geniş bir görüş birliği bulunduğunu ancak bazı kişilerin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın liderliğini güçlendireceği düşüncesiyle destek vermediğini öne sürdü.

Bu kişilerin ülkenin geleceğinden çok kendi siyasi geleceklerini hesapladıklarını savunan Böhürler, bunu “affedilmez bir suç” olarak nitelendirdi.

Toplumun yarım asır süren trajedisini çözmek için bir liderin, yaşanan hayal kırıklıklarına rağmen sorumluluk alması halinde halkın teveccühünü yeniden hak edeceğini belirten Böhürler, böyle bir sürecin başarıya ulaştırılmasının her siyasetçinin yapabileceği bir iş olmadığını ifade etti.

“Gençlerimiz Bizim Yaşadıklarımızı Yaşamasın”

Türkiye’nin geçmişinde şehitler, öldürülen aydınlar ve suikasta kurban giden komutanlar bulunduğunu hatırlatan Böhürler, şehitlere duyulan minnetin ve yaşanan hüznün devam ettiğini belirtti.

Buna karşın 48 yıldır yaşananların yeni kuşaklar tarafından tekrar yaşanmamasını istediklerini ifade eden Böhürler, “İslam ‘selim’ kelimesinden gelmiştir ve ‘sulh’ dünyanın en güzel kelimesidir” değerlendirmesinde bulundu.

“468 evet oyu gelecek kuşaklara tarifsiz bir hediyedir”

Ayşe Böhürler, yazısını Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un Meclis’te aldığı desteğe dikkat çekerek tamamladı.

Kanunun 468 “evet” oyuyla kabul edilmesini gelecek kuşakların refahı açısından değerlendiren Böhürler, “Bu yasanın 468 evet oyu ile çıkması gelecek kuşakların refahı için tarifsiz bir hediyedir. Ülkeme hayırlı olsun” ifadelerini kullandı.

Kaynak: Döndü Nur Demir