Kayseri'nin Felahiye ilçesinde 1983 yılında bir kum ocağında ortaya çıkarılan 29 bronz eser, aradan geçen yıllara rağmen gizemini koruyor. Yaklaşık 4 bin yıl öncesine tarihlenen baltalar, çalparalar ve özel bir metal eser, Eski Tunç Çağı'ndaki Anadolu'nun metal işçiliğine ışık tutuyor. Ancak eserlerin bulunduğu söylenen büyük kahverengi kap bugün kayıp olmasıyla dikkat çekiyor. Araştırmacı Hamdi Kodan'ın incelemesi, defineye ilişkin cevaplanmamış soruları da gün yüzüne çıkarıyor.

Kayseri'nin Felahiye ilçesinde yıllar önce bir kum ocağında ortaya çıkarılan bronz eserler, Anadolu'nun binlerce yıllık geçmişine ilişkin önemli ipuçları barındırıyor. 1983 yılında gün yüzüne çıkan ve 29 parçadan oluştuğu belirtilen buluntu grubu, metal işçiliğinin yanı sıra ortaya çıkarılış şekli ve eksik olduğu düşünülen parçalarıyla da dikkat çekiyor.

Hamdi Kodan'ın konuyu ele aldığı akademik çalışma, Felahiye definesinin geçmişine ilişkin önemli ayrıntıları ortaya koyuyor. Araştırmada eserlerin hangi döneme ait olduğu, benzerlerinin Anadolu'nun başka bölgelerinde nerelerde bulunduğu ve buluntuların ilk çıkarıldığı andaki bütünlüğünü koruyup korumadığı değerlendiriliyor. Ancak araştırmanın en dikkat çekici sorusu hâlâ yanıtlanmadı. Binlerce yıllık bu eserler nerede saklanıyordu ve kum ocağında ortaya çıkarılan parçaların tamamı bugün müzelerde mi?

Felahiye'de Kum Ocağından Çıkan 29 Bronz Eser Neydi?

1983 yılında Felahiye'deki bir kum ocağında ortaya çıkarılan eserler, biçim ve kullanım özellikleri bakımından farklı gruplara ayrılıyor. Araştırmada yer alan sınıflandırmaya göre buluntular arasında teber biçimli baltalar, sap delikli baltalar, bir kabza veya asa başı ile çalparalar bulunuyor.

Eserlerin dağılımı ise şöyle aktarılıyor:

Teber biçimli baltalar: 11 adet

Sap delikli baltalar: 3 adet

Kabza veya asa başı: 1 adet

Çalpara: 13 adet

Felahiye Kadın Kooperatifi’nde üretim sürüyor: Başkan Güleser kadınlarla bir araya geldi
Felahiye Kadın Kooperatifi’nde üretim sürüyor: Başkan Güleser kadınlarla bir araya geldi
İçeriği Görüntüle

Bu sınıflandırmada dikkat çeken bir ayrıntı var. Sayılan eserlerin toplamı 28 ediyor. Oysa araştırmanın genelinde buluntu grubu 29 parçalık olarak tanımlanıyor.

Üstelik makalenin son bölümündeki müze envanter kayıtları incelendiğinde başka bir sayı farklılığı daha ortaya çıkıyor. Teber biçimli baltaların 84/33 ile 84/44 arasındaki envanter numaralarıyla listelenmesi, bu grupta 11 değil 12 ayrı kayıt bulunduğunu gösteriyor.

Böylece katalogdaki dağılım 12 teber biçimli balta, 3 sap delikli balta, 1 kabza veya asa başı ve 13 çalpara şeklinde oluyor. Bu sayıların toplamı da 29'a ulaşıyor.

4 Bin Yıllık Geçmişe Uzanan Eski Tunç Çağı Eserleri

Felahiye'de bulunan bronz eserlerin tarihlendirilmesinde Alacahöyük ve Horoztepe kazılarında ortaya çıkarılan benzer örnekler önemli rol oynuyor.

Hamdi Kodan, eserleri bu iki önemli arkeolojik merkezde bulunan metal objelerle karşılaştırarak değerlendiriyor. Araştırmanın ortaya koyduğu akademik tarihlendirme, MÖ 3. binyılın son çeyreğine işaret ediyor. Bu dönem yaklaşık MÖ 2250-2000 yıllarına karşılık geliyor.

Buna göre Felahiye'de 1983 yılında bulunan eserlerin geçmişi yaklaşık 4 bin ila 4 bin 250 yıl öncesine uzanıyor. Bu tarih aralığı, Anadolu'da metal işçiliğinin geliştiği, farklı yerleşimler arasında kültürel ve ticari ilişkilerin sürdüğü Eski Tunç Çağı'nın son evresini kapsıyor. Dolayısıyla Felahiye buluntuları, yalnızca ilçenin geçmişi açısından değil, dönemin Anadolu'daki üretim ve kültürel ilişkilerinin anlaşılması bakımından da önem taşıyor.

Bir Baltanın Üzerinde 23 Diş Bulunuyordu

Felahiye definesindeki baltalar arasında özellikle bir örnek, sıra dışı işçiliğiyle öne çıkıyor. Araştırmacının aktardığına göre baltalardan birinin keskin yüzünde tam 23 diş bulunuyor. Bu dişlerin her birinin tabanında ise yuvarlak bir oyuk yer alıyor. Söz konusu ayrıntı, eserin sıradan bir kesici alet görünümünden ayrılmasını sağlıyor. Bronz üzerindeki bu düzenleme, dönemin metal işçiliğinde ulaşılan biçimsel çeşitliliği de gözler önüne seriyor.

Kodan, Felahiye baltalarını Amasya Mahmatlar definesindeki örnekler ve Çorum Müzesi'nde bulunan benzer bir eserle karşılaştırıyor. Araştırmada Anadolu baltalarının kökenine ilişkin geçmişte ortaya atılan görüşlere de değiniliyor. D. B. Stronach, bu balta tiplerinin kökenini Babil'de aramıştı. Ancak Kodan, tek bir pişmiş toprak balta örneğinin bu görüşü doğrulamak için yeterli olmayacağına dikkat çekiyor.

Define Gerçekten Felahiye'de mi Saklanmıştı?

Araştırmanın en önemli bölümlerinden biri, eserlerin bulunduğu yerin çevresinde yapılan incelemeler oldu.

Hamdi Kodan, buluntuların ortaya çıkarıldığı belirtilen noktaya bizzat giderek çevreyi araştırıyor. Ancak kum ocağının bulunduğu kesimde herhangi bir eski yerleşim kalıntısına rastlamıyor. Buna karşılık kum ocağından yaklaşık 1 kilometre uzaklıktaki bir tarlada Eski Tunç Çağı'na ait kaba seramik parçaları buluyor.

Araştırmacının köylülerden edindiği bilgiler de bu noktada önem kazanıyor. Köylüler, söz konusu tarlada geçmişte küçük bir tepenin bulunduğunu, ancak bu tepenin daha sonraki tarımsal faaliyetler sonucunda düzleştirildiğini anlatıyor.

Alacahöyük, Horoztepe ve Mahmatlar Bağlantısı

Felahiye definesinin Anadolu arkeolojisi açısından taşıdığı önemi anlamak için benzer eserlerin bulunduğu diğer merkezlere de bakmak gerekiyor. Alacahöyük, Eski Tunç Çağı mezarları ve değerli maden eserleriyle tanınıyor. Felahiye'deki bronz parçaların tarihlendirilmesinde burada bulunan benzer örneklerden yararlanılıyor.

Horoztepe ise özellikle metal eserleri ve mezar buluntularıyla dikkat çekiyor. Felahiye'de ortaya çıkarılan çalparalara benzer parçaların burada arkeolojik kazılar sırasında bulunmuş olması, iki merkez arasındaki karşılaştırmayı önemli kılıyor.

Amasya'daki Mahmatlar buluntuları da Felahiye baltalarının biçimsel özelliklerini değerlendirmek açısından öne çıkıyor.

Bu merkezlerde bulunan benzer eserler, Eski Tunç Çağı'nda Anadolu'nun farklı bölgelerinde ortak metal işçiliği geleneklerinin ve benzer obje biçimlerinin varlığını gösteren önemli örnekler arasında yer alıyor.

1983 yılında bir kum ocağında ortaya çıkarılan bronz eserler, aradan geçen yıllara rağmen cevaplanmamış sorular barındırıyor. Yaklaşık 4 bin yıllık geçmişe sahip 29 parçalık buluntu grubu, dönemin metal işçiliği hakkında önemli bilgiler sunarken ilk çıkarıldığı andaki bütünlüğünün korunup korunmadığı konusunda belirsizlikler taşıyor.

Kaynak: Merve Erol