Kayseri’nin İncesu ilçesinde, Evliya Dağı’nın zirvesinde yer alan ve halk arasında Şem’un El-Gazi Türbesi olarak bilinen yapı, yüzyıllardır anlatılan menkıbelerle dikkat çekiyor. Ancak akademik araştırmalar, yapının 13. yüzyılda inşa edilen Emir Çoban Türbesi olabileceğine işaret ediyor. Kitabede Şem’un El-Gazi’nin adı geçmezken, Osmanlı arşivleri ise burada faaliyet gösteren zaviyenin izlerini yüzyıllar boyunca takip ediyor.

Kayseri’nin İncesu ilçesinde, yüksek dağların arasında ve Evliya Dağı’nın zirvesinde bulunan bir yapı, yıllardır yöre halkının anlattığı hikâyelerle merak konusu oluyor. Halk arasında Şem’un El-Gazi Türbesi olarak bilinen bu yapı, özellikle içeride bulunduğu söylenen oldukça uzun kabir nedeniyle dikkat çekiyor.

Yörede anlatılanlara göre burada, Allah yolunda uzun yıllar mücadele eden Şem’un El-Gazi’nin kabri bulunuyor. Ancak konuya tarihî ve akademik kaynaklar üzerinden bakıldığında hikâye biraz daha karmaşık bir hâl alıyor.

Çünkü yapılan araştırmalarda türbe, Şem’un El-Gazi’nin adıyla değil, Emir Çoban Türbesi olarak ele alınıyor.

Evliya Dağı Türbe (1)

Türbenin Kitabesinde Şem’un El-Gazi'nin Adı Yok

1978 yılında M. Erol Yurdakul ve Mehmet Çayırdağ tarafından yayımlanan “Kayseri Erciyes Dağı Eteklerinde Bulunan İki Türbe” başlıklı araştırmada, Evliya Dağı’nın doruğundaki yapı ayrıntılı biçimde incelendi.

Araştırmacılara göre türbenin üzerinde Selçuklu sülüsüyle yazılmış, yaklaşık 40x55 santimetre ölçülerinde üç satırlık bir kitabe bulunuyor.

Kitabede, yapının Kılıç Arslan oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında Emir Çoban tarafından 680 yılında imar edildiği yönünde bir ifade yer alıyor.

Buradaki tarih miladi takvimle yaklaşık 1281-1282 yıllarına denk geliyor.

Dikkat çeken nokta ise şu: Kitabede Şem’un El-Gazi’nin adına rastlanmıyor.

Dolayısıyla türbede yatan kişinin Şem’un El-Gazi olduğu bilgisi, doğrudan kitabeye dayanmıyor. Bu isim daha çok yörede kuşaktan kuşağa aktarılan anlatılarda karşımıza çıkıyor.

Evliya Dağı Türbe (2)

4 Metrelik Kabir İddiasında Dikkat Çeken Ayrıntı

Türbe hakkında anlatılan en dikkat çekici bilgilerden biri de içerideki kabrin yaklaşık 4 metre uzunluğunda olduğu yönünde. Fakat akademik araştırmalarda bu konuda önemli bir ayrıntı bulunuyor.

Yurdakul ve Çayırdağ'ın çalışmasında türbenin iç ölçüleri 4,21 metreye 9,84 metre olarak veriliyor. Duvarlarının kalınlığı ise yaklaşık 1,35 metre.

Bu nedenle “4 metre uzunluğundaki kabir” ifadesinin, zaman içinde türbenin ölçüleriyle karışmış olma ihtimali bulunuyor. Akademik çalışmada mezarın uzunluğunun tam olarak 4 metre olduğu belirtilmiyor.

Kayseri’de herkes tarihi otel sanıyordu! Gerçek bambaşka çıktı
Kayseri’de herkes tarihi otel sanıyordu! Gerçek bambaşka çıktı
İçeriği Görüntüle

Peki Kitabenin Sözünü Ettiği Emir Çoban Kimdi?

Türbenin en büyük gizemlerinden biri de burada başlıyor.

Araştırmacılar kitabenin sözünü ettiği Emir Çoban'ın kimliğini belirlemek için Selçuklu dönemi kaynaklarını karşılaştırıyor.

Bu kişinin Kastamonu uç beyi Hüsameddin Çoban veya İlhanlıların tanınmış emiri Çoban Noyan olmadığı belirtiliyor. Çünkü bu isimlerle tarih bakımından uyuşmazlık bulunuyor.

Yapılan değerlendirmelerde, kitabenin sözünü ettiği kişinin Karahisarlı Emir-i Meclis Cemaleddin Ebubekir, başka bir ifadeyle “Çoban Cemal” olabileceği ileri sürülüyor.

Burada konu yalnızca bir türbenin banisine ulaşmakla sınırlı kalmıyor. Çünkü Emir Çoban'ın, Anadolu Selçuklu Devleti'ndeki taht mücadeleleri sırasında yaşanan önemli olaylarla bağlantısı bulunuyor.

Emir Çoban'ın Yolu “Cimri” Olayına Çıkıyor

13. yüzyılın son çeyreğinde Anadolu Selçuklu Devleti ciddi siyasi çalkantılar yaşıyordu.

Araştırmalarda, Emir Çoban'ın Karamanoğlu Mehmed Bey'in desteğiyle Selçuklu tahtına çıkarılan Alâeddin Siyavuş'un, yani tarih kaynaklarında “Cimri” adıyla bilinen kişinin yakalanması sırasında rol oynadığı aktarılıyor.

Buna göre Emir Çoban, Siyavuş'u yakalayarak III. Gıyaseddin Keyhüsrev'in huzuruna götüren isimlerden biri olabilir.

Bu bağlantı doğru kabul edildiğinde, bugün Evliya Dağı'nın zirvesinde sessizce duran türbenin arkasında, Anadolu Selçuklu Devleti'nin en çalkantılı siyasi dönemlerinden birinin izleri bulunuyor.

Yapı Yalnızca Bir Türbe Değildi

Osmanlı dönemine ait kayıtlar ise yapının geçmişinin çok daha uzun olduğunu gösteriyor.

Türbe, Osmanlı belgelerinde Şeyh Çoban Zaviyesi ile bağlantılı olarak karşımıza çıkıyor.

1584 tarihli Niğde Tahrir Defteri'nde “Karye-i Kulpak an Vakf-ı Zaviye-i Şeyh Çoban” şeklinde bir kayıt bulunduğu aktarılıyor.

Bu kayıt, bölgedeki yapının yalnızca bir mezar yapısından ibaret olmadığını gösteren önemli belgeler arasında yer alıyor.

Zaviye, vakıf sistemi içerisinde ekonomik kaynaklara da sahipti. Cumhurbaşkanlığı Osmanlı Arşivi'ndeki 23501 numaralı Evkaf Defteri üzerinden yapılan araştırmada, zaviyeye ait tarlalar, bu tarlaları kullanan kişiler, kira gelirleri ve vakıf hesapları hakkında kayıtlar bulunduğu belirtiliyor.

Hatta üç aylık bir hesap döneminde toplam 3.038 kuruş gelir kaydedildiği aktarılıyor.

Bugün dağın zirvesinde oldukça tenha görünen bu yapının geçmişte çevresindeki tarım arazileri ve vakıf gelirleriyle birlikte işleyen bir kurumun parçası olması, türbenin tarihini daha da ilginç hâle getiriyor.

Kaynak: Merve Erol