AK Parti Kayseri Milletvekili Murat Cahid Cıngı, “Bir Kitabın Beş Asırlık Emaneti: Kayseri’nin 1559 Kütüphanesi” başlığıyla yaptığı paylaşımda, Kayseri Kadısı Bedreddin Mahmud tarafından kurulan kütüphanenin tarihini ve taşıdığı anlamı aktardı.
Kayseri’de 1559 Yılında Kurulan Kütüphane
1559 yılında Kayseri’de bir kişinin kitap okumak istemesi, günümüzdeki kadar kolay değildi. Osmanlı dünyasında matbaanın günlük hayatın bir parçası olmadığı bu dönemde kitaplar, müstensihler tarafından el yazısıyla satır satır çoğaltılıyordu.
Her kitap; kâğıdı, mürekkebi, hattı ve cildiyle büyük emek ve değer taşıyordu. Böyle bir dönemde Kayseri Kadısı Bedreddin Mahmud, sahip olduğu kitapları sadece ailesine bırakmak yerine şehre kazandırmayı tercih etti.
Camiikebir Mahallesi’ndeki evinin bir bölümünü kütüphane olarak ayıran Bedreddin Mahmud, 1559 tarihli vakfiyesinde kitaplarını tek tek kayıt altına aldı. Kaynaklarda bu koleksiyonun yaklaşık 400 ciltten oluştuğu belirtiliyor.

Kitaplar Okuyucuya Ulaştırıldı
Kadı Mahmud’un oluşturduğu kütüphanede okuyucular eserlerden faydalanabiliyor, belirlenen şartlar altında kitapları yanlarında götürebiliyordu. Kitapların korunması için ise rehin veya kefalet gibi uygulamalar kullanılabiliyordu.
Kütüphanenin başında bulunan “hâfız-ı kütüb” görevlisi de sadece kapıyı açıp kapatan kişi değildi. Bu görevlinin kitapları koruyacak, okuyucuya ulaştıracak, eserlerin temizliği ve muhafazasını sağlayabilecek bilgi ve sorumluluğa sahip olması gerekiyordu.
Böylece beş asır önce Kayseri’de kitapların okuyucudan okuyucuya ulaşması, belirli kuralları olan ciddi bir kamu hizmeti haline geldi.

Kitapların Geleceğini De Düşündü
Kadı Mahmud’un en dikkat çeken yönlerinden biri ise kütüphanenin geleceğini de düşünmüş olmasıydı. Vakfiyesinde, soyunun sona ermesi veya kütüphanenin bulunduğu evin zamanla harap olması ihtimaline karşı da düzenleme yaptı.
Bu durumda kitapların Kayseri Bedesteni’ne taşınmasını ve kütüphanenin burada devam ettirilmesini istedi.
Bedesten, o dönemde şehrin ticari hayatının merkezlerinden biriydi. Kumaş, baharat ve kıymetli eşyaların alınıp satıldığı bu alanda, aynı zamanda bilginin de dolaşması hedeflenmişti.
Kayseri’nin En Eski Osmanlı Vakıf Kütüphanelerinden Biri
Araştırmacılar, Kadı Mahmud Kütüphanesi’ni Kayseri’nin bilinen en eski Osmanlı vakıf kütüphanesi ve çarşı kütüphaneciliğinin dikkat çekici erken örneklerinden biri olarak değerlendiriyor.
Kütüphanenin Bedesten’e taşınma şartının uygulanıp uygulanmadığı ise bugün kesin olarak bilinmiyor. Ancak 1559 yılında kurulan bu sistemin temel amacı açıkça ortaya çıkıyor: Kitap sahibinin hayatı sona erse, bina yıkılsa veya aile nesli devam etmese bile vakfedilen bilgi şehirde yaşamaya devam etmeliydi.

“Bilgi Bir Sonraki İnsana Ulaştığında Yaşamaya Devam Eder”
Kadı Mahmud’un mirasının yalnızca bir bina veya kitap koleksiyonundan ibaret olmadığı vurgulanıyor. Asıl amaç, insanların okuma hakkının sürekliliğini sağlamaktı.
Beş asır önce Kayseri’de bir kişinin eline aldığı yazma eser, daha önce başka okuyucular tarafından kullanılmış, gelecekteki okuyucular için de korunmuştu.
Kitapların maddi değeri rehin ve kefalet gibi yöntemlerle güvence altına alınırken, manevi değeri ise bir “emanet” anlayışıyla korunuyordu.
Kayseri’nin kütüphane tarihi de bu yönüyle yalnızca eski kitaplardan ve raflarda duran eserlerden ibaret değil. Şehir, modern kütüphane sistemleri ortaya çıkmadan yüzyıllar önce bilginin paylaşılması ve gelecek nesillere aktarılması fikrini kurumsallaştırmıştı.



