Türkiye’de haftanın en çok konuşulan konulardan biri haline gelen fon krizinde soruşturma ve tutuklamalar sürerken, fonlarda kalan paraların akıbetine ilişkin belirsizlik de devam ediyor. Yaklaşık 900 milyar liralık varlık ve 500 bini aşkın yatırımcının bulunduğu belirtilen süreçte, SPK tarafından tasfiye işlemlerinin yürütülmesi için iki banka görevlendirildi. Tasfiye sürecinin yaklaşık 3 ay içerisinde tamamlanmasının planlandığı açıklanırken, yatırımcıların yatırdıkları paranın tamamını geri alıp alamayacağı konusunda ise henüz kesinleşmiş bir ödeme oranı bulunmuyor.
‘YÜZDE 10’UNU ALAN ŞANSLI SAYILIR’
Gazeteci Fatih Altaylı, kişisel internet sitesinde yayımladığı yazıda, tasfiye sürecinin nasıl ilerleyebileceğine ilişkin bir değerlendirmeye yer verdi. Altaylı, bir bankacılık sektörü temsilcisiyle yaptığı görüşmeyi aktararak, yatırımcıların alacaklarının tamamını geri alamayabileceğini yazdı. Altaylı’nın aktardığı değerlendirmeye göre, bankalar kendilerine devredilen fonların içerisinde bulunan varlıkları inceleyecek. Bu varlıkların mevcut piyasa koşullarındaki değerleri üzerinden nakde çevrilmesi ve elde edilen tutarın hak sahiplerine dağıtılması bekleniyor.
Ancak burada en önemli noktalardan birinin, fonlara para yatıran kişilerin gerçek yatırımcı olup olmadığının belirlenmesi olacağı ifade ediliyor. Altaylı'nın yazısında yer verdiği bankacılık kaynağı, sürecin nasıl ilerleyebileceğini anlatırken, varlıkların bir anda satılması yerine piyasa koşullarının dikkate alınarak zamana yayılabilecek bir yönteme işaret etti.
BANKA MEVDUATINDAKİ GİBİ DEVLET GARANTİSİ BULUNMUYOR
Fonlarda parası kalan yatırımcıların en fazla merak ettiği konulardan biri ise yatırılan paranın ne kadarının geri alınabileceği. Altaylı'nın aktardığı değerlendirmede, söz konusu fonlarda banka mevduatlarında olduğu gibi bir devlet garantisinin bulunmadığına dikkat çekiliyor. Buna göre tasfiye kapsamında fonların içerisinde bulunan varlıkların satılmasından elde edilen para, hak sahiplerine dağıtılacak. Bankacılık kaynağı, gerçek küçük yatırımcıların belirlenmesi ve tasfiye sürecinin sağlıklı yürütülmesinin, yatırımcıların elde edeceği tutar açısından önemli olacağını belirtiyor.
Altaylı'nın yazısında yer alan değerlendirmede, tasfiye sonunda yatırımcıların yatırdığı paranın yalnızca yüzde 10'unu geri almasının dahi mümkün olabileceği öne sürülüyor. Kaynak, bu seviyede bir ödeme alan yatırımcıyı “şanslı” olarak nitelendiriyor. Bu oran, resmi olarak açıklanmış kesin bir geri ödeme oranı değil. Yüzde 10 ifadesi, Altaylı'nın görüştüğü bankacılık kaynağının tasfiye sürecine ilişkin öngörüsünden oluşuyor.
FONLARDAKİ VARLIKLARIN DEĞERİ BELİRLEYİCİ OLACAK
Tasfiye sürecinde asıl belirleyici unsurun, fonların bünyesinde bulunan varlıkların ne kadar değer üzerinden nakde çevrilebileceği olması bekleniyor. Varlıkların piyasa değerinin belirlenmesi, satışların hangi koşullarda yapılacağı ve gerçek hak sahiplerinin tespit edilmesi yatırımcıların alacağı tutarı doğrudan etkileyebilecek başlıklar arasında bulunuyor.
Altaylı'nın aktardığı bankacılık değerlendirmesinde, işlemlerin panik ortamından uzak şekilde ve zamana yayılarak gerçekleştirilmesinin yatırımcıların zararının azaltılması açısından daha uygun olabileceği görüşü dile getiriliyor. Öte yandan, bankaların söz konusu fonlarda bulunan paraların tamamını yatırımcılara geri ödeme yönünde bir yükümlülüğünün bulunmadığı da aktarılıyor. Bu nedenle süreç, mevduat sahiplerinin bankadaki parasının güvence altında olduğu sistemden farklı işliyor.
YATIRIMCILARIN GÖZÜ TASFİYE SÜRECİNDE
SPK'nın kararı sonrasında 7 şirkete ait 131 fonda işlemlerin durdurulmasıyla başlayan yeni aşamada gözler, İş Bankası ve Ziraat Bankası'nın yürüteceği tasfiye işlemlerine çevrildi. Yaklaşık 3 ay sürmesi planlanan süreçte fonların içerisindeki varlıkların tespiti, değerlemesi, satış işlemleri ve hak sahiplerine yapılacak ödemelerin belirlenmesi bekleniyor. Ancak şu aşamada her yatırımcının ne kadar para alacağına ilişkin kesinleşmiş bir rakam bulunmuyor. Yatırımcıların geri alabileceği tutarın, tasfiye sonucunda ortaya çıkacak varlık değerleri ve satışlardan elde edilecek gelir üzerinden şekillenmesi bekleniyor. Dolayısıyla Altaylı'nın yazısında aktarılan yüzde 10'luk oran, resmi bir ödeme oranı olarak değil, bankacılık sektöründen aktarılan bir değerlendirme olarak öne çıkıyor. Kesin ödeme miktarlarının ise tasfiye işlemleri ilerledikçe netleşmesi bekleniyor.




