Kayseri’de 2019 yılında yayımlanan bir saha araştırmasında 63 ocaklıyla görüşüldü. Hastalıkların giderilmesi amacıyla uygulanan 140 farklı sağaltma yöntemi kayda geçirilirken, araştırmada bu uygulamaların bir bölümünde “büyüsel” olarak sınıflandırılan işlemlerin yanı sıra dua, ritüel ve çeşitli geleneksel yöntemlerin kullanıldığı belirlendi. En genç ocaklının 38, en yaşlı ocaklının ise 104 yaşında olması ise ocaklık geleneğinin geleceğine ilişkin dikkat çekici bir tablo ortaya koydu.

Recep Tek’in 2019 yılında yayımlanan “Sağaltma Ocaklarının Tipolojisi Üzerine Bir Deneme: Kayseri Örneği” başlıklı çalışması, Kayseri’de saha çalışması kapsamında görüşülen 63 ocağın verdiği bilgilere dayanıyor. Araştırmacı, bu sayının Kayseri’deki bütün ocakların toplamı olmadığını belirtiyor. Bazı yerleşimlerde kaynak kişilere ulaşılamaması, bazı ocakların ise görüşmeyi kabul etmemesi nedeniyle çalışma 63 ocakla sınırlı kaldı.

Burada kullanılan “sağaltma” ve “halk hastalığı” ifadeleri modern tıptaki hastalık tanılarıyla aynı anlamda değil. Araştırma, insanların rahatsızlıkları nasıl adlandırdığını, hangi geleneksel uygulamalara başvurduğunu ve bu bilgilerin nasıl aktarıldığını inceliyor.

63 Ocaktan 44’ü Kadındı

Saha çalışmasında görüşülen 63 ocaktan 44’ünün kadın, 19’unun erkek olduğu belirlendi. Kadınların oranı yüzde 69,8 olarak hesaplandı.

Ocaklıların yaşları ise geleneğin geleceğine ilişkin dikkat çekici bir tablo ortaya koydu. En genç ocaklı 38, en yaşlı ocaklı 104 yaşındaydı. Kadınların yaş ortalaması 68, erkeklerin yaş ortalaması 69 olarak kaydedildi.

Araştırmacı, yaş ortalamasının yüksek olmasını genç kuşakların ocaklık geleneğini sürdürmeye daha az ilgi göstermesiyle ilişkilendirdi. Bu durum, sözlü olarak aktarılan bilgilerin geleceğine ilişkin soru işaretlerini de beraberinde getirdi.

29 Ocaklı Okuma Yazma Bilmiyordu

Araştırmadaki eğitim verileri, ocaklık bilgisinin sözlü aktarımını da ortaya koydu.
63 kişinin 29’unun okuma yazma bilmediği belirlendi. 20 kişi ilkokul, 1 kişi ortaokul, 2 kişi lise, 1 kişi öğretmen okulu ve 2 kişi yüksekokul mezunuydu. Ayrıca bazı kişilerin ilkokul, ortaokul veya üniversite eğitimini yarıda bıraktığı kaydedildi.

Okuma yazma bilmeyen 29 kişi, örneklemin yaklaşık yüzde 46’sını oluşturdu. Ocaklık bilgisinin önemli bir bölümünün yazılı eğitimden ziyade aile içinde, kişiden kişiye ve uygulama yoluyla aktarıldığı görüldü.

Koramaz Vadisi'ne bir de bu gözle bakın! Kayalarda gizli siluetler
Koramaz Vadisi'ne bir de bu gözle bakın! Kayalarda gizli siluetler
İçeriği Görüntüle

Ocaklı Olmak Nasıl Kazanılıyordu?

Araştırmada ocaklık vasfının kazanılmasında en yaygın yolun kan bağı olduğu belirlendi.
63 ocağın 36’sı, yani yüzde 57,14’ü ocaklık özelliğini kan bağıyla kazandığını belirtti. Bazı ailelerde kan bağına el alma ve el verme ritüellerinin de eşlik ettiği görüldü.
El verme sırasında dua okuma, sözlü aktarım, sembolik para verme ve çeşitli ritüeller gibi farklı yöntemler kaydedildi.

Ocaklık kazanmanın ikinci sıradaki yolu ise ocak olan bir eve gelin gelmekti. 17 ocağın, yüzde 26,98 oranıyla bu yolla ocaklık kazandığı tespit edildi.

Ancak bu konuda aileler arasında ortak bir kural bulunmuyordu. Bazı kaynak kişiler ocak ailesinden ayrılan kızın da bu özelliği koruduğunu söylerken, bazıları gelinlerin ocak olamayacağını belirtiyordu. Bir başka görüşe göre ise gelinin kendisi değil, ondan doğan çocuk ocaklık özelliğini kazanabiliyordu.

El Verme Kadın ve Erkek Arasında Kesin Bir Kurala Bağlı Değildi

Kayseri’de genel eğilim erkeğin erkeğe, kadının kadına el vermesi yönündeydi. Ancak görüşmeler bunun kesin bir kural olmadığını gösterdi.

Annesinden el alan erkek ocakların yanı sıra babasından, kayınbabasından, eşinden veya erkek komşusundan el alan kadın ocaklar da vardı. Bir erkek ocaklının annesinden el aldığı örnek de kaydedildi.

El alma için belirlenmiş ortak bir yaş sınırı bulunmuyordu. Kaynak kişiler 5-6 yaşından 70 yaşına kadar farklı dönemlerde el aldıklarını veya uygulamaları öğrenmeye başladıklarını anlatmıştı.

Kayseri’de 35 Farklı Rahatsızlık Kategorisi Kayda Geçti

Araştırmada ocakların ilgilendiği 35 farklı rahatsızlık kategorisi belirlendi.
Bunlar arasında siğil, nazar, arpacık, itdirseği, yılancık, sarılık, göbek düşmesi, kısırlık, göz ve diş ağrısı, bademcik, korku, kurşun dökme, dalak ve karın şişmesi gibi yöresel adlarla anılan rahatsızlıklar bulunuyordu.

63 ocağın 28’i yalnızca bir rahatsızlıkla ilgilenirken, 35’i birden fazla rahatsızlığa yönelik uygulama yapıyordu. Bazı ocakların kendi bakmadıkları rahatsızlıklarda hastaları başka ocaklara yönlendirdiği de kaydedildi.

140 Farklı Sağaltma Uygulaması Kaydedildi

Araştırmada 63 ocağın verdiği bilgiler üzerinden, tekrarlar dahil toplam 140 sağaltma uygulaması değerlendirildi.

Bu uygulamaların yüzde 90’ında dinî işlemler, yüzde 85,71’inde araştırmacının folklor terminolojisinde “büyüsel” olarak sınıflandırdığı işlemler, yüzde 29,28’inde ise bitkisel veya hayvansal ürünler yer aldı.

Kesme, kan akıtma, dağlama, tütsüleme, ovma, sıvazlama, üfleme, tükürme, vurma, korkutma, tiksindirme, ip bağlama, muska yazma ve kurşun dökme gibi yöntemler kayda geçirilen uygulamalar arasında yer aldı.

Bu yöntemler araştırmada folklorik ve kültürel uygulamalar olarak ele alınıyor. Çalışma, söz konusu uygulamaların modern tıp açısından etkili olduğuna yönelik kesin bir kanıt barındırmıyor.

Bazı Rahatsızlıkların ‘Doğru Günü’ Vardı

Kayseri’deki bazı ocaklar için uygulamanın hangi gün yapılacağı da önemliydi.
Araştırmada göz çırpması, terme, çubuk ve siğil gibi bazı uygulamaların çarşamba günü yapıldığı örnekler kaydedildi. Termenin bazı ocaklarda perşembe günü uygulandığı da görüldü.

Bazı uygulamalarda günün saati de önemliydi. İşlemlerin güneş batmadan veya belirli vakitler içinde yapılması gerektiğine inanılıyordu.

Güneşin batmasıyla “yerlerin mühürlendiği” ve akşam saatlerinden sonra kötü ruhların etkin olduğuna yönelik inanışlar, uygulamaların zamanlamasını açıklayan kültürel kabuller arasında yer aldı.

‘Ağırlık’ İnancı da Kayda Geçti

Bazı kaynak kişiler, bir hastaya uygulama yaptıktan sonra esneme, geğirme, baş ağrısı, karın ağrısı, halsizlik veya bulantı yaşadıklarını anlattı.

“Ağırlık” olarak adlandırılan bu durumun, hastadaki olumsuzluğun uygulamayı yapan kişiye geçmesiyle ortaya çıktığına inanılıyordu.

Araştırmada bu durumdan kurtulmak için dua okumak, ferah bir yere çıkmak, hastanın elinden su içmek ve suya dua okuyarak içmek gibi uygulamalar da kaydedildi.

Hastayı Görmeden Yapılan Uygulamalar da Vardı

Ocakların büyük bölümü hastanın bizzat gelmesi gerektiğini düşünüyordu. Araştırmaya göre yüzde 82,53’ü hastayı görmeden uygulama yapılamayacağını belirtirken, yüzde 17,46’sı bazı durumlarda hastanın gelmesine gerek olmadığını söyledi.

Bu uygulamalardan birinde uzakta bulunan hastanın atletinin ocağa getirildiği kaydedildi. Ocaklı, dua ve sureler okuyarak bıçağı atletin üzerinde gezdiriyor, işlemi yedi kez tekrarlıyor ve ardından “Benim elim değil, Fadime anamızın eli” diyerek uygulamayı tamamlıyordu.

Araştırmacı bu tür uygulamaları temas ve taklit ilkeleri çerçevesinde değerlendiriyor.

‘Benim Elim Değil, Fadime Anamızın Eli’ İfadesi Daha Önce de Kaydedildi

Bu ifade, Gülay Yıldırım ve Türkan Işık’ın 2014 yılında yayımladığı “Kayseri İlinde Bir Halk Şifacısı” başlıklı çalışmada da yer aldı. Araştırmada 93 yaşındaki Kayserili bir kadın halk ebesiyle görüşüldü ve geleneksel uygulamaların anneden kıza aktarıldığı kaydedildi.

Çalışmada bazı geleneksel uygulamaların sağlık açısından risk taşıyabileceğine ve modern sağlık hizmetine başvurunun gecikmesine yol açabileceğine dikkat çekildi. Bu nedenle söz konusu uygulamalar tarihsel ve folklorik bilgi olarak kayıtlara geçti.

‘Köstebek’ ve ‘Yılancık’ Gibi Adlar

Kayseri araştırmasında köstebek ve yılancık gibi halk arasında kullanılan rahatsızlık adları da yer aldı.

Recep Tek’in 2021 tarihli “Anadolu Türk Halk Hekimliği Uygulamalarında Analojik Düşünce” çalışmasında köstü, kösnü, köstebek ve yılancık gibi uygulamalar, hastalık ile kullanılan nesne veya yöntem arasındaki benzerlik üzerinden ele alındı.
Bu örnekler, halk hekimliği geleneğinin hastalıkları adlandırma ve tedavi etme biçimlerinde benzetmelerin de önemli bir yer tuttuğunu gösterdi.

Ocaklık Bir Meslek Olarak Görülmüyordu

Araştırmada ocakların geçim biçimleri de incelendi. Kadın ocakların biri dışında tamamının ev hanımı olduğu, erkek ocakların ise memur, kaynakçı, fotoğrafçı, itfaiyeci, metal işçisi, şoför, çiftçi, hayvancı, fırıncı ve inşaatçı gibi farklı mesleklere sahip olduğu kaydedildi.

Bu nedenle ocaklığın doğrudan bir meslekten çok aileden gelen ve kuşaktan kuşağa aktarılan bir görev veya yetenek olarak görüldüğü biliniyor.

Ocakların Çoğu Şehir Merkezi Dışındaydı

63 ocaktan 23’ü Kayseri’nin merkez mahallelerinde, 40’ı ise ilçe, kasaba ve köylerde yaşıyordu.

Görüşülen kişilerin 50’si Kayseri doğumluydu. 13 kişinin ise başka yerlerden gelerek Kayseri’ye yerleştiği belirlendi. Bu kişiler arasında Yozgat, Sivas, Kırşehir, Kahramanmaraş, Adana, Nevşehir ve Bulgaristan doğumlular bulunuyordu.

Ocaklık Kazanımında Rüya da Rol Oynuyordu

Araştırmada ocaklık kazanmanın yolları arasında rüya da yer aldı. Çalışmada bir kişinin rüya sonucunda ocak olduğu kaydedildi.

Recep Tek’in 2019 tarihli “Sağaltma Ocaklarının Kimlik İnşasında Rüya” çalışması da rüyanın ocaklık kimliğinin oluşumundaki rolünü ele alıyor.

Kayseri’de Geleneksel Sağaltma Yalnızca Ocaklarla Sınırlı Değildi

Kayseri’nin geleneksel sağaltma kültürü ocaklı kişilerle sınırlı değildi. Recep Tek’in 2021 tarihli “Ziyaret Fenomeni ve Bir Tedavi Merkezi Olarak Kayseri Ziyaret Yerleri” çalışmasında, çeşitli rahatsızlıklar veya dilekler için ziyaret edildiği belirlenen 66 kutsal mekân incelendi.

Bu mekânlar arasında tekke, türbe, mezar, yatır, taş, kaya, ağaç, su ve mağaralar bulunuyordu. Çalışmada özellikle çocuk sahibi olma, ağrı, felç, göz ve cilt sorunları gibi nedenlerle bu mekânlara başvurulduğu kaydedildi.

Kaynak: Merve Erol