Yani Pollyannacılık yaşarsınız. Etrafınızdaki o kara sisleri göremezsiniz. Sadece güzel bakar, güzel düşünür, güzel olanı görürsünüz. İşte aslında bütün mesele bundan ibaret. Fakat dünya öyle değilmiş. Siz kendinizi dünyanın çirkin yüzünden izole edip kendinize güzel bir dünya yaratmışsınızdır aslında. Mutluluk tam da böyle bir şey olsa gerek. Dünyada her şey güzeldir. Çirkin hiçbir şey yoktur bulamazsınız da. İşte buna çocukluk, çocuksu hisler, çocuk dünyası diyoruz. Keşke hiç büyümese insan. Hep çocuksu kalabilse. O zaman daha mutlu daha Bahtiyar olurdu insan.
Küçücük şeylerle yetinmek, küçücük şeylerle mutlu olmak, yüzünün hep tebessümle etrafa gülücükler saçması... Mesela çocukluğunuzu hatırlayın. Kırlarda koşarken veya evinizin hemen önündeki parkta çiçekler, böcekler, kelebekler koşarsınız onların peşinden yakalamaya. Uzanıp dokunmaya... Yüzdeki o mutluluğu kim verebilir ona. O anı çekin fotoğraflara dünyanın en parlak en güzel gözleri bakar sizlere ben mutluyum diye. Bu mutluluğu almayın ellerinden. Bırakın çocuklar çocukluklarını vakti saatinde alsınlar. Asla azarlamayın. Onlara şefkati öğretin, vurup kırmayı değil. Okşamayı, merhameti, sevmeyi öğretin. O zaman o çocuk büyüyünce de mutlu olur, mutluluğu yakalar.
Bazen bu mutluluğu yakalayan çok nadir insanlar vardır. Hayatın onca yükü onların yüzlerini ekşitmez. Hep gülücük saçarlar ve negatif enerji göremezsiniz. Siz onlarla vakit geçirmekten zevk alırsınız. Işıkları sönmemiştir. Seven, saran, sevilendir.
Saygı ve sevgilerimle.