"Anne" sadece iki hece gibi görünsede çok daha fazla anlam ifade ediyor. Bizleri dokuz ay karnında ömür boyu yüreğinde bütün derdimizi sırtında taşıyan demek. Bize can veren, emek veren, değer veren bizi biz yapan yegane insan. Her adımlarımızda, her derdimizde tek sığınağımız. Bizi doğuran, doyuran, koruyup kollayan tek insan. Hangimizin canı yanınca anne diye ağlamadık ki? Ya da bir derdimiz olsa ilk onlara söylemedik ki? Biliyoruz ki annemiz bütün sorunları çözer. Bize yol gösterir. Akıl verir.
Anne demek; sevginin en saf haliyle yoğrulmuş, fedakarlığın doruk noktasında filizlenen bir yaşam demek. Şefkatin, fedakarlığın karşılıksız sevginin sembolü. Yaşam kaynağı, koruyucu melek... Bizleri şevkatiyle sevgisiyle sarıp sarmalayan yeri gelir göğsünde yeri gelir dizinde ama hep kalbinde yer bulduğumuz mucizevi insan. ,
Sanki ellerinde sihirli bir değnek var dokundukları yerleri çiçek bahçesi yapıyor. O mis kokularını her taraflara yayıyorlar. Sarıyorlar, sarmalıyorlar. Öperken bile koklayarak öpüyor. Önce kokunu içine çekiyor, sonra öpüyor seni. Sımsıkı sarıyor şevkatli kollarıyla... Her şeye yetiyorlar ağrıyan yerlerini susturur, acıyan göğsünü bastırır. Akşam oluncada evinin perdesini kapatmaya çalışan elleri olur. Ateşini elleriyle ölçer, çorbanı kaynatır. Her şeye yeterdi annem...
Annelerimiz; bizim yorgun kahramanlarımız. Her çileyi çeken, her sözü duyan ama söz konusu kendi çocukları olunca bütün benliğiyle onlara siper olan, her şeye göğüs geren belki de yok sayılan, horlanan, görmezden gelinen sessiz kadınlarımız. Oysa cennet bile annelerin ayakları altında değil midir? Kadınlara doğuştan bahsedilmiş en büyük nimet annelik.
Daha ilk karnındayken hissetmeye başlıyorsun. Sonra kucağına alıp kokusunu içine çekince diyorsun ki evet ben anneyim. Ve çok uzun bir yolculuk serüvenin başlıyor. Yaramazlıklar, uykusuz geceler. Kalp çarpıntıları, kafanın içinde dönüp duran bir sürü sorular. Ve daha nice niceleri. Sende onunla beraber büyüyorsun. Eksiklerin hataların oluyor. Düzeltmeye çalışıyosun. Sonra bir bakmışsın onlar büyüyor. Sen yaşlanıyorsun. Annenin görevini sen devralıyorsun.
Sarıp sarmalama, koruma görevinde sıra sana gelmiş. Annem benim derdime yanarken ben de çocuklarımın derdine yanıyorum. İşte o zaman daha iyi anlıyorsun annenin kıymetini. Bu seferde pişmanlıkların başlıyor. Keşke anneme böyle söylemeseydim böyle yapmasaydım diye. Ama anneler o yüce gönülleriyle yine de affediyor bizleri. Evet bizlerde büyüdük. Anne olduk. Eksiklerimizle, hatalarımızla...
Her şeye rağmen ben bu hayatta en çok anne olmayı sevdim. Onların bir "anne" demesi bütün yorgunluğumu, üzüntümü, kederimi alıp götürüyor benden. Tıpkı benim de anneme "anne" deyişim gibi.