Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun, 7 Eylül 2016 tarihinde İstanbul’un Beykoz ilçesindeki çiftliğinde ölü bulundu. Aradan geçen 10 yılın ardından yeniden derinleştirilen soruşturmada otopsi kayıtlarından tanık ifadelerine, HTS verilerinden 155 ihbar kayıtlarına kadar birçok belge yeniden incelendi.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma sonucunda iki ayrı iddianame düzenlendi.

İlk iddianamede İstanbul Adli Tıp Kurumunda görevli İsmail Çoban, Çağdaş Köse ve Samet Çalışkan hakkında “kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği” suçundan dava açıldı. İkinci iddianamede ise Denizolgun’un öldüğü dönemde özel doktoru olduğu belirtilen Nurettin Demirkol hakkında “yalan tanıklık” suçundan kamu davası açıldı.

OTOPSİ VİDEOSU İÇİN ÜÇ KEZ YAZI YAZILDI

Denizolgun’un ölümüne ilişkin soruşturmanın yeniden derinleştirilmesiyle birlikte otopsi işlemine ait görüntülerin bulunup bulunmadığı araştırılmaya başlandı. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, 24 Şubat 2026 tarihinde İstanbul Adli Tıp Kurumuna resmi yazı göndererek otopsi sırasında herhangi bir görüntü kaydı alınıp alınmadığını sordu.

Adli Tıp Kurumu tarafından verilen ilk cevapta yalnızca fotoğraf kayıtlarının bulunduğu bildirildi. Başsavcılık, 1 Haziran 2026 tarihinde yeniden yazı göndererek bu kez otopsiye ait video ve fotoğraf kayıtlarının tamamının gönderilmesini istedi.

Adli Tıp Kurumundan savcılığa gönderilen CD'nin içerisinden 145 fotoğraf çıktı. Ancak CD'de herhangi bir video kaydı bulunmadı. Bunun üzerine Başsavcılık 14 Temmuz 2026 tarihinde üçüncü kez Adli Tıp Kurumuna yazı gönderdi. Savcılık bu yazıda özellikle otopsiye ilişkin video kaydının bulunup bulunmadığının araştırılmasını talep etti.

ADLİ TIP “VİDEO KAYDI YOK” DEDİ

İstanbul Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi, 16 Temmuz 2026 tarihli cevabında Denizolgun’un otopsi işlemine ilişkin herhangi bir video kaydının bulunmadığını Başsavcılığa bildirdi.

Ancak yaklaşık bir ay sonra dosyaya giren yeni cevapla otopsi videosunun aslında bulunduğu ortaya çıktı.

FETHİ KABİR KARARININ VERİLDİĞİ GÜN VİDEO BULUNDU

Soruşturma kapsamında 18 Ağustos 2026 tarihinde Arif Ahmet Denizolgun’un mezarının açılarak yeniden inceleme yapılması amacıyla fethi kabir kararı verildi.

Aynı gün Adli Tıp Kurumundan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına yeni bir yazı gönderildi.

Daha önce otopsi videosunun bulunmadığını bildiren kurum, bu kez video kayıtlarının mevcut olduğunu açıkladı. Görüntülerin flaş bellek ve CD’ye aktarılarak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği bildirildi. Fethi kabir işlemi ise ertesi gün, 19 Ağustos 2026 tarihinde gerçekleştirildi.

ÜÇ ADLİ TIP ÇALIŞANININ İFADESİ ALINDI

Otopsi videosunun ortaya çıkmasının ardından İstanbul Adli Tıp Kurumunda görev yapan üç kişinin ifadesine başvuruldu.

Morg İhtisas Dairesi Başkan Vekili İsmail Çoban, zabıt katibi Çağdaş Köse ile görüntü kayıtlarının muhafaza edildiği fotoğrafhanede görev yapan Samet Çalışkan soruşturma kapsamında ifade verdi.

Samet Çalışkan, yaptığı sorgulama sonucunda ulaştığı 145 fotoğrafı teslim ettiğini söyledi. Çağdaş Köse, Başsavcılığa “video kaydı yoktur” şeklinde cevap verdiğini belirtirken, İsmail Çoban da söz konusu cevabın yer aldığı resmi yazıyı onayladığını ifade etti.

SAVCILIK “GERÇEĞE AYKIRI CEVAP VERİLDİ” DEDİ

Soruşturmanın devamında otopsi videosunun mevcut olduğunun ortaya çıkması ve şüphelilerin de görüntülerin varlığını kabul etmesi üzerine Başsavcılık resmi yazışmaları değerlendirmeye aldı.

Savcılık, otopsi videosu mevcut olduğu halde Başsavcılığa gerçeğe aykırı şekilde “video yok” cevabının verildiği değerlendirmesinde bulundu.

İsmail Çoban, Çağdaş Köse ve Samet Çalışkan hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 204/2. maddesi kapsamında “kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği” suçundan kamu davası açıldı. İddianamede ayrıca Adli Tıp Kurumunun üç görevli hakkında idari soruşturma yürüttüğü ve görevlilere kınama cezası verdiği bilgisine yer verildi.

İKİNCİ İDDİANAME ÖZEL DOKTOR HAKKINDA

Soruşturma kapsamında hazırlanan ikinci iddianame ise Denizolgun’un öldüğü dönemde Özel Hisar Hastanesinde dahiliye uzmanı olarak görev yapan Nurettin Demirkol hakkında düzenlendi.

İddianameye göre Demirkol, 26 Ağustos 2026 tarihinde Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığında yeminli tanık olarak dinlendi. Demirkol ifadesinde Denizolgun’un özel doktoru olmadığını, ölümü şüpheli olarak değerlendirmediğini ve polisi kimin aradığını bilmediğini söyledi.

Denizolgun’un yüzünde veya vücudunda kan görmediğini de belirten Demirkol, olay yerinde yalnızca Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu ifade etti.

Savcılık bu ifadelerin ardından olay gününe ilişkin kayıtları yeniden incelemeye aldı.

155 KAYITLARINDA POLİSİ ARAYAN İSİM ORTAYA ÇIKTI

Başsavcılık, Demirkol’un yeminli ifadesinin ardından HTS kayıtlarını, 155 Acil Çağrı Merkezi kayıtlarını, olay yeri tutanaklarını ve diğer tanıkların ifadelerini dosyaya getirtti. 155 ihbar kayıtlarının incelenmesi sonucunda polisi arayan kişinin Nurettin Demirkol olduğu tespit edildi.

Kayıtlarda Demirkol’un kendisini “ailenin hekimi” olarak tanıttığı ve Denizolgun’un ölümünün şüpheli olduğunu söylediği belirlendi. Bu kayıtların Demirkol’un 2026 yılında verdiği “özel doktoru değildim”, “ölümü şüpheli değerlendirmedim” ve “polisi kimin aradığını bilmiyorum” yönündeki ifadeleriyle çeliştiği belirtildi.

POLİS MEMURUNUN İFADESİ DE DOSYAYA GİRDİ

Olay yerine ilk ulaşan polis memurunun ifadesine de başvuruldu.

Polis memuru, kendilerini arayan kişinin maktulün özel doktoru olduğunu söylediğini ve ölümü şüpheli olarak değerlendirdiğini anlattı. Olay yeri inceleme görevlisinin anlatımında da Demirkol’un kendisini Denizolgun’un özel doktoru olarak tanıttığı bilgisi yer aldı.

KAN İZLERİYLE İLGİLİ İFADESİ DE İNCELENDİ

Savcılığın üzerinde durduğu bir diğer konu Denizolgun’un cesedindeki kan izleri oldu.

Demirkol, 2026 yılında verdiği ifadesinde Denizolgun’un yüzünde veya vücudunda herhangi bir kan görmediğini söyledi. Ancak 2016 yılında düzenlenen olay yeri ve ölü muayene tutanağında farklı bir anlatımın bulunduğu belirlendi. Tutanakta Demirkol’un, Denizolgun’un ağzının sağ tarafından kan sızdığını ve kanın yastığı ıslattığını söylediği kayıt altına alınmıştı.Bilirkişi doktorun da Denizolgun’un yüzünün kanlı olduğunu ve ağzından kan geldiğini tutanağa geçirdiği belirtildi.

HTS KAYITLARI DA İNCELENDİ

Demirkol’un olay günü nerede olduğuna ilişkin verdiği bilgiler de HTS kayıtlarıyla karşılaştırıldı.

Demirkol, olay günü Kısıklı’daki evinde bulunduğunu söyledi. Savcılık ise HTS kayıtlarının incelenmesi sonucunda Demirkol’un söz konusu saatlerde Kısıklı bazında bulunmadığını tespit etti. Olay yerinde bulunan kişilere ilişkin ifadeler de incelemeye alındı. Demirkol, çiftlikte yalnızca Murat Bayrak ile yabancı uyruklu bir kişinin bulunduğunu söyledi. Savcılık ise olay yeri kayıtları, HTS verileri ve tanık beyanlarından Hilmi Tuna Kuriş ile Alihan Kuriş’in de olay yerinde bulunduğunu belirledi.

ADLİ TIP’LA İLGİLİ İFADESİ DE HTS KAYITLARIYLA ÇELİŞTİ

Dosyada yer verilen bir diğer konu Ahmet Gökçen’in Adli Tıp Kurumunda bulunup bulunmadığına ilişkin oldu. Demirkol, Ahmet Gökçen’in Adli Tıp Kurumunda olmadığını söyledi. Savcılık tarafından incelenen HTS kayıtlarının ise Demirkol’un bu anlatımıyla da çeliştiği belirtildi.

SAVCILIK İFADELERİ KAYITLARLA KARŞILAŞTIRDI

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Demirkol’un yeminli tanık olarak verdiği ifadeyi 155 ihbar kayıtları, HTS verileri, olay yeri inceleme tutanakları, ölü muayene kayıtları ve diğer tanıkların anlatımlarıyla karşılaştırdı.

Kayseri Ticaret Odası seçimi sonrası Selahattin Metin’den açıklama!
Kayseri Ticaret Odası seçimi sonrası Selahattin Metin’den açıklama!
İçeriği Görüntüle

Yapılan inceleme sonucunda Demirkol’un anlatımları ile dosyadaki kayıtlar arasında çok sayıda çelişki bulunduğu değerlendirildi. Savcılık, Demirkol’un “kalem kalem belirtilen hususlar yönünden gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu” sonucuna vardı.

Bunun üzerine Nurettin Demirkol hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 272/3. maddesi kapsamında “yalan tanıklık” suçundan kamu davası açıldı. Demirkol’un 4 Eylül 2026 tarihinde tutuklandığı ve iddianamenin düzenlendiği tarih itibarıyla tutukluluğunun devam ettiği bilgisi de dosyada yer aldı.

10 YIL SONRA DOSYANIN İKİ BÖLÜMÜ MAHKEMEYE TAŞINDI

Arif Ahmet Denizolgun’un 7 Eylül 2016 tarihinde Beykoz’daki çiftliğinde ölü bulunmasına ilişkin soruşturmanın iki ayrı bölümü 10 yıl sonra mahkemeye taşındı. Dosyanın bir tarafında Başsavcılığa önce “yok” denilen ancak fethi kabir kararının verildiği gün varlığı bildirilen otopsi videosu ve bu süreçteki resmi yazışmalar nedeniyle haklarında dava açılan üç Adli Tıp çalışanı bulunuyor.

Diğer tarafta ise Nurettin Demirkol’un 2026 yılında yeminli tanık olarak verdiği ifadeler ile 2016 yılına ait 155 kayıtları, HTS verileri, olay yeri tutanakları, ölü muayene kayıtları ve tanık anlatımları arasında tespit edildiği belirtilen çelişkiler yer alıyor. Her iki iddianamenin de 2 Ekim 2026 tarihinde düzenlendiği belirtildi.

Kaynak: Haber Merkezi