"16 yaşındaydım evin tek çocuğuyum, kaçtım" diye başladı konuşmaya. Babam çok sinirli bir yapıya sahipti hep bir şeyleri bahane eder annemi ve beni döverdi. Annem bir köşede ağlar ben bir köşede. Durumumuz iyiydi babamın belli bir işi vardı okuyordum da ben. Ama eve gitmek içimden gelmezdi. Çünkü girdim mi o eve ruh halim daha kötü oluyordu. Bir çocuk vardı, bana bakan konuşmaya çalışan. Benden büyüktü ama görüşmeye başladım, evlenelim dedi. Evlenmek neydi ki? Beni kurtar dedim sadece, o da kaçalım dedi. Neyin kararı bilemedim vardiğim ama buluştuk ve kaçtık. Bilmediğim bir köydü gittiğimiz. Mutluydum çünkü akşam dayak yoktu artık. Belli bir süre iyiydi her şey; ta ki kocamın beni acımasızca dövdüğü güne kadar. Hani beni koruyacaktın, hani beni sevecektin, hani beni mutlu edecektin dedim. Olur arada bunlar geçeerrr dedim; geçmedi ama... Ve çocuğum vardı artık. Anneme dedim; "gelme baban" dedi... Babam ve kocam dedim. Ben babama değersizken, kocama mı değerli olacaktım ki? Babam beni sevseydi korusaydı kocam da sever ve korur muydu? Yavrum dedim, küçük kız, küçük anne... Sorduğu soruların hiçbirini yanıtlamadım çünkü cevabım yoktu ki... Belli ki yavrunun anne ve babası kendi sıkıntılarından dolayı unutmuşlardı evlatlarının olduğunu. İhmal kurbanı olan güzel yavru kendi dünyasında kendini ihmal etmemişti. Annesi aynı zamanda da onun modeliydi. Annenin yetersizliği çocuğun endişeyle ilgili algısını da etkiledi.
-Babam beni seviyor mudur? dedi...
-Ben babamı çok seviyorum! dedi...
-Onu görsem sımsıkı sarılırım babam bırakma beni derim! dedi...
-Kocamdan çok korkuyorum, babama mı gitmeliyim? dedi...
-Ama hamileyim bu sefer kızım olacak... dedi.
Ruhlarını koruyamadığımız evlatlarımız, bizi affedebilecek misiniz?...(Gerçek bir hikayedir)
Saygı sevgilerimle...
Bana bir masal anlat baba
İçinde tüm oyunlarım
Kurtla kuzu olsun şekerle bal.
Bana bir masal anlat baba
İçinde denizle balıklar
Yağmurla kar olsun güneşle ay.
Anlatırken tut elimi
Uykuya dalıp gitsem bile
Bırakıp gitme sakın beni...