O, "bana kalsa, ben
gerçek olmayan gerçekliklerle uğraşanlar için bu tabiri kullanmak isterim, bu daha doğru
olur” diye ekler. Ona göre Philistinizm, bayağılaşmadır ve bayağılıkta yegâne faal unsurlar
duyu organlarıdır ve akıl, ancak bu duyu organlarının verilerini kavramak için gerekli olduğu
kadar, otomatik bir kullanıma sahiptir. İradi bir akıl kullanımı söz konusu değildir.” (Nereye
Gitti Bu Entelektüeller?, Frank Furedi, Birleşik Yayınevi, Çev: A. Erkan Koca)
Türkçede kavramı “paçozlaşma” olarak kullanan ve meşhur eden isim Alev Alatlı. İlber
Ortaylı’da “hödükleşme” “bayağılaşma” olarak kullanıyor. Schopenhauer’da tekil ve dar bir
anlamı varken günümüzde geniş kitleleri ifade ediyor gibi. Bu hususta en ilginç, en çarpıcı
yazı Ali Bulaç’ın “Kemal Sunal Fenomeni” başlıklı yazısı. Yazıda bu tiplerin seçtiği lider de
resmedilmiş.
Tipi beynelmilel kullanıma sokmak için “G. W. Bush Fenomeni” de diyebiliriz. Ancak bu
tek örnek değil. İtalya’dan, Fransa’ya, Avrupa’dan Asya’ya neredeyse dünyanın her yerinde
benzer yöneticiler işbaşında. Çünkü benzer seçmenler, benzer tipler haline geldi adeta bütün
milletler. Bunun küresel kapitalizmle, bütün dünyayı “Pazar” kılma anlayışıyla ilgisi açık.
Aynı ürünü, aynı satış mekânlarında, aynı tarzda satabilmenin yolu, aynı düşünen, “gerçek
olmayan gerçekliklerle uğraşan” tüketiciler yaratmaktan geçer. Bunun için en ideal tiptir
“Filistin”. Sorgulamadan tüketir. Bu tip günümüz uygarlığının hem dinamosu, hem hedef
kitlesi ve hem de idealidir.
Paçozlaşma kavramı doğru olmakla beraber, işinde gücünde, ekmek/geçim derdinde olan ve
bütün bu olup bitenlerde birinci derecede kabahati olmayıp, edilgen durumda bulunan geniş
kitleleri tarif için kaba. Daha başka, daha anlayışlı, daha nazik bir kavrama ihtiyaç olduğunu
düşünüyorum. Paçozlaşmadan ziyade paçozlaştırılma var gibi.
Benjamin, Lippmann, Adorno, Foucault, Sartr, gibi neredeyse yüzyıldır, doludizgin
yuvarlandığımız bu tehlikeli uçurumu haykıranlara, “komünist” diye kulak vermemekte
haklıydık diyelim. Ya Sezai Karakoç’tan her fırsatta, anlamını fehmedemedikleri mısralar
mırıldanan, ama Karakoç’un fikirlerinden nasipsiz, sözde “Müslüman” aydınlar. İsmet
Özel’i sadece şair sanan, şiiri fikirden ayrı gören zavallı “sağcılar”. Nurettin Topçu’dan
habersiz “Türk Aydını”. “Bana kalsa, ben gerçek olmayan gerçekliklerle uğraşanlar için bu
tabiri kullanmak isterim.” Diyen Schopenhauer’u takiple söylersek eğer, esas “Filistin” son
yüz yüzelli yıldaki aydınımızın, siyasetçilerimizin çoğu, çoğunluğudur. Gerçek olmayan
gerçeklikler peşinde koşup köklü ve sağlam bir milleti bu hale getirmişlerdir.
Son yüzyılda hâkim rengimiz ne beyaz, ne ak, ne kızıl, ne boz, ne yeşil. Sarı, sapsarı sarı. Son
dönemlerde dünya sosyal bilimler literatürüne “sarı akil adamlar” kavramını katacağımızı
düşünüyorum. Birkaç kısa sürmüş dönem ve birkaç müstesna isim hariç hep sarı. Sendika
sarı, basın, üniversite, aydın sarı, İslamcı sarı bizde. Şimdi de sarı akil adamlar. Kârda,
kazançta “Beyaz Türkler”in yerini “Ak Türkiyeliler” aldı. Artık devlet destekli rant ve
kazançlarda “Ak Türkiyeliler”ler hâkim.
Ülgener’den, Fındıkoğlu’na, Ünver’den Yahya Kemal’e, Tanpınar’a, Fevzi Çakmak’tan,
Mustafa Kemal’e, şeyhülislamından, kumandanına, âliminden, sanatkârına, mutasavvıfına,
pek çok değerimizi “Beyaz Türk” ilan edenler, her hangi biri çapında bir “Ak Türkiyeli”
örneği de çıkaramadı. Ticarette “Beyaz Türk”lerle “Ak Türkiyeliler” kol kola, beyazlar
çabucak aklaştı. “Türk” isminden hem ak, hem de sarı olanlar rahatsızlar. Beyazla beraber
Türk’te çıktı lügatlerinden.
“Elit”, “Beyaz Türk”, “Paçoz”, “Devlet”, “Din” ve en önemlisi “Müslüman” kimdir? Nedir?
Toplumu yeniden ele alacak, yepyeni bir kavramsallaştırmaya ve kuramsallaştırmaya
ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. O zaman “paçozların” masum kaldıklarını göreceğiz.
Toplumsal turnusolümüz ise “sarı”. Filistine karşılık olarak paçoz yerine “sahte sarışın” ya
da “sarışınlaştırılmış”ı, kurumlar içinse “sarı”yı öneriyorum.
“Mutluluğun resmini yapabiliriz ama kolayına kaçmazsak”. Sadece “ak” ve “sarı” renklerden
bir mutluluk resmi çıkmaz.
ŞİİR
UFUKSUZLAR
Faruk Nafiz Çamlıbel
Son görüş bölgesi, tek kendisinin gölgesidir;
Görmüşüz çok paşa hazretleri, beyfendileri…
Saltanat tahtına yerleşti bu millet, derler,
Bir döner koltuğa geçtikleri gün kendileri!
TEMBİH
Kutlu Doğum Haftası kutlayanlara karşı dikkatli olun! Kutlu doğum haftası kutlarken,
tedrisata koydukları “Siyer” ve “Kur’an” derslerinden, bu dersleri Allah rızası ve çocukların
eğitimi için değil de, bu tür vesilelerle anlatıp propaganda vasıtası yapmak için koymuş hissi
verecek kadar ağdalı bir dille bahsedenlerden uzak durunuz.