Günlerdir toplum bir devlet memurunun mal varlığını tartışıyor
Biz paranın kaynağının ne olduğunu tartışmayacağız. Bu, yargının ve ahlakın işidir.
Biz olayın toplumsal ve ahlaki yönüne temas edeceğiz.
Kimi dinine, kime inancına, kimi ırkına, kimi örfüne kimi de felsefi görüşünü uygun olarak bir hayat yaşar.
Peki para konusunda sahip olduğu düşünceye aykırı hareket eden insanı nasıl tanımlayacağız.
Ülkemizde pek çok insanın bir inanca sahip olduğu halde bir ahlaki değere sahip olmadığını görüyoruz. Bir başka ifadeyle o inancın önerdiği ahlaktan yoksul olduğunu görüyoruz.
Soru şu.
Peki bu ahlaksızlığı tercih eden insan inancını neden terk etmiyor.
Cevap vicdani tatmin.
Çünkü inancını terk ettiğinde kaldıramayacağı bir yükün altına girdiğine inanır. Ancak bu şekilde kendine bir meşruiyet kılıfı bulduğunda hem inancından olmamış olur hem de vicdanını rahatlatmış olur.
Nitekim pek çok insanın Müslümanım dediği halde İslam'ın pek çok kurallarını ters yüz ettiğine tanık oluyoruz.
İslamiyet'e göre bir memurun dostları haricinde hediye alması rüşvet sayılır.
Kural şudur:
Kişi o makamda oturmasaydı o hediye ona gelecek miydi.
Eğer gelmeyecek idiyse ona verilen her hediye rüşvettir.
Peki bunun dışındaki makamdan kaynaklı olarak insanın mal varlığındaki artışın helal olduğunu söyleyen tek bir İslami kaynak var mı. Yok.
Peki inancımıza göre beytül malın yani devlete ait paranın adeta zehir olduğunu cehennemde insanın vücuduna yapışan kor alevler olduğunu bilen bir Müslüman bilerek bu paraya nasıl el uzatır.
Ortada iki ihtimal var ya bu adam cehennem ateşinin ne olduğunu bilmiyor ya da cehenneme inanmıyor.
Bir başka ihtimal tövbe ederek Allah'ı kandıracağını zannediyor. Elbette ki bu insanların işini kolaylaştıran bir takım ilahiyatçıların varlığını da yok sayamayız.
Ancak Allahü Teala'nın mutlak bir hükmü var diyor ki bana kul hakkıyla gelmeyin Ben her gün günahınızı affederim Ancak bunu affetmem.
Kul hakkının en tehlikelisi beytül maldır. Yani toplumun büyük çoğunluğunu ilgilendiren kul hakkıdır.
İnsan kendini Müslüman zannettiği halde helalleşme imkanı bulmayacağı bir paraya neden elini uzatır..
Burada derin bir ahlaki sorunla karşı karşıya kalıyoruz.
İslamin kurallarını menfaatlerine göre değiştirenlere bir diyeceğimiz yok.
Buradaki en büyük sorun insanın kendini kandırmasında.
Bu tip insanlara şu soruyu soruyoruz.
Senin aynı şartlarda elde ettiğin mal varlığını başkalarının da elde etmesine rızan var mıdır. Bu para onlar için de helal midir?. Eğer bu parayı onlar için de helal kabul ediyorsa bu insana söyleyeceğimiz hiçbir sözümüz olamaz. Bu insan kendi içerisinde çelişkisini gidermiş bir insandır.
Peki bütün inançlar yozlaştırıldı ve bütün yolsuzluklara bir meşruiyet kılıfı bulundu diyelim.
İnsan kendinde var olan ve asla susturulamayan vicdanını susturmayı nasıl başarıyor.
Felsefeciler vicdanın susturulmasının imkansız olduğunu ancak vicdanın meşruiyet kılıfı içerisinde susturulabileceğini söylüyorlar.
Yani bir başka ifade ile vicdan ancak manipülatif yollarla susturulabilir. Yapılan her haksızlık her yolsuzluk bir meşruiyet kılıfına sokularak vicdana empoze edilir. Tıpkı çocuklara verilen ilaçların dışının şekerlenmesi gibi..
Bir mafya babası bile gasp ettiği paraya bir meşruiyet kılıfı bulur.
Şöyle ki o adam devletin vergisini kaçırmıştır.Bu da kaçırılan vergiden hakkını alıp yoksul insanlara dağıtmaktadır.
Vicdanı susturan bir diğer faktör insanın kendini diğerlerinden önemli ve üstün zannetmesidir.
Her insan kendi nefsini başkalarından üstün görür o nedenle her koltuğa oturan insan kendinde bir meziyet olduğu için o koltuğa oturduğunu düşünür.
Ancak o koltuğa neden oturtulduğunu o koltuğun hangi illegal yapılanmaların değirmenine su taşıdığının farkına bile varamaz. İşte vicdanın körelmeye başladığı yer tam da burasıdır.
İmamı Şafii der ki haramın en zoru ilk lokmasıdır daha sonra haram insana keyif vermeye başlar.
İnandığınız gibi yaşamazsanız yaşadığınız gibi inanmaya başlarsınız.
Ve bir Müslüman için en tehlikeli olan husus şudur haramı bir örnek haline getirerek başkalarının da haramlarına vesile olmak ve onların da günahına ortak olmaktır..
Kim Hayır yolunda bir çığır açarsa bütün hayırların sevabını kazanır kim de şer yolunda bir çığır açarsa bütün günahların bir misli de ona yazılır
Peki günün sonunda ne olacaktır.
Bu zihniyet yaygınlaştığı takdirde devlet için öngörülemez çatırdamalar başlar.
Böyle bir devletin ayakta kalması imkansızdır. Bunun matematiksel ve bilimsel bir cevabı vardır ancak burada ona yer vermeyeceğiz.
Sadece tarihteki örneklere bakmanın yeterli olacağını düşünüyoruz.
Yazıyı bitirirken
Devlet sevgisinin kuru bir sevda olmadığını bunu eylemleriyle ortaya koyamayan insanların münafıklık damgasından kurtulamayacağını söylemek boynumuzun borcu olsa gerek.