Son zamanlardaki yaşanan acı olaylar eksiklerimizi, hatalarımızı tekrar tekrar sorgulattı bizlere. Önce Şanlıurfa sonraki gün Kahramanmaraş. Yüreklerimiz bu iki ille beraber yandı. Kalem tutması gereken eller silah tuttu. Bizleri öpmeye, koklamaya doyamadığı evlatlarımız “cani”ler tarafından katledildi. Annelerin sabah öperek gönderdiği okullar o minik bedenlerin mezarı, velilerin ise çaresizce, korkuyla beklediği okul kapısı oldu. Oysa ki okullar hepimiz için birer eğitim yuvası, en korunaklı olması gereken yerler değil miydi? Bizler çocuklarımızı öğretmenlere emanet etmedik mi? Peki öğretmenleri kimlere emanet edeceğiz?
“Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum”dan nerelere geldik.
Sokakları mafya dizisi saran, nezaketi zayıflık, kabadayılığı marifet gören öyle bir nesil türedi ki ne aile terbiyesi var ne vatan sevgisi… Ve bu sevgisizlik seni, beni, çocuklarımızı, bütün toplumu saran bir girdap gibi içine çekiyor. Çocuklarımızın oynadığı çok masum görünen sanal oyunlar bu noktada çok da masum kalmıyor. Gençlerdeki gerçeklik kavramını kaybettiriyor, onların beyinlerini ele geçirmiş bir canavar gibi adeta onlara komutlar verip hükmedebiliyor.
Peki bizler bu durumda ne yapıyoruz? Bu iki saldırının bizlere verdiği dersler neler? Herkes üstüne düşen sorumluluğu ne kadar yerine getirebiliyor ya da getirebiliyor mu? Mesela bunun altında yatan sebep nedir? Aile mi yoksa sanal dünyadaki oyunlar mı? Yoksa durum öncesinden farkedilip önlem almak yerine farkedenlerin bazıları tarafından susturulması mıdır? İşte bu noktada vicdan devreye giriyor. O susturduğunuz vicdanlar şimdi rahat mı? Yitip giden o minik bedenlerin gelecek vadedem öğretmenlerimizin toprak altında kalması vicdanlarınızı hiç mi sızlatmadı? Artık olan olmuş diyerek bu olayları normalleştirmemeliyiz. Her türlü gereken önlemleri bir an önce almalıyız. Gerek veli gerekse yönetim olarak herkes üstüne düşen görevi yerine getirmeli. Herkes saptasın önüne alıp eksiklerini, hatalarını gözden geçirmeli. Vicdanlarımızı sorguya çekmeliyiz. Okulunu seven, öğretmenine saygılı nesiller yetiştirmeliyiz. Çocuklarımız okullarda ölmemeli. Öğretmenlerimiz kendi canlarını hiçe sayarak çocuklara siper olmamalı. Okullar eğitim yuvasıdır. Poligon alanı değildir. Çocuklar okulları tararken büyükler saçlarını taramamalıdır. Ülkenin her bir hücresi isçisi, köylüsü kadını çocuğu her bir parçası kan ağlıyor. Bu duruma artık bir dur demeli elimizi taşın altına koymalıyız.