Hayatınızda “Benim artık değişmem gerekiyor” dediğiniz bir dönem oldu mu? Eminim ki olmuştur. Etrafımıza dönüp baktığımızda neredeyse hayatın büyük bir bölümünde değişim istemiş ve bir türlü değişememiş pişmanlıklar silsilesi içinde sıkışıp kalan bir insan yığını görürsünüz.
Saliseler saniyeleri, saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri, saatler günleri, günler ayları, aylar yılları, yıllar bir ömrü kovalarken sen istediğin hayatın neresindesin?
Hayatımızda hep dönüm noktaları olmuştur. Evet, belki istediğimiz dönemlerde istediğimiz değişim ve dönüşümü yaşayamamış olabiliriz. Peki, hiç şu açıdan düşündünüz mü? Senin doğru zaman diye atfettiğin o zaman gerçekten doğru zaman mıydı? Kendinde olmayan bir takım durumları düşünürken olanları, şükretmen gereken durumları hiç düşündün mü? Mesela şükretmen gereken neler var hayatta ya da istediğin her şey senin için gerçekten hayırlı ve olması gereken şeyler miydi? İnsan bu gerçeklerle yüzleşip farkındalığı artınca hayattan zevk almaya, şükretmeye hatta en önemlisi ilahi adalete güvenmeye başlıyor.
Kendimle baş başa kalıp düşündüğüm zamanlarda ağzımdan bir anda çıkan bir takım sözler olmuştur. Aklıma gelen sözleri de her zaman not defterime yazmışımdır. Bu sözlerden benim için en çarpıcı olanı; “insan kendinde olan her şeyin nankörüdür” sözüdür. Bu sözün ilk benden çıktığını düşünürken çok sevdiğim bir yazarın bir videosunda aynı sözler kulağıma çalındı. O an başka bir işle meşguldüm çok dikkatli dinleyemiyordum ama o sözü duymamla gözlerim fal taşı gibi açıldı. Hem şaşkın hem de çok duygusaldım. Dolan gözlerimdeki yaşın yanağımdan süzülmesine engel olamadım. İşte tamda orada bir kez daha anladım ki neden bizde olan güzelliklerin ve nimetlerin farkında değildik? Neden hep bu kadar olumsuz ve olmazlardan yana dönen negatifler çarkının bir dişide biz oluyorduk?
Benim hayatımda şükredecek neyim var ki diyenleri duyar gibiyim. Gel bak sana göstereyim şükredecek neyin değil, nelerin var?
Görebiliyorsun, duyabiliyorsun, dokunabiliyorsun, koku alabiliyorsun, düşünebiliyorsun, sevdiklerin hayatta ve yanında. Ki en önemlisi `SEN ` hayattasın. Hala bir şeylere müdahale edebilme, kendini, düşüncelerini hatta hayatını değiştirebilme şansına sahipsin. Evet, bunları saydım belki bir engelli kardeşimiz çıkıp ben görme engelliyim göremiyorum, ben işitme engelleyim duyamıyorum veya ben öksüz\yetimim kimsem yok diyebilir. En önemli şükür sebebi şu `dur ki ŞUAN HAYATTASIN VE ALLAH SENİ YARATMAYA LAYIK GÖRMÜŞ.(vefat edenlere yazılmıyor zaten bunca yazı ). Hala hayattayken, bir şeyleri değiştirebilme şansın varken kalk toparlan. Çünkü kimse gelip seni düştüğün yerden kaldırmayacak. Etrafına dön bir bak, yere düşmüş kalkamayan birçok insan yere birde bağdaş kurmuş kaldırılmayı bekliyor. İşin en üzücü tarafı ise yere düşenlerin yanındaki yerler hızla doluyor. Hadi kalk sana uzanacak bir eli bekleme artık. Kendi elinle sıkıca tut elini ( sonuçta iki tane elimiz var değil mi ) Tut tut korkma hadi. O yığınların içinden birinin çıkıp, belki de diğerlerini çıkarması gereken kişi sensindir. Çıkaramasan bile ilham olacak kişi. Evet, herkese yetişemeyebilirsin ama bir kişiye bile faydan olabiliyorsa bu hayatta ne mutlu sana ve insanlığa...
HEP KOŞACAK MIYIZ?
İnsan nokta kadar bile değilken hatta yokken çırpınmaya, koşmaya başlar. Nasıl yani deme sakın. Milyonlarca sperm arasından yumurtaya ulaşmak için bile koştun, çabaladın. Ulaşman yetmedi var olmak için yumurtaya girmeye çalıştın. Hedefi görmüş olman, yarışı kazandığın anlamına gelmedi yani. Gelmeyecekte... Demek oluyor ki hayatta hedeflerin olacak. Bazen çok uzak gelecek sana, bazen imkânsız, bazen ise tam karşında duracak. Evet, o duracak karşında ama sen durmayacaksın. Sen her durduğunda önüne insanlar, eleştireler, alaylar, sen yapamazsınlar yığılacak. Sonrasında ise değil hedefi görmek, aynaya baktığında kendini bile göremez olacaksın. O yüzden hedefin hepsini bile görmene gerek yok, ucunu bile görsen dörtnala koşacaksın. Koşamadın mı? Adım at bari kardeşim. Bir milim bile ilerlesen yerinde saymaktan iyidir.
Biz her zaman “El âlem ne der” diye büyütülen çocuklar olduk. En azından birçoğumuz. Değil el alem elli alemde konuşsa sen ol, kendin ol, umut ol; gerçekten var ol.
9 aylık süreç bitti ve ne mi oldu? Bitmedi işte yeni başladı. Ama her şey güzel gibi başladı. Kimse bilemez tabi gerçekten güzel mi başladı yoksa o çağlarımız bize mi güzel anlatıldı. Benim için hep muallakta kalacak olan bir soru. Neyse, iyi anlara kötü anlara belki de hiç şahit olmamamız gereken anlara şahit olarak yaşadık.
Düştük, kalktık; güldük ağladık; uyuduk uyandık. Büyüdük bir şekilde.
Bebekken gözümüzün önünde yaşanan acımasız olaylara karşı sadece yere düşen emziğimize ağlamanın, olayın bile farkında olmamanın, çoğu zaman etraftan bir haber yaşamanın; en çokta o masum yaşların farkında olmadan kötü olaylara şahit olmanın acımasız olduğu kanısındayım. Peki bize tüm hayatımız fragman olarak gösterilseydi, yine gelmek ister miydik? Belki de o zaman düşen emziğimize değil de gelmek istemeyişimize ağlardık. Geldik ve gideceğiz. Gitmeden önce gelmemin hakkını vereceğiz.
Nasıl mı vereceksin bu dünyaya gelmenin hakkını? Tabi ki amacına hizmet ederek.
AMACINA HİZMET ET
Sen bu dünyaya bir amaç için geldin. Gitmeden önce amacına hizmet et. İlk amacın ise yaşamaya geldin. Yaşıyormuş gibi yapmaya değil bak “YAŞAMAYA”. Çevremizde birçok kişi yaşamaz, yaşıyormuş gibi yapar. Yaşamak stabil bir nefes alışverişinden ibaret değildir, o olsa olsa hayatta kalmaktır. Hayatta kalabilmek için nefes alman şarttır. Hayatta kalmak yaşamanın ilk adımıdır yani nefes almaktır. Ama devamını ise o aldığın nefesi harcadıkların oluşturur. Şimdi bir nefes al, uzan bir koltuğa ve kendine şunu sor , “Ben kimim, ben ne istiyorum, ben nerede ve nasıl olmak istiyorum ?”
Fark ettin mi, tüm sorular “BEN” kelimesiyle başlıyor. Sen olmazsan hiçbir şeyin önemi de olmaz. Benle başla, senle devam et bizle tamamla yolculuğunu. Ama yolun sonunda her şey başa saracak ve giderken sadece sen yani senin ağzınla ben kalacak elinde. Kendinle başla her şeye çünkü unutma her şeyi de ben diyerek bitireceksin. Ben diye başlayan yolculuk belli anlara kadar ben diye devam edebilir. Bir yuva kuracağını varsayalım. O durumda hala ben diyemezsin, senide katarsın işin içine. Sen bölümümün sağlıklı aşılmasının tohumudur işte biz.
Biz demek ayrıdır onlar demek ayrı. Onlar beni, benliğini öldürürken; biz benliğini güçlendirir.
Onlara yaklaşırken ayakların yere sağlam basmalı tabi. Çünkü onlar geniş bir topluluğu anlatır. Onların dediği her zaman senin lehine olmayabilir. Leyh mi aleyh mi idrak etmen yıllarına mani olmasın. Çok çalış, çok oku, çok iyi analiz yap. Ama hiçbir zaman onlar olma. Onlardan olman, insanlığın adım adım ölmesine dair yapılan bir yapı inşaatına bir tuğlada senin koyman demek. Gerekirse o yapının en altından birer birer tuğla çek. Herkes bir tuğla çekse o yapı alt üst olacaktır zaten.
Sana kötülük yapacaklar, hevesini kıracaklar, yüzüne gülüp arkandan konuşacaklar. Sen ise sürekli alttan tuğla çekeceksin. Çünkü bilmelisin ki üste tuğla koymaya başladığın an insanlığını kaybetmeye başlarsın. Birde şöyle bir durum vardır ki onlar tuğla koymak için yukarıda bir yerde olmaları gerekecek (malum baya yüksek bir yapı günümüzde ), olmayacaklar ama öyle zannedecekler. Her tepende duranı üstün sanma. Aksine yere ne kadar yakınsan o kadar doğru yere yakınsın. Unutma ki yolculuğun bittiğinde gideceğin yer belli. Yerin altı... Sakın ha yolculuğun biterken buradan çok uzaklaşıp tuğla koymak için yükseklere çıkmış olma. Çıktığın kadar çakılırsın yerin dibine.
Bu demek değil ki iyilikten gözün kör olsun. İyilikten gözünü değil, gözlerini kör et. Kötülüklere göz yummaktan bahsetmiyorum. Kötülüklerine iyilikle karşılık ver. Evet, doğru duydun yap bunu birkaç kez. Ama birkaç kez bak. Sonra baktın olmuyor orayı terk etmeyi bil. Bak hala kötülük yap, şöyle karşılığını ver, böyle mahvet onları demiyorum. Bu sözü al yaz bir yere , “İyiliğe iyilik her kişinin işidir, kötülüğe iyilik er kişini işidir”. Her kişi olma, er kişi ol.