Sabah programları, öğle araları, akşam haberleri derken aile bireyleri toplandıktan sonra bir dizi furyası alıp başını gidiyor.
Her gün farklı bir dizi, hatta bazen iki dizi bir güne denk geliyor, derken günler böyle gelip geçiyor.
Tabii ki diziler de gelip geçiyor, çocukluğumda süper baba ve deli yürek ile başladık bu dizi izlemelere... Canısı’lar, Beyaz Gül’ler, Zerda’lar, Kara Melek’ler, Ezel’ler, Karadayı’lar, Aşk-ı Memnu’su... Kurtları, Vadileri, Pusuları... Eşkiyalar... Hükümdarlar...
Saymakla bitiremeyiz. Son zamanlarda bu diziler yaz ve kış olarak ikiye ayrılıyor. Yaz aşkları gibi yaz dizilerimiz, daha sonra sezonluk dizilerle beyinlerimiz yıkandıkça yıkandı.
Bazen Sudan Çıkmış Balığa dönderdiler bizleri, bazen Yaprakları Dökerek gözyaşlarına boğdular. Medcezir ile, Arada sırada yükselip(MED), arada sırada ise alçalttılar(CEZİR). Sonra da aşklarımızı kiraladık.
Bir ara yüzyıllarca süren Muhteşem ecdadımızı reytingler için harcamışlığımız da oldu tabiii... Şimdilerde İsimsizlerimiz ve Savaşçılarımızla ile birbirimize Söz vererek, ‘Vatanım Sensin’ diyerek milli duygularımızı kabartıyoruz.
Haaaa bu arada en son içerde misin, dışarda mısın? diye etrafımıza bakınırken, kimin içerde, kimin dışarda olduğunu anlayamadan çukur’da bulduk kendimizi...
Çukur’dan ne zaman düzlüğe çıkarız, kendi benliğimize ne zaman döneriz bilinmez...
Çocuklar duyar mı duymaz bilemeyiz ancak bu diziler yüzünden Şevkat’li ailelerimizde yerimiz daraldıkça daralıyor…