Yazımın başlığını bir kitapta okumuştum. “değmez vallahi bu dünya” diyordu sevgili üstat. Okurken satırları ne de güzel tanımlamış desem de insanoğlunun gel git duyguları olsa gerek, geliyorduumm gidiyorduumm kendimce…
Bu haftaki satırlarıma güzel kalemiyle bana destek olan değerli arkadaşım Derya Hanım’a sonsuz teşekkürlerimle başlamak istiyorum.
Karardı gene içimin duyguları. Adı acizlik, adı çöküş, adı dibe vuruş falan filan artık ne koyarsanız. Ha zannetmeyin sakın hep bu ruh hali peyda oluyor bana… Ara ara, biraz biraz, her yaşayan canlı gibi kısım kısım… An oluyor avazımın çıktığı kadar bağırmak istiyorum, hoşlanmadığım insanlara, haz almadığım konuşmalarda, içinde bulunmak istemediğim topluluklarda, bağırmak her şeyi döküp devirmek… Ramak kala hoop ani bir frenle durduruveriyorum kendimi. Ağlamak istiyorum kendimi kasmadan, durduk yere değil belki. Gözyaşlarımı dökeceğim yerde, zamanda, mekânda ya da sağlam bir omuzda… Yağan yağmurda yürümek, kimseye aldırış etmeden delice ıslanmak, dilimde Nilüfer’in şarkısı “yağmurlu bir gündü tıpkı bugün gibi, kaybetmiştim seni taştı gözyaşım karıştı yağmura…”
Diplerdeyim işte. Ciddiyetten sıkılmış dudaklarımdan, kahkahalarla gülmek, gülmekten ağrıyan çenemi ve dudaklarımı ellerimle kapatmak istiyorum, garip değil mi?
Şeytan hep yokluyor beni, al başını çek git… Sıkılmışlığımın verdiği duyguyla ne hoş geliyor o şeytanın ahenkli sesi. Bu gece isyandayım, bu gece haykırışlarımı beynimde hapsetmek yerine azat ettim. Dans edin sınırsızca pervasızca kalemimin ucunda. Belki bana kafayı yemiş diyebilirsiniz, deyiverin sizi de boşladım. Her şey o kadar ters geliyor ki bana, belki düzgünlüklerimi terslikler yaparak düzeltebilir miyim diye de zorluyorum galiba biraz şansımı. Bazen de köyün delisi olmak da en iyisi midir acaba diye de geliveriyor aklıma. Çünkü çoğu kez delilerle veliler arasında yoğunluklu bir geçiş olduğuna inananlardanım da. Doğruyu söylemek, dosdoğru yürümek bazen delilik gerektirmez mi? Amann dibin delik be dünya, değmez aslında sana bunca düşünce. Çünkü sen gerçek değilsin ki aslolan senden sonraki dünya. Bu gece isyandayım ama çıkma zamanı kalamam bırakamam kendimi. Biraz kaygı, biraz endişe bir de boş vermeyi becerebilirsem tamamdır.
Yine yıkabilirsin sandın beni ey hayat, boş versene bak ayaktayım inadına. Çünkü kaybetmeyi de öğrendim ve kaybederek çok şey öğrendim. Çünkü artık kaybetsem de var olunacağını öğrendim. Hayat devam ediyor ve var oldukça da inişler çıkışlar hep olacak. Bunu da öğrendim. Çok şükür öğreten Allah’a. Leyla’yı Mecnun’a sevdiren ve kendine döndüren Allah’a çok şükür…
Bütün kader şoförlerine selam olsun…