Kayseri’de bazı türbeler, tarih tutkunlarını büyük bir gizemin ortasına sürüklemeye devam ediyor. Pınarbaşı ilçesinin Melikgazi köyünde yer alan Melik Gazi Türbesi, yapılan araştırmalar ile dikkat çeken sonuçları ortaya koydu. Türbede mumyalanmış cesetlerin bulunduğu yönündeki iddialar dikkat çekti.

Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Melikgazi köyünde bulunan Melik Gazi Türbesi, yüzyıllardır hem tarih meraklılarının hem de araştırmacıların ilgisini çekiyor. Melikgazi Kalesi’nin bulunduğu sarp bölgenin yamacında yükselen yapı, yalnızca mimarisiyle değil, içerisinde bulunduğu aktarılan mumyalanmış cesetlerle de dikkat çekiyor. Ancak türbeyle ilgili en önemli soru hâlâ yanıtını bulamadı. Burada yattığına inanılan kişi gerçekten Danişmendli hükümdarı Emir Gazi, diğer adıyla Melik Gazi mi?

Türbede Mumya Bulunduğuna Dair Tarihî Kayıtlar Var

Melik Gazi Türbesi’nde mumyalanmış cesetlerin bulunduğu yönündeki anlatılar, yalnızca günümüzde dilden dile dolaşan söylentilerden ibaret değil. Araştırmacı Mehmet Çayırdağ’ın çalışmalarında, türbenin altındaki cenazelik bölümünde birden fazla cesedin bulunduğuna ilişkin eski kayıtlar aktarılıyor. Bu cesetlerden bazılarının mumya hâlinde olduğu, bazılarının ise kemiklerden ibaret kaldığı belirtiliyor.

Kayseri’de Türk dünyası buluşması! 13 ülkeden 33 şair ve yazar geliyor
Kayseri’de Türk dünyası buluşması! 13 ülkeden 33 şair ve yazar geliyor
İçeriği Görüntüle

Konuyla ilgili tarihçi Halil Edhem’in 1915-1916 yılları civarında türbeye yaptığı ziyaretle ilgili gözlemleri de öne çıkıyor. Edhem’in aktardığına göre sanduka içerisindeki ceset tahnit edilmişti ve balmumunu andıran sarımsı bir renge sahipti.

Bu gözlem, türbede mumyalanmış bir beden bulunduğuna ilişkin tarihî kayıtar içinde yer aıyr. Ancak cesedin fiziksel durumunun gözlemlenmiş olması, kimliğinin kesin olarak belirlendiği anlamına gelmiyor.

Melik Gazi’nin Mezarı Olduğu Kesin Değil

Türbenin kimliğiyle ilgili tartışmaların merkezinde kitabesinin bulunmaması yer alıyor. Yapı, mimari özellikleri nedeniyle Danişmendli dönemi eserleri arasında değerlendiriliyor. Buna karşın türbenin doğrudan Emir Gazi’ye ait olduğunu kanıtlayan bir kitabe veya kesin kimlik tespiti bulunmuyor.

Sanat tarihçisi Oktay Aslanapa, yapının kesin olarak Melik Gazi’ye atfedilemeyeceğini belirtirken mimari özelliklerinden hareketle türbenin 12’nci yüzyılın son çeyreğine tarihlenebileceğine işaret ediyor. Kayseri Kültür Envanteri’nde de yapının 12’nci yüzyılın sonlarında inşa edilmiş olması gerektiği bilgisi yer alıyor.

Danişmendli hükümdarı Emir Gazi’nin 1134 yılında öldüğü kabul ediliyor. Türbenin mimari açıdan daha geç bir döneme tarihlenmesi, yapının kime ait olduğu konusunda önemli bir soru işareti oluşturuyor. Mehmet Çayırdağ’ın araştırmalarında da bu çelişkiye dikkat çekiliyor.

Malatya’da Ölen Hükümdarın Cesedi Pınarbaşı’na Nasıl Geldi?

Tarihî tartışmayı daha da ilginç hâle getiren ayrıntılardan biri, Emir Gazi’nin 1134 yılında Malatya’da vefat etmesi oldu. Kayseri’nin Pınarbaşı ilçesindeki türbeye bedenin nasıl getirildiği sorusu gündeme geliyor.

Çayırda da araştırmasında bu meseleye dikkat çekiyor. Tarih boyunca önemli kişilerin cenazelerinin uzak mesafelere taşınması sırasında bedenin bozulmasını önlemek amacıyla tahnit uygulamasına başvurulabildiği biliniyor. Bu nedenle mumyalama olağanüstü bir durum olarak gösterimiyor.

Türbede Birden Fazla Mumya Bulunduğu Aktarılıyor

Melik Gazi Türbesi hakkındaki eski kayıtlar, cenazelik bölümünde yalnızca tek bir cesetten söz etmiyor. Aktarılan bilgilere göre bazı bedenler mumyalanmış durumdayken diğerleri zaman içerisinde kemik hâline gelmişti.

Daha da dikkat çekici olan, Melik Gazi’ye ait olduğu düşünülen cesedin ayak ucunda küçük bir sandık içerisinde ayrı bir mumyalanmış baş bulunduğuna ilişkin anlatı. Geleneksel açıklamalarda bu başın, Danişmend Gazi döneminde yaşadığı ve daha sonra İslamiyet’i kabul ettiği anlatılan “Herakil Zahid” adlı bir papaza ait olduğu ileri sürülüyor. Bu anlatının Danişmendnâme’ye kadar uzanan bir aktarım zinciri bulunuyor. Ancak başın kimliğini doğrulayan kesin bir bilimsel tespit ortaya konulmadı.

Araştırmalarda Melik Gazi’ye ait olduğu kabul edilen mumyanın fiziksel durumuyla ilgili ayrıntılar da yer alıyor. Cesedin bir elinin bilekten itibaren bulunmadığı, dişlerinin döküldüğü ve baş kısmının yangın nedeniyle zarar gördüğü aktarılıyor. Eski anlatılarda elin bir savaş sırasında kaybedilmiş olabileceği düşünülse de bu ihtimali kesinleştiren bir kanıt bulunmuyor.

Türbedeki cesetlerin zaman içerisinde ziyaretçilerin müdahalelerinden ve yapının geçirdiği yangınlardan etkilendiği de belirtiliyor.

İki Katlı Yapının Mimarisi de Tarihî Önem Taşıyor

Melik Gazi Türbesi, mimari özellikleriyle de Anadolu Türk mimarisinin dikkat çeken örnekleri arasında gösteriliyor. İki katlı olarak inşa edilen yapının üst bölümü sandukaların bulunduğu ziyaret alanından, alt bölümü ise cenazelik olarak kullanılan mezar odasından oluşuyor.

Mezar odasının haçvari planı, tuğla örgülü duvarları ve tonozları yapının öne çıkan özellikleri arasında yer alıyor. Cephelerde kullanılan farklı tuğla düzenlemeleri ve geometrik süslemeler de türbenin mimari değerini artırıyor.

Hakkı Önkal’ın değerlendirmelerinde de Pınarbaşı’ndaki Melik Gazi Türbesi, cepheleri farklı tuğla düzenlemeleriyle zenginleştirilen yapılar arasında ele alınıyor. Akademik çalışmalarda türbe, 12’nci yüzyıl Anadolu Türk mimarisinin erken dönem mezar anıtları kapsamında inceleniyor.

Zehra Efe’nin Anadolu’daki Beylikler dönemi mumyalarını ele alan akademik çalışmasında da Melik Gazi Türbesi’ne yer veriliyor. Bu çalışmalar, tahnit uygulamasının dönemin defin gelenekleri içerisinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret ediyor.

Halkın İnancı Yüzyıllardır Yaşatılıyor

Türbenin Melik Gazi’ye ait olduğuna ilişkin inanış, kitabe bulunmamasına rağmen yörede varlığını koruyor. Kayseri Büyükşehir Belediyesi’nin yayımladığı Kayseri | Medeniyetlerin Beşiği adlı çalışmada da yapının halk arasında ağızdan ağıza aktarılan anlatılarla Melik Gazi’ye bağlandığı belirtiliyor.

Aynı yayında, Orhan Cezmi Tuncer’in yapının bulunduğu köyün Danişmendli döneminden kalmasına rağmen türbenin kesin olarak Melik Gazi’ye atfedilemeyeceği yönündeki değerlendirmesine de yer veriliyor. Mahmut Sarıkaya’nın 1984 yılında bölgeyi ziyaret ederek yöre halkından Melik Gazi hakkında anlatılan menkıbeleri derlemesi de bu sözlü geleneğin kayda geçirilmesine örnek oluşturuyor.

Kaynak: Merve Erol