Sokakta oynarız, kaldırımda büyürüz, bu şehrin ayazını da sıcağını da biliriz. Bizim sevdamız televizyondan öğrenilmiş bir taraftarlık değil. Biz bu şehrin ekmeğini yiyip suyunu içtik. Cumhuriyet Meydanı’nda yürüdük, Hunat’ta oturduk, Fevzi Çakmak sokaklarında top oynadık. Argıncık'ta kavga ettik. Biz bu şehirde aşık olduk, bu şehirde cenazeye gittik, bu şehirde düğün yaptık. Sevinci de hüznü de Kayseri’de yaşadık. O yüzden bizim takımımız da Kayseri’nin takımıdır.

Bugün tribünde omuz omuza bağıran adamın hikâyesiyle, hayatında bir kere bile stadyumun yolunu bilmeyen adamın taraftarlığı bir olabilir mi? Daha önce stadın kapısından geçmemiş, Kapalı Kale’nin sesini duymamış, deplasman otobüsüne binmemiş insanların İstanbul kulüplerine aidiyet kasması bu memleketin en büyük futbol kırılmalarından biridir. Çünkü mesele futbol değil artık; mesele kimlik meselesidir.

Kayseri’de doğup büyüyüp, Kayseri’nin imkanlarıyla hayat kurup, bu şehrin takımına sırt dönmek; sadece sportif tercih değildir. Bu biraz da kolaycılıktır. Çünkü başarıya yanaşmak kolaydır. İstanbul takımları şampiyon olduğunda sokakta konvoy yapmak kolaydır. Zor olan, takım düşerken yanında durabilmektir. Zor olan, yağmurda o stadın yolunu tutmaktır. Zor olan, 90 dakika boyunca “Bu şehir bizim” diye haykırmaktır.

Kayserispor küme düştüğünde sadece bir takım düşmedi aslında. Şehrin morali düştü. Tribündeki çocuğun hayali düştü. Babasının elinden tutup maça gelen çocuğun gözündeki ışık söndü. O gece insanlar uyuyamadı. Kimisi sosyal medyada sabaha kadar isyan etti, kimisi eski maç videolarını açtı, kimisi sessizce oturdu. Çünkü gerçek taraftarlık budur; canın yanar.

Ama tam da o gecede, aynı şehrin sokaklarında İstanbul takımının şampiyonluk kutlamaları vardı. Bayraklar açıldı, konvoylar yapıldı, kornalar çalındı. İnsan ister istemez soruyor: Bu şehir gerçekten kimin şehri?

Kimsenin sevincine laf etmek değil mesele. Herkes istediği takımı tutar. Ama bir şehir düşünün; kendi takımı küme düşmüş, taraftarı kahrolmuş, ama o şehrin seçilmiş milletvekilleri bile çıkıp İstanbul takımının bayrağını sallıyor. İşte insanın zoruna giden tam olarak budur. Kayseri’den oy alıp Kayseri’nin takımını unutmak, bu şehrin duygusuna yabancılaşmaktır.

Tribün kültürü dediğin şey moda değildir. Başarıya göre renk değiştirmez. Tribün dediğin yer vefa yeridir. Mahallenden adamlarla aynı atkıyı paylaşmaktır. Deplasman dönüşü sabah ezanında şehre girmektir. Küme düşsen de sevmektir. Çünkü arma dediğin şey, kupadan büyük olur bazen.

İstanbul takımlarını destekleyenlere kızgınlık biraz da buradan geliyor. Çünkü onlar için futbol çoğu zaman ekrandaki başarı hikâyesi. Ama bizim için bu takım mahalledir, çocukluktur, şehirdir. Biz skor taraftarı değiliz. Biz bu memleketin çocuklarıyız.

Ve şunu herkes bilsin: Bir şehir takımına sahip çıkmazsa, o şehir zamanla kendi ruhunu kaybeder. Tribün boşalırsa sokak da boşalır. Çünkü yerel takım dediğin şey sadece futbol kulübü değildir; o şehrin hafızasıdır.

Bugün kötü gün olabilir. Küme düşülür, borç olur, yönetim gelir gider. Ama gerçek taraftar bilir ki sevda lig seçmez. Kayserispor sokakta oynasın kaldırımda destekleriz…

“Burası Kayseri…
Bu arma sahipsiz değil.”