Zamanla mukayyet insanın ondan bağımsız hareket etmesi düşünülebilir mi? İnsan bütün hücreleriyle zamana bağlıdır. Eylemlerinde kendini bir planlamaya tabi tutmasa bile dış âlemde yaşanan zamana tabi olduğunu hepimiz yaşadıklarımızla biliriz.

 Aslında bütün zamanların ayrı, apayrı güzellikleri vardır. Bu güzelliği görebilmek, biraz da dünyaya bakışımızla ilgilidir. Nice kötü ve şer gördüğümüz şeyler vardır ki onlar hakikatte bizim için hayırlara vesiledir; hayırların işaretçileridir. Sonbahar da böyledir; ona sadece güz haliyle bakarsak yapraklar sararmış, çoğu yerlerde ayaklar altında sürünmekte, yaprak dalından ayrı düşmekte ne kadar hüzünlüdür. Ziya Osman Saba da “Çiçeğin rengi soldu, bitti şarkısı kuşun/ Yol tenha, dal mecâlsiz, su durgun.”diyerek bu hüznü dile getiriyor “Güz” adlı şiirinde. İnsanın ömrünün mevsimlerle çok da örtüşen yanının bulunduğuna işaret eder: “Allahım! kararmasa şu göğün.../ Dal senin, ağaç senin, döktüğün/ Yapraklarla, mevsimlerle, gün gün./ Geçip gidişi ömrün...”

 Güz mevsiminin insanın ömrüyle irtibat kurulması boşuna değildir aslında. Bu sadece güz mevsimiyle de sınırlı değildir. Bir Müslüman için gün beşe bölünmüştür. Yani Müslüman’ın yirmi dört saati öyle plansız programsız geçmemelidir: sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı. Günde beş defa okunan ezan dünya hayatını düzgün ve düzenli kullanmada nasıl bir plan ise insan ömrünün de bu beş devreye bölünmüş olduğunu bilmesi gerekir. Bu husus ayrı bir yazı konusudur şüphesiz. Ama değineceğim husus güzle irtibatı, sonbaharla alakası olan ikindi vaktidir ki mevsimlerden sonbaharla, insan ömründen de ihtiyarlık zamanıyla birebir ilgilidir. Yahya Kemal -ki modern şiirimizin önde gelen üstatlarındandır- Eylül Sonu şiirinde: “Günler kısaldı... Kanlıca'nın ihtiyarları/Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.” diyerek bu hususa işaret etmektedir. İnsan ömrünün çok da çabuk geçtiğini, uzun yaz günlerinden sonra güzün gelmesiyle günlerin kısaldığını ama gönlümüzün ise bunu istemediğini ne kadar güzel, ne kadar içten bir duyguyla ifade eder: “Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...” Tabii yazların bitmesi, günlerin kısalması insanoğlunun bu dünyadan da zamanla el eteğini çekeceğini hatırlattığını bilen şair “Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;/Lâkin vatandan ayrılışın ıztırâbı zor.”  diyerek aslında bu dünyadan gidişin insana zor geldiğinine güzel söyler.

 Güz mevsiminin, sonbaharın hüzne işaret ettiğini sadece Türk edebiyatının usta kalemleri söylemiyor. İşte Rainer Maria Rilke gibi bir kalemden Güz şiiri: “Yapraklar düşmede bilinmez nerden,/Gökkubbede uzak bahçeler bozulmuş sanki/Yapraklar düşmede gönülsüz.” diyerek sonbaharın aslında izdüşümü dünya olan başka bahçelere geldiği için bu dünyadaki bahçelerde de güzün geldiğini; bahçelerimizdeki ağaçların yapraklarının bundan dolayı gönülsüz gönülsüz sararıp solduğunu ve yerlere düştüğünü ifade etmektedir. Sonbahar aslında içimize gelmektedir ki dış dünyayı o içimizde sonbaharla bir gördüğümüz için güz mevsimi üzerimize hüzün damlatmaktadır.

 Güz mevsimi her ne kadar böyle hep hüzünlerle hatırlansa da onun apayrı bir güzelliği vardır. Hele o sarı renklerin bin bir tonu Hakiki Ressam’ın kudret elinden çıkması yok mu? Asıl güzellik bunu görebilmede.

 Hüseyin Say