Böyle demişti canım Oğuz Atay. Ve o, yaşadığı yıllardan tutun da, ta ölümüne kadar, başrolünü oynadığı ya da figüran olarak yer aldığı, travmalarını, yaşamanın kalp atışını hızlandıran günlerinden tutun da çürüyüp yok oluşundaki zavallılığına kadar birçok şeyi edebiyat aracılığıyla anlatmıştı. Yazık ki, ölümünün de edebiyatının da anlamı bilinmedi. Galiba en acıklısı da bu oldu…

Anlamı bilinmedi, diyorum çünkü; Oğuz Atay’ı ve aslında edebiyatı, edebiyatın o büyülü dünyasını çok seven bir okur olarak, yüreğimi burkan bir olaydan bahsetmek istiyorum. Sosyal medyada birkaç gün evvel, Oğuz Atay’ın mezarının olduğu bir fotoğrafa rastladım .Ve o kadar üzüldüm ki. Mezar taşının üzerine Oğuz Atay’ın kitaplarından çeşitli alıntılar yazılmış, başına da sanki orası o sosyal dünyanın bir parçasıymış gibi çeşitli hashtagler konulup, tarihler atılmıştı. Yani bilmiyorum, ne denilebilir bu ucuz, acımasız, kansız harekete… Neyse ki gelen tepkiler üzerine, biri gidip tüm yazıları silip yeniden tertemiz yapmış mezarlığı.
Ama anlamıyorum…
Zaten yeterince kirlenmiş bir dünyada, her gün bir yeni ayıpla günü kapatırken böylesine değerli bir ismin mezar taşını kirletmek nedir ? Böyle aşağılık bir hareketle ne oldular, neyi kanıtladılar? Daha mı edebiyatsever oldular? Çaylarını, kahvelerini de alsalarmış yanlarına, bir de neyi temsil ettiği belli olmayan, ilkesiz ve değerlerden yoksun, edebiyatı git gide aşağı çekip popülarite ve kar amaçlı sömüren o saçma kof dergilerinizi… Ama Oğuz Atay boşuna demiyor; Ne kadar süslenseler de bir yerden sırıtıyor zavallılıkları ! İşte aynen böyle sırıtıyor onların zavallılıkları.
Aslında söylenecek çok şey var. Onu da en iyisi yine Oğuz Atay söylesin;
"Allahım, bu münasebetsizliklerin başına yukarıdan bir şey düşürmeyecek misin ? "