Bir pranga gibi insanın ayağına bağlı, nereye gitse yakasında, ne düşünse beynine yapışmış bir vantuz misali…”

İşte bu “N” ler ne başa bela…

Evet, Azizim; geldik herkesin beklediği o kompozisyon kuralı olan o gelişme bölümüne.

Aslında bana bunu diyen ve öğreten her klasik düşünceye karşıyım. Neymiş efendim; giriş, gelişme, sonuç.

Reddediyorum! Şimdi N” lere dalalım bakalım;

Niye her şey bir düzende ki ve bu düzeni niye bir insan belirler ki? Her insan farklı düşünebilir.

Mesela ben sonucun başta, gelişmenin sonda, girişin ortada olduğunu hayal edebilirim. Olamaz mı?

Gözümü kapatıyorum; balıkların gökyüzünde uçtuğunu, kuşların denizde yüzdüğünü hayal edebilirim. Belki bu çok imkânsız ama hayalimde imkânlı hale geliyor.

Nedir bu klasik düzen? Ben bu düzeni bozarım diyen kişi bir noktaya ulaşmıştır. Hayal eden, edebilen, uygulayan, bundan pişmanlık duymayan insanlar her zaman kayıptadır birçoğuna göre. Bunu yanlış ya da eksik bulanlar olabilir hayatınızda. Siz eğer kuralsızlık içinde ve “N”ler arasında dolaşmaktan hoşlanıyorsanız, onların etrafında şekillendiriyorsanız hayatı, kime ne diyebiliyorsanız bu sizi bağlar kimseyi değil. Ben de sıkıştım kaldım arada…

İlla bu gelişme bölümünü bir sonuca bağlama kaygısı bir yazar olarak beni de geriyor ve kalıba sokuyor. Bu kurallar, bu koyulan ortalama düzen, bu klasizm beni boğuyor ama esaretine de alıyor. Neden, niçin, niye, nasıl diyorum…

Her şeyin belli bir düzen içinde olmasına ne gerek var. Dünyayı ters düz edecek olan insanın yüreğidir. Her şey olması gerektiği gibi mi olmalı? Bir aykırı düşünceye tepkili, soran, sorgulayan zihniyetlere kapalı, kurallara uygun davranılmasını bekleyen insancıklarız biz.

Bir ressam bembeyaz bir kâğıdın başına geçse inanın ne yapacağını önce düşünür. Onu düşünmeye iten öğrendi kurallardır. Kompozisyon düzeni, ritim duygusu, renk uyumu, bütün-parça ilişkisi, neyi nereye ne ölçüde koyma düşüncesi… Onu en başta bir kaygıya sokar ve tutuklaştırır. Çünkü kurallar insanı hep bir kurala ve korkuya iter. Joan Miro adındaki ressam şöyle der; “ben çocuk resimlerinden ilham alırım. Çünkü çocuklar hiçbir kuralı önemsemezler, düşünmezler. Kim ne der kaygısına kalmazlar, kural bilmedikleri için özgürce ifade ederler. Ama birileri ona yükledikçe kuralları yanlış yaparım diye doğallıktan uzaklaşırlar. Ve Azizim bu örnekte olduğu gibi, işte insan; insancıklar tarafından koyulan kurallar çerçevesinde sürdürür hayatını.

“N” ler arasında… Korkarak… Yadırganırım diyerek…

Ben diyorum ki bu düzeni bozun!

Bir kural mı var size uygun mu düşünün, değilse atın, boş verin…

O bembeyaz kağıdın karşısında hiçbir kuralı düşünmeden, birçok özgürlüğünde resminizi yapın, hayatınızın resmini.

Atın “N”leri…

Ya da atamıyorsanız eğer bu “N”leri sizi tekdüzeliğe itmesine izin vermeyin derim.

Bir kuralsız…

Bir başkaldırı…

Bir isyan…

Bir ispat arayışında olan ben size “N”li dünyalar dilerim ya da dilemem size. Karar verin…

Saygı ve sevgilerimle…