Kayseri Haber- Deniz Postası- Kayseri’de yarım asra yaklaşan emeğiyle taş ustalığını yaşatmaya çalışan 43 yıllık taş ustası Ali İnal’ın hayatı belgesele taşındı. Erciyes Üniversitesi öğrencileri tarafından hazırlanan belgeselde, Ali İnal’ın çocuk yaşta başlayan taş sevgisi, tarihi yapılara duyduğu hayranlık, yetiştirdiği öğrenciler ve kaybolmaya yüz tutan taş ustalığı mesleğinin bilinmeyen yönleri objektiflere yansıtıldı.
Taşı yalnızca bir yapı malzemesi değil, “nefes alan bir sanat” olarak tanımlayan Ali İnal, yıllardır sürdürdüğü meslek hayatını ve ustalık anlayışını samimi ifadelerle anlattı.
''TAŞ NEFES ALAN BİR ŞEY''

1970 doğumlu olan Ali İnal, taş ustalığına henüz ortaokul yıllarında başladığını anlatarak mesleğe duyduğu tutkuyu şu sözlerle ifade etti:
“O zaman çocuk muyuz, usta mıyız, talebe miyiz bilmiyorduk. Bir hevesimiz vardı taşa. Taş nefes alan bir şey. Taşa olan hevesim anlatılmaz. O duygu bambaşka bir duygu, yaşamak gerekir.”
Çocuk yaşlarda camilerde gördüğü mimarinin kendisini etkilediğini anlatan İnal, özellikle kubbeler, kemerler ve taş işçiliğinin onda büyük hayranlık uyandırdığını söyledi.
“Camiye girdiğimizde hep tonoz, hep kemerli, esrarengiz yapılar görürdüm. Ben dua okumaktan ziyade o yapılara bakmak için giderdim. ‘Çok güzel yapmış benim ecdadım, benim ustam’ derdim. Taşı çok severdim.”
''OKUMAYI BIRAKTIM TAŞ USTASI OLACAĞIM DEDİM''

Meslek seçiminin hayatındaki en büyük dönüm noktalarından biri olduğunu belirten Ali İnal, taş ustalığını bilinçli olarak seçtiğini söyledi.
Hem çalışıp hem okumaya devam etmenin zorluğundan bahseden İnal, taş ustalığını neden tercih ettiğini şu sözlerle anlattı:
“Mermeri de seçebilirdim, okumayı da seçebilirdim. Ben okumayı bıraktım taşçı olacağım diye. ‘Ben taşçı olacağım’ dedim. Bu işi ilerletebildiğim kadar ilerleteceğim, yetiştirebildiğim kadar usta yetiştireceğim diye düşündüm.”
''250 YILLIK ESERLER HALA AYAKTA''

Belgeselde en dikkat çeken bölümlerden biri de Ali İnal’ın tarihi yapılar ve eski ustalar hakkındaki değerlendirmeleri oldu.
Mimar Sinan’ın eserlerinden örnek veren İnal, geçmiş ustaların yaptığı taş yapıların bugün hâlâ ayakta olmasının tesadüf olmadığını söyledi.
“Bizim ecdat yapmış, Mimar Sinan yapmış. Üstatların üstadı. 250 yıl geçmiş, yapıların üzerinde belki 4-5 kez deprem olmuş. Binalarımız yıkıldı ama üstadınki yıkılmadı. Çünkü severek yaptı.”
Taş ustalığında en önemli şeyin dürüstlük ve emek olduğunu vurgulayan Ali İnal, ustalarının kendisine verdiği öğütleri de anlattı.
“Bizi yetiştiren ustalarımız ‘aman çalma’ derdi. Taşın arkasına su atmazsan çaldın. Tozunu almazsan gene çaldın. Çünkü harcı tutmaz. Bu işi severek, düşüne düşüne yaptığımız için camiler, kubbeler, hanlar, hamamlar hâlâ ayakta.”
TEKNOLOJİ GELİŞTİ AMA EL İŞÇİLİĞİ YOK OLUYOR

43 yıllık meslek hayatında en büyük değişimin teknoloji olduğunu söyleyen Ali İnal, eskiden günler süren işlemlerin artık makinelerle kısa sürede yapılabildiğini anlattı.
Ancak teknolojinin gelişmesine rağmen el işçiliğinin aynı değeri koruyamadığını belirten İnal, özellikle restorasyon çalışmalarında geleneksel yöntemin önemine dikkat çekti.
“Eskiden bizim ecdat kayaları parça parça işleyerek yapıyı yapardı. Şimdi fabrika kesiyor bana gönderiyor. Benim yerine koymam kalıyor. Teknoloji ilerledi ama el işçiliği olmuyor.”
“Resmi kurumda, vakıflarda, kültürde restorasyon yapıyorsan makineyle iş yapamazsın. El işçiliği olacak.”
“EN ZOR YANI TERCİH YAPMAK”
Mesleğin fiziksel olarak zor görünmesine rağmen asıl zorluğun başlangıçta doğru yolu seçmek olduğunu belirten Ali İnal, gençlere de önemli mesajlar verdi.
“Bu mesleğin en zor yanı başlangıçta hedef seçmek. Taşçı mıyım, duvarcı mıyım, öğrenci miyim? En zor tarafı tercih yapmak. Sonrası tesbih tanesi gibi sırasıyla geliyor.”
Antalya’daki eserleriyle gurur duyuyor
Ali İnal, yıllar boyunca birçok tarihi yapıda görev aldığını ancak bazı eserlerin kendisi için özel olduğunu söyledi.
Antalya Elmalı’daki çivisiz minare çalışmasının ve Abdal Musa Türbesi’nin kendisi için ayrı bir yerde olduğunu ifade eden İnal, eserleriyle gurur duyduğunu anlattı.
“Antalya Elmalı’da çivisiz bir minare yaptık. Üstat yapmış, biz onun gölgesini yaptık. Nasıl yaptığına bakarak yaptık.”
“Abdal Musa Türbesi’nde kurşunundan boyasına, taşından ahşabına kadar her şeyi kusursuz yaptık. Nasrettin Camii restorasyonunu da çok sevdim. Kendi işçiliğimi çok beğendim.”
“AYNI MEZARA ANNEM İLE YEĞENİMİ KOYDUK”
Belgeselin en duygusal bölümlerinden biri ise Ali İnal’ın yıllar önce yaşadığı acı bir anıyı anlatması oldu.
Annesi için yaptığı mezarı yıllar sonra yeniden açmak zorunda kaldığını anlatan İnal, yaşadığı duyguyu şu sözlerle anlattı:
“Anama mezar yaptım. Aradan yıllar geçti, yeğenim kız öldü. 2 yaşındaydı. Aynı mezara koymak zorunda kaldık. ‘Ustası biziz, tekrar yaparız’ dedik ama oradaki duygu anlatılmaz. Aşağıda annen var, ananın koynuna yeğenini veriyorsun.”
“TAŞ USTASI BULAMIYORUZ''
Ali İnal, geleneksel mesleklerin geleceği konusunda da önemli açıklamalarda bulundu. Gençlerin masa başı işlere yöneldiğini söyleyen İnal, taş ustalığının yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu vurguladı.
“Taş ustası bulamıyoruz, ahşap oymacısı bulamıyoruz. Herkes masa başı iş istiyor. Ama bana taşçı lazım, ahşapçı lazım, çoban lazım, bekçi lazım. Bunlar olmazsa taşçılık da biter.”
“Öğrencimin taşı vurma sesi bana müzik gibi geliyor”
Yıllardır gençlere eğitim veren Ali İnal, öğrencilerinin gelişimini izlemenin kendisini çok mutlu ettiğini söyledi.
“Elindeki madırgayı kaleme vurduğunda çıkan ses bana en güzel müzik gibi geliyor. Daha motifine bakmıyorum. Düzenli vuruyorsa kulağıma çok hoş geliyor.”
Öğrencilerinin başarılarını gördüğünde büyük gurur yaşadığını anlatan İnal, “Koltuk altıma iki karpuz sığmış gibi oluyorum” diyerek duygularını ifade etti.
“SEKİZ KEZ BU DÜNYAYA GELSEM BU MESLEĞİ SEÇERDİM''
Yarım asra yaklaşan meslek hayatına rağmen taş ustalığına olan sevgisinin hiç azalmadığını söyleyen Ali İnal, bugün hâlâ restorasyon alanlarına gidip çalışan ustalara yardım ettiğini anlattı.
“Adam taşı iskeleye koyarken gidip ucundan tutmazsak kendimi iyi hissetmiyorum. Hâlâ o heves var içimde.”
Hayatını yeniden yaşama şansı olsa yine aynı mesleği seçeceğini söyleyen Ali İnal, taş ustalığına olan bağlılığını şu sözlerle özetledi:
“Sekiz kez dünyaya gelsem sekiz kez bu mesleği seçerim.”
TAŞ USTALIĞININ BİLİNMEYEN YANLARI ELE ALINDI
Erciyes Üniversitesi öğrencileri tarafından hazırlanan belgeselde yalnızca bir ustanın hikayesi değil; Anadolu’daki ustalık kültürü, ahilik anlayışı, çırak yetiştirme geleneği ve taş işçiliğinin kültürel mirası da ele alındı.
Belgeselde Ali İnal’ın “doğruluktan ayrılmama” anlayışı, öğrencilerine yaklaşımı ve taş ustalığını gelecek nesillere aktarma çabası ön plana çıktı.
Kaybolmaya yüz tutan geleneksel mesleklerden biri olan taş ustalığını kayıt altına alan çalışma, hem kültürel mirasa hem de Anadolu’daki usta-çırak geleneğine ışık tuttu.





