Kayseri Haber - Deniz Postası / Kayseri'nin 47 yıllık sanatçısı Recep Alemdar, “ Bestelenmiş 150 kadar, yayınlanmış ise 80 küsur eserim var; henüz yayınlanmamış olanlar da mevcuttur. Şiirleri saymazsak, babamın bir kısmını yakmış olduğu eserleri de yeniden yazmaya çalıştım ve şu an bin kadar şiirim var. Ben Kayseri’nin suyunu İstanbul Boğazı’na, Erciyes’in havasını hiçbir şeye değişmem. Kayseri’yi çok seviyorum; her ne kadar Kayseri beni benim onu sevdiğim kadar sevmese de bu sevgimden vazgeçmem. Günümüzde ritim üzerine söylenmiş, basit ve bazen ahlaka aykırı sözlerin takdir görmesi bizi gerçekten üzüyor. Sanat, emek ve ruh isteyen bir iştir; yapaylıkla olmaz” dedi.
19 YAŞINDA BAŞLADI
Bestecilik hayatına 19 yaşında "Ağlamaya Değmez ki" eseriyle adım atan ve bugüne kadar 150’ye yakın besteye imza atan usta sanatçı, günümüz müzik sektöründeki yozlaşmaya dikkat çekti. Yapay zekanın sanata dahil edilmesini eleştiren Alemdar, teknolojinin duyguyu yansıtamayacağını belirtti buna ek olarak İstanbul’un parıltılı dünyasını reddedip Kayseri’ye dönen usta isim, "Erciyes’in havasını hiçbir şeye değişmem" diyerek şehre olan sevdasını aktardı.
“HEP ÖKSÜZ VE YETİM BÜYÜDÜM”
Kayseri'nin 47 yıllık sanatçısı Recep Alemdar , “1954 yılında Kayseri’nin Kocasinan ilçesine bağlı Himmetdede Mahallesi’nde, ne yazık ki talihsiz bir şekilde doğmuşum. Annemle babam ben henüz altı aylıkken ayrılmışlar; bu yüzden altı aylıktan sonra hep öksüz ve yetim büyüdüm. "Analık dövdü anamı, babalık dövdü babamı" derler ya, tam olarak öyle bir yaşamım oldu. Kendi ayaklarımın üstünde durana kadar, yani 16-17 yaşına gelene dek çok ızdıraplı bir hayat sürdüm. İş hayatına atıldıktan sonra kendimi ikame etmeye başladım. Henüz üç yaşındayken Kayseri’ye göçmüştük; bu yüzden Kayseri kültürünü çok yakından takip ediyor ve bu şehri çok seviyorum. Müzik kariyerime gelince; okul müsamelerinde zaten sürekli bu işi yapıyordum ama 1971 yılında Taş Düğün Salonu'nda ilk kez profesyonel olarak sahne aldım.

İstanbul’da çok iyi bir tiraj yakaladığım zamanlarda beni orada kalmam ve çalışmam için çok istediler. Ancak ben Kayseri’nin suyunu İstanbul Boğazı’na değişmem; Erciyes’in havasını ve şehrimizi samimiyetle çok seviyorum. Pastırmamız ve sucuğumuz zaten vazgeçemediğimiz lezzetlerimizdir. 1987 yılında İstanbul’da evim olmasına rağmen, Batı kültürüne çoluğumuzu çocuğumuzu emanet edemedim. İki ay denedik ama çocukların orada yapamayacağını anlayınca tekrar döndük ve o gün bugündür buradayız. Kayseri’de önce pavyonlarda, sonra düğün salonlarında çalıştım; bir dönem seyyar köftecilik yaptım. Uzun süre, Kocasinan Belediyesi’nin önündeki Büyükşehir Belediyesi’ne ait kafeteryayı işlettim; orayı ilk haliyle ben yapmıştım. 54 yıl boyunca ekmeğimi bu işlerden kazandım ve 1999 yılında emekli oldum.” şeklinde konuştu.
“GÜNÜMÜZDE, BASİT VE BAZEN AHLAKA AYKIRI SÖZLERİN TAKDİR GÖRMESİ BİZİ ÜZÜYOR”
Kayseri'nin 47 yıllık sanatçısı Recep Alemdar , “Çocukluğumdan beri beste yapmaya başladım. Piyasada olan ilk bestem "Ağlamaya Değmez ki"yi 19 yaşında verdim. O eseri benden önce Cahit Karabey okudu, sonra ben kendi kasetime koydum. Cahit Karabey daha sonra "Gurbet"i okudu, onu da tekrar kasetime ekledim. Ben genellikle kendi şarkılarımı ya da yöresel türküleri okuyorum. Bestelenmiş 150 kadar, yayınlanmış ise 80 küsur eserim var; henüz yayınlanmamış olanlar da mevcuttur. Şiirleri saymazsak, babamın bir kısmını yakmış olduğu eserleri de yeniden yazmaya çalıştım ve şu an bin kadar şiirim var. "Geceler" ve "Gurbet" eserlerimi 1988’de Avusturya’daki o büyük yalnızlık hissiyle besteledim; çevrenizde insanlar olsa da herkesin kendi menfaati için uğraştığı, yanınızda bir can eşinizin olmadığı o anların hissiyatıdır bunlar. Kayseri beni, benim onu sevdiğim kadar sevmese de canı sağ olsun.
“MÜZİK PİYASASI GÜNÜMÜZDE ÇOK BOZULDU”
Müzik piyasası günümüzde çok bozuldu. Şimdi yapay zeka diye bir şey çıktı; insanlar basit komutlarla beste yaptırıyor ve bu durum güven sarsıyor. Yapay zeka harika bir buluş olsa da adı üstünde "yapay"dır. Bir insandaki duyguyu, gurbet acısını veya vücut dilini yansıtamaz. Bir esere duygu katacak insan bulmak artık zorlaştı. 1985 yılında Kayseri Belediye Konservatuvarı kurulduğunda insanlar "köçek mektebi mi açıyorsunuz?" diye tepki gösteriyorlardı. Ancak ilk mezunlar verilince oranın bir kültür sanat merkezi olduğu anlaşıldı ve bu sefer torpil istemeye başladılar. Oysa bu iş yetenek işidir; Allah yeteneği verecek, hoca da onu şekillendirecektir. Şu an 73 yaşındayım; her ne kadar talep gençlere olsa da bir sanatçının asıl verimliliği 40 yaşından sonra başlar. Gençlere tavsiyem; halk müziğini sadece dinlemeyip sözlerin derinliğini araştırmalarıdır. Neşet Ertaş gibi isimlerin basit görünen ama derin felsefe içeren sözlerini irdelemeliler. Günümüzde basit cümlelerin ve ahlaka aykırı lafların ilgi görmesi gerçekten üzücü” diye konuştu.





