Yıllarca Türkiye’ye sadece tüketen ülke gözüyle bakıldı. Enerjiyi dışarıdan alan, doğalgazı ithal eden, petrolü olmayan bir ülke gibi gösterildi. Ama son yıllarda tablo değişmeye başladı.
Karadeniz’de doğalgaz keşifleri, sondaj gemileri, Libya anlaşmaları, Somali’de enerji aramaları, Doğu Akdeniz’deki hamleler derken Türkiye artık sadece enerji alan ülke değil, enerji oyununa giren ülke konumuna geldi. İşte bazı ülkeleri rahatsız eden nokta tam olarak bu.
Çünkü enerji sadece elektrik ya da yakıt meselesi değildir. Enerji; para, güç, siyaset ve bağımsızlık demektir. Dünyada güçlü devletlerin çoğu enerji yollarını kontrol eden ya da enerji kaynaklarına hükmeden ülkelerdir. Bu yüzden enerji oyunu aslında büyük devletlerin satranç tahtasıdır.
Türkiye’nin son dönemde yaptığı hamlelerin en önemli tarafı şu: Türkiye artık başkasının çizdiği sınırlar içinde hareket etmek istemiyor. Kendi gemisini çıkarıyor, kendi sondajını yapıyor, kendi anlaşmasını kuruyor. Özellikle Doğu Akdeniz’de yıllarca Türkiye’yi kıyıya sıkıştırmak isteyen planlara karşı atılan adımlar birçok ülkenin hesabını bozdu.
Libya anlaşması bunun en büyük örneklerinden biri oldu. Çünkü o anlaşma sadece iki ülke arasında imzalanmış basit bir belge değildi. Doğu Akdeniz’de kurulmak istenen enerji koridorunun dengelerini değiştirdi. Türkiye bir anda “ben de bu masadayım” dedi. Ardından gelen sondaj faaliyetleri, donanmanın bölgede daha aktif olması ve enerji arama çalışmaları dengeleri tamamen değiştirdi.
Somali hamlesi ise başka bir seviyeye geçildiğini gösteriyor. Çünkü Türkiye artık sadece kendi çevresinde değil, Afrika hattında da enerji ve deniz gücü oluşturmaya çalışıyor. Somali’nin konumu sıradan değil; Hint Okyanusu, Aden Körfezi ve dünya ticaret yollarına yakın kritik noktada bulunuyor. Türkiye’nin burada enerji arama faaliyetlerine başlaması bazı küresel güçlerin dikkatini bu yüzden çekiyor.
Rahatsızlığın bir diğer nedeni de şu: Enerjide bağımsızlaşan Türkiye, siyasi olarak da daha bağımsız hareket eder. Enerjiye dışarıya bağımlı olan ülke kolay baskı altına alınabilir. Ama kendi gazını çıkaran, yeni kaynak bulan ve enerji geçiş yollarında etkili olan bir ülkenin eli güçlenir. İşte bazı ülkelerin istemediği şey tam olarak budur.
Avrupa’nın enerji krizi yaşadığı dönemlerde Türkiye’nin jeopolitik önemi daha da arttı. Çünkü Türkiye hem enerji geçiş hattı hem de potansiyel enerji merkezi olabilecek konumda. Kafkasya, Orta Doğu, Akdeniz ve Karadeniz arasında böyle bir noktada olmak büyük avantaj sağlıyor. Bu yüzden enerji üzerinden verilen mücadele aslında bölgesel liderlik mücadelesine dönüşüyor.
Tabii ki mesele sadece dış güçler değil. İçeride de her büyük hamlede olduğu gibi tartışmalar oluyor. Ama dünya artık şunu net şekilde gösteriyor: Enerji olmadan güçlü ekonomi olmaz, güçlü ekonomi olmadan da tam bağımsız siyaset yürütmek zorlaşır.
Kısacası bugün Türkiye’nin enerji hamlelerini bazı ülkelerin dikkatle izlemesinin nedeni sadece petrol ya da doğalgaz değildir. Asıl mesele, Türkiye’nin kendi oyununu kurmaya başlamasıdır. Çünkü dünyada en çok rahatsızlık veren şey, yıllarca yönlendirilen bir ülkenin artık kendi yönünü çizmesidir.