Bir şehir düşünün… Avrupa merkezli ACES Europe tarafından resmen 2029 Dünya Spor Başkenti ilan ediliyor. Kent adına büyük bir prestij, büyük bir tanıtım fırsat, büyük bir gurur…
Ancak aynı şehir spor tablosuna biraz daha yakından baktığımızda ortaya düşündürücü bir çelişki çıkıyor.
Bir yanda ”Dünya Spor Başkenti” unvanı…
Diğer yandan ise sahadaki gerçekler…
O şehir en üst ligde mücadele eden futbol takımı küme düşüyor.
Kadın Basketbolunda aynı şehrin temsilcisi de lige veda ediyor.
Yani biri futbolun zirvesinden düşüyor, diğeri basketbolun en üst sahnesinden kopuyor.
Ve tüm bunlar yaşanırken o şehir,dünya sporunun başkenti olarak ilan ediliyor.Burada sorulması gereken çok net bir sorun:
Spor başkenti olmak, yalnızca maderin tesisler yapmakla, etkileyici sunum dosyaları hazırlamakla, uluslar arası heyetli ağırlamakla mı ölçülür?
Yoksa spor başkentliği; altyapıda yetişen sporcularla, kulüplerin sürdürülebilir başarısıyla, trbün kültürüyle, amatör branşlara verilen destekle ve en önemelisi sahadaki sonuçlarla mı anlam kazanır?
Çünkü sporun vitrini kadar gerçeği de vardır.
Eğer bir şehirde profesyonel takımlar birer birer liglerden düşüyorsa, kulüpler ekonomik darboğaz yaşıyorsa, altyapıdan beklenen üretim gelmiyorsa, o zaman ”spor başkenti” unvanının içini dolduracak yeni bir muhasebeye ihtiyaç vardır.
Kimse yanlış anlamasın…
Bu unvan küçümsenecek bir başarı değildir.
Ancak asıl mesele şu:
Kupalarda olmayan, liglerde tutunamayan, branşlarında gerileyen bir şehir… Sadece tabelalarda mı spor başkentidir, yoksa gerçekten sahada da bunu gösterebiliyor mudur?
İşte bugün konuşulması gereken asıl mesele budur.
Benden Yazması…
Selahattin KARAKOÇ