Hoca, “Fransızcası Entegrizm olan ve Türkçesi mütercim tarafından daha güncel bir kelime tercih edilerek tercüme edilen …eserde (Garaudy, Yobazlıklar, trc. Cemal Aydın, İstanbul 2016) modern insanın nasıl tek düze ve dayatmacı bir anlayışa geldiğinin analizi yapılmakta. Hususen ananeden kopan Müslüman'ın nasıl seviyesizleştiğinin anlatıldığı 3. bölüm hakikaten üzerinde uzun uzun durmayı gerektiren cesur tespitler içeriyor. Tespitin özeti muazzez İslam dininin nasıl bir ceza hukuku alt dalı haline indirgendiğinin içsel dinamiklerini anlamanın lüzumu diyebiliriz.” Hükmüyle,Garaudy’nin eserinden yola çıkarak sözü son günlerde kendini, Farabi ve İbn-i Sina’yı kâfir ilan edecek kadar tuhaflaşmış anlayışımıza getiriyor ve başlıktaki tespitini ortaya koyuyor: “Günümüzde bir taraftan İngiliz Sünniliğinin diğer taraftan İngiliz Şiiliğinin nasıl Ariflerin İslam’ını öldürdüğünü anlamak istiyorsanız bu kitabı tavsiye ederim.”
Hocamızın bu tespitini, komşusu köşe yazarlarının, aynı gün yayınlanan yazılarının başlıklarına bakınca da anlamak mümkün görünüyor. Örneğin “modern” fakih, ya da modernlerin fakihi, kapitalizmin seçkin “cevazcı”sı diyebileceğimiz bir zât, Faizsiz finans ve katılım bankalarını anlatmış. Okumaya gerek duymadım ama muhtemelen meşrulaştırmıştır. Zira onların nazarında İslam,Mahmut Erol Hocamızın tabiriyle bir “ceza hukuku alt dalı” konumundadır. Bir iki hülle sözcükle sistem Müslümanlaşıverir. Aynı şahsın vakti evvelinde rüzgâr öyle eserken, teröristliği yeni meydana çıkmakla beraber, Protestanlığı o zamanda tartışılan bir yapı ile ilgili methiyeleri ve meşrulaştırma çabaları da hem hafızalardadır, hem de şimdilerde ortaya dökülüyor. Bir başka komşusu ise Peygamberimizin filmini yapmanın cinayet olacağını buyurmuş. Bu efendiye ait, aynı tartışmalı yapıya dair methiyeler de yine ortalarda dolaşıyor. Üstelik bu methiye yazıları öyle on yıl, yirmi yıl öncesine ait değil. Daha dün diyebileceğimiz kadar yakın tarihli. Bir başka allamemiz, yeni Mısıroğlu’muzun yazısı ise Cumhuriyeti kuran gizli komite üzerine… Talihsiz bir yazı ve tesadüf demek istediğim ama diğer başlıkları okuyunca, ister istemez dikkatleri çeken bir yazıyı da, Mehmet Niyazi Bey “Sayın Cumhurbaşkanımızın Filmi” başlığı ile kaleme almış.“Mustafa” filmi gösterime girdiğinde, kendini Atatürkçü tanımlayanların yazıları ayarında ve kıvamında bir yazı olmuş. Yazarının derinliğini bilenler için söylenecek tek söz: vaesefa…
Hâsılı Hocamız komşularının yanında yadırganıyor. Keşke aynı gazetede yazan Süleyman Seyfi Öğün, Akif Emre, Gökhan Özcan, İbrahim Tenekeci gibi isimler aynı gün yazsa ve biz bu müstesna, bu muhterem isimlerin hatırına, her gün açtığımız gazetede, yukarıda saydığım başlıklar yoluyla da olsa, zihnimizi kirleten tuhaflıklara maruz kalmasak. Haberlerine ve haberleri veriş tarzına ise hiç bir şey diyemiyorum gazetenin. Çünkü başka bir tarz kalmadı artık “entegrizm” ile malul basınımızda. Mehmet Niyazi Bey’in yazısında olduğu gibi, önemli bir çoğunluk, kendi “Atatürk”ününKemalisti olmuş gidiyor.Araçsallaştırarak eğip büktüğümüz isimler üzerinden verdiğimiz yanlış mesajlarla ve onlar karşısındaki tavırlarımızın aşındırdığı şahsiyetlerimizin örnekliğiyle, olan geleceğimizin teminatı gençlerimize oluyor.
Hocamıza hayırlar diliyor, dikkatli ve daimi bir okuru olmamın verdiği cesaretle, yazar zenginliği ile göz kamaştıranYeni Şafak gazetesinden, zikrettiğim yazarları aynı gün, hatta mümkünse ayrı bir ek olarak, haber zahmetine dahi katlanmadan verip, hayır duamı almasını istirham ediyorum.