İran’ın “kontrollü sertlik” stratejisiyle yürüttüğü bu gerilim, bölgeyi uzun ve yıpratıcı bir savaşa sürüklüyor. ABD ve İsrail ile tırmanan çatışmada en kritik soru artık şu: Bu süreç kontrollü kalacak mı, yoksa büyük bir kırılmayla tüm dengeler mi değişecek?
Ortadoğu’da Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında başlayan ve İsrail’in aktif şekilde dahil olduğu savaş, artık klasik bir çatışmanın çok ötesine geçmiş durumda. Hava saldırıları, füze atışları ve karşılıklı tehditler, bölgeyi sadece askeri değil siyasi ve ekonomik olarak da yeni bir döneme sokuyor.Bu yeni dönemde en dikkat çekici aktörlerden biri ise Türkiye.
Türkiye’nin mevcut politikası aslında oldukça net:
Savaşa dahil olmamak, ama tamamen dışarıda da kalmamak. Ankara bir yandan NATO üyesi olarak Batı ittifakı içinde yer alırken, diğer yandan komşusu İran’la doğrudan çatışmadan kaçınmaya çalışıyor. Bu nedenle Türkiye, savaşın başından beri askeri müdahaleye karşı çıkarken diplomatik çözümü savunan nadir ülkelerden biri oldu. Aynı zamanda Türkiye, hem ABD hem İran ile temas kurabilen az sayıdaki ülkeden biri olarak arabulucu rolünü de canlı tutuyor. Bu denge politikası, kısa vadede riskleri azaltırken uzun vadede Türkiye’nin bölgedeki etkisini artırabilecek bir fırsat olarak da görülüyor. Ancak bu politika ince bir çizgi üzerinde yürüyor. Çünkü savaş büyüdükçe tarafsız kalmak zorlaşıyor.
Peki İran bundan sonra ne yapar?
İran’ın önünde üç seçenek var ama en gerçekçi olanı “kontrollü sertlik”.
Yani doğrudan ABD ile topyekûn savaşa girmek yerine: İsrail’e füze saldırılarını sürdürmek ,ABD üslerine dolaylı baskı kurmak , bölgedeki müttefik güçleri devreye sokmak.Nitekim son günlerde hem İsrail’e hem de bölgedeki hedeflere yönelik saldırıların artması, bu stratejinin zaten uygulanmaya başladığını gösteriyor.İran açısından asıl hedef savaş kazanmak değil; savaşı uzatarak maliyeti artırmak. Çünkü doğrudan güç dengesi ABD lehine olsa da,uzun süreli savaşlar her zaman güçlü olanı yıpratır.Bugün gelinen noktada en net gerçek şu:Bu savaş kısa sürede bitmeyecek.ABD ve İsrail’in İran’a yönelik geniş çaplı saldırılarıyla başlayan süreç, İran’ın misillemeleriyle bölgeye yayıldı ve artık çok cepheli hale geldi.Önümüzdeki süreçte üç ihtimal öne çıkıyor:
1 - Kontrollü tırmanış devam eder En olası senaryo Savaş büyür ama tam ölçekli savaşa dönüşmez
2- Büyük bir kırılma yaşanır Hürmüz Boğazı kapanır ,büyük şehirler hedef alınır ve savaş hızla genişler
3-Zoraki diplomasi başlar taraflar yıpranır ve müzakere masasına dönülür.
Ancak mevcut tabloya bakıldığında ikinci senaryonun riski her geçen gün artıyor.Sonuç olarak, bugün ne ABD savaşı kaybediyor ne de İran kazanıyor. Ama her iki taraf da geri adım atmamak için daha sert hamlelere yöneliyor.Türkiye ise bu fırtınanın tam ortasında, denge kurmaya çalışan bir aktör olarak öne çıkıyor. Eğer bu denge korunabilirse, savaş sonrası kurulacak yeni düzende Ankara’nın rolü eskisinden çok daha güçlü olabilir.
Ama eğer savaş kontrolsüz şekilde büyürse, bu dengeyi korumak giderek imkânsız hale gelecektir.