Bu hafta seçtiklerim, bir dergi ve iki kitap
İzdiham Dergisi (Haziran – Temmuz Sayısı)
“Evsizlik Taklit Edilemez” başlığıyla çıkmış. İçinde bir ek: “Başarısızlık Belgesi”; “Şimdi siz, herkes kazanmak için birbirini parçalarken yenilmenin ve başarısızlığın da onurlu bir durum olabileceğine inandığınız için bu belgeyi hak etmiş bulunmaktasınız.”
Bu ek ve bu başlık için bile okumaya değer…
Medeniyetler ve Şehirler ( Ahmet Davutoğlu, Küre yay. Haziran 2016)
“Şehirlerin kaderi, tarihî akış içinde ait oldukları medeniyetlerin kaderi ile özdeştir. Bu bağlamda medeniyetler ile şehirler arasındaki ilişkiyi ele alan (bu) kitabın temel kavramı eksen şehirlerdir. Medeniyetlerin yükseliş ve düşüş tarihlerinin mihenk taşlarını oluşturan bu şehirler, bazen mimari formda veya musikinin ritminde, bazen entelektüel geleneğin sürekliliğinde ya da ticaret yolları üzerindeki bereketli bir pazarda ve bazen de politik düzenin merkezinde durarak medeniyet parametrelerinin tarihî gerçeklik içinde zaman ve mekâna yansımasını sağlarlar. Bu bakımdan eksen şehirler diğer tasniflerin tamamına yol gösterir: “Medeniyete Öncü Kurucu Şehirler”, “Medeniyet Tarafından Kurulan Şehirler”, “Aktarılan Şehirler”, “Hayalet Şehirler”, “Tasfiye Edilen Şehirler”, “Etkileşim Şehirleri”, “Dönüşen /Dönüştüren Şehirler”.
Medeniyetler ve Şehirler’in ilk bölümü, ilerleyen bölümlerindeki teorik tahlillerin arkaplanını oluşturan, daha önce gidip gördüğüm ve bizzat tecrübe ederek hissettiğim şehirlerin bendeki izlerini yansıtmaktadır. İkinci bölümde, Weber’in kavramsallaştırmaları çerçevesinde dünya şehir tarihi yazımının kritik bir değerlendirmesi yapılmaktadır. Üçüncü bölümde aynı zamanda kitabın da adını taşıyan “medeniyetler ve şehirler” arasındaki ilişki yukarıdaki tasnif çerçevesinde … incelenmektedir.
Eski Başbakan böyle tanıtmış kitabını. Medeniyete dair ilgi ve dikkati, Divan Dergisi’ndeki yazılarından beri süren Davutoğlu’nun tespitleri okumaya değer…
Step ve Bozkır (Murat Belge, İletişim Yay. Mayıs 2016)
Step ve Bozkır, Rusça ve Türkçe roman geleneğinin kuruluşlarında yer alan edebî eserlerin eleştirel bir değerlendirmesini sunarak Batılılaşma karşısında alınan tavırları, bunun etrafında kümelenen sorunları ve bütün bu çerçevenin roman geleneklerini nasıl etkilediğini araştırıyor. Dostoyevski’den Reşat Nuri’ye, Gonçarov’dan Tanpınar’a uzanan zengin bir tartışma çerçevesi çiziyor. Diye anlatılıyor kitap tanıtım bülteninde.
Modernleşme ve/veya batılılaşma kavramlarına ve Türkçe ve Rusça edebiyattaki etkileri üzerinden, iki milletin maceralarındaki benzerlik ve farklılıklara dair tespit ve örnekler, özellikle kriz yaşadığımız şu günlerde ayrıca ilgi çekici.
Belge kitabının 330. Sayfasında Tanpınar ve Huzur’a dair şöyle diyor: “… Tanpınar’ın Huzur’unun “başarısız” bir roman olduğu kanısındayım. Çözmek üzere yola çıktığı sorunları çözmeden bitiyor. Öte yandan Huzur’un “büyük” bir roman olduğu kanısındayım. Bir yazarın göze aldığı başarısızlıkta önemli bir etkendir. “Bitmiş bir sanat eseri” olarak ciddi kusurları olsa da, içerdikleri, verdikleri, düşündürdükleriyle son derece dolgun ve doyurucu bir eser.
“Büyük bir başarısız roman” dersek çok mu paradoksal oluyor?”
İzdiham’ın “başarısızlık belgesi” zihnimizde anlamlı bir yere oturuyor, bu satırlarla.
Çok önemli bir görevi kritik bir zamanda ifa eden Davutoğlu’nunda –cesaret gösterebilirse şayet- dönemine dair yapacağı siyasi değerlendirmelerle başarısızlığına anlam katabileceğini düşünüyorum.