İşte siyasiler iktidara gelmek ve/veya iktidarda kalmak için bu iddiayı ispata uğraşırlar. Bu çaba becerikli, ahlaklı görünmekten tutun, muhtelif maddi, manevi vaatlere kadar geniş bir skalada karşılık bulur. Bunun yanında siyasetin ıskalanan bir vasfı yada çeşidi daha vardır ki, bu siyaseti yapanlar için, iktidara gelmek birinci gaye değildir. Genel siyaset anlayışı Makyavelizm’den konformizme, pragmatizmden oportünizme savrulup duran bileşenlerde şekillenirken, idealist siyaset belli ilkeleri gözetir. İlke ile ahlak doğrudan ilişki içindeki kavramlardır ve “Ahlakın temeli” der, Hilmi Ziya Ülken, “ahde vefa ilkesi”dir.“Ahde vefay”ı benim kuşağımın mensupları, “Müslümanın vasfı” olarak, büyüklerimizin dini bilgiler verirken öğrettikleri, önemli bir husus olarak hatırlayacaklardır. Pacta Sunt Servanda, ahde vefanın Latincesi… Uluslararası hukukun esasını teşkil eder… Prensip beynelmilel evrensel yani.
Seçimlerden sonra MHP ve Sayın Lideri hakkında yapılan eleştiriler bu satırları yazmama sebep oldu. Diğer partilerin MHP’yi uzlaşmaz, geçimsiz vb olumsuzluklarla anıp öyle göstermeye çalışmaları, günümüz siyasetinde ahlaksız ama anlaşılır bir tavır. Tuhaf olan ülkücü arkadaşlarımızın da aynı teraneleri terennüm etmeleri, hatta haykırmaları.
Seçimlerde vadettikleri ile seçim sonrası yaptıkları arasındaki makas, yani söylem ve eylem farkıdır bir partiyi değerlendirebileceğimiz kriter. Bu da en nihayet ahlaka tekabül eder. Bu makasın açısı ne kadar darsa, partiler o kadar idealist/ ülkücü partidirler. Son seçimlerin ardından MHP’yi takip edenler, ilkelerine sadakati yönüyle hakkını teslim ediyorlar. Eleştirdikleri tavrı. Kusura bakmasınlar yanılıyorlar. Uzun bir süredir ilk defa bir Siyasi parti liderini, hem ahlakın kuralları, hem de “realpolitik”in gerekleri çerçevesinde hareket eder gördüm. Bütün kalbimle destekliyorum. Çünkü:
Öncelikle bir “ülkücü” için iktidara gelmenin ikincil olduğunu/olması gerektiğini düşünüyorum. Aslolan idealler olmalı.
İkincisi ülke yararı dikkatle gözetildiğinde, Bahçeli Türkiye’nin önünü tıkayan, aşıldığı takdirde devrim sayılabilecek ve önümüzü açacak iki vesayete karşı çıkıyor. Birincisi HDP’nin üstündeki terör örgütü vesayeti, ikincisi AKP’nin üzerindeki Erdoğan vesayeti. HDP’ye sisteme girebilmenin şartının bu olduğu, sistem tarafından sürekli ihtar edilmeli. Aksi kabul edilemez. MHP seçmeninin oy verme sebeplerinin başında, AKP’nin teröristlerle girdiği laubali ilişkiye tepki önemlidir. AKP ise sistem içinde tutularak ancak vesayetlerinden kurtarılabilir. Bahçeli bunu yapıyor. Çankaya’ya “dönmüş” ve anayasal sınırlarını ihlal etmeyen bir cumhurbaşkanı, terör örgütüyle cıvımış bir ilişki üzerine kurulu çözüm sürecinin askıya alınması ve yolsuzlukların adalete intikalini temin edecek ortamın tesisi. Bunlardan hangisine karşı çıkabilirsiniz? Bunlar MHP’nin değil anayasanın, devlet olmanın, vicdanın, izanın, İslâm’ın, insanın olmazsa olmaz şartlarıdır. Hepimiz savunmalıyız.
Cumhurbaşkanının anayasal sınırlarına ve “yer”ine çekilmesi, hem ülkeyi, hem de AKP’yi rahatlatacak, partileşmesinin önünü açacaktır. AKP biri mevcut diğeri eski, iki cumhurbaşkanından başka çare üretemeyen, kapalı kapılar ardında ne olduğu meçhul pazarlıkların, Gül – Erdoğan arasındaki ping pong topu görüntüsünden kurtulacaktır. Bence içinden pek çok alternatifler çıkaracak bir müktesebata sahiptir. Erdoğan’a rağmen aldığı oy bunun delilidir diye düşünüyorum. Bahçeli bunun önünü açıyor gibi geliyor bana ve bunun hayırlı olduğuna inanıyorum.
HDP’ye dair tutumda yine aynı şekilde tutarlı ve hayırlı. Sözde uzlaşmacı görüntüyle olmaz, HDP terörle irtibatını kesmeli ve bunu Türkiye’ye ispat etmeli. Aksi halde mevcut çözüm süreci aynı tuhaflığıyla sürer, bundan Türkler ve Kürtler çok şey kaybeder, kazanan başkaları olur.
Yolsuzluk konusu ise ucunun dokunacağından korkulan yerler sebebiyle gündeme getirilemese de, AKP çoğunluğunun da en az MHP kadar üzerine gidilmesini istediği bir konudur. Kaldı ki adalette bunu gerektirir zaten.
“Realpolitik” takdirime gelince;MHP’nin içinde bulunmadığı hiçbir koalisyon formülü, halk nezdinde teveccüh görmez. Anketlerde bunu gösteriyor. Bu tavırla Bahçeli, koalisyonda olacaksa daha etkili olmanın yollarını açıyor/arıyor. Olmayacaksa muhalefetini oturtacağı ilkeleri ifade ediyor ki; bu saatten sonra bu ilkelerin aksine hareket edenler, bedelini ilk seçimde öderler.
Bahçeli’nin doğru davrandığının bir diğer göstergesi de medyanın Bahçeli’ye karşı başlattığı olumsuz kampanyadır. Havuz’u Doğan’ı, sosyali sanalıyla medya, çeyrek asırdır ilk defa bir konuda ittifak etti. İmaj çağında bu sizce de manidar değil mi?
Bahçeli’nin siyasetini; tutarlılığı, ilkeliliği ve realpolitiğe uygunluğu sebebiyle çok doğru buluyorum. Sağduyulu bütün vatandaşlarıma, Türkiyeli! değil, Yahya Kemal’in “Gönlüm, dilim, kanım ve mizacımla sizdenim / Dünya ve ahirette vatandaşlarım benim”, mısralarında anlamını bulan vatandaşlarıma sesleniyorum. Lütfen anlatmaya çalıştıklarım çerçevesinde bakmayı deneyin olup bitenlere, görürsünüz. Göremediysenizbiraz sabır lütfen, daha ortada ne verilmiş görev, ne yapılmış teklif var…
En tenkit edilen hususa gelince; Meclis Başkanı Deniz Baykal mı olsun, İsmet Yılmaz mı? İkileminde, bir MHP’li için hangisi daha makuldür sizce? Ya da Baykal, Yılmaz’dan daha mı yakındır…
Bahçeli doğru yolda görünüyor…