Siyaseti eski kodlarıyla okumaya devam edersek, yaşanan gelişmeleri anlamamız çok zor. Eskiden merkez sağ ve diğer yelpazesiyle sağcılık, merkez sol ve yelpazesiyle solculuk vardı. Siyasi söylemler dünya konjonktüründeki sağcılık ve solculukla da ilişkiliydi. Yani sağ, kapitalist, serbest piyasa ekonomisini savunan Batı siyasetiyle, sol da başta Sovyet Bloku olmak üzere dünyadaki diğer sol/sosyalist ülkelerin ideolojisiyle uyumlu ya da paraleldi.

Parantez içinde Avrupa solu ve sosyal demokrasi akımlarını da eklemek lazım. Ülkemizdeki siyaset aşağı yukarı bu formülasyon üzerinden işliyor, taraflar net bir şekilde ayrışıyor, silahlı çatışma dahil her tür çatışma siyasetin diline egemen oluyordu.

Günümüzde artık böyle mi? Dünyada yaşanan siyasi gelişmeler, Sovyetlerin dağılması başta olmak üzere tamamen farklı gelişmeler doğurdu. Ülkemizde de durum farklı değil. Yani eski siyasi kodlar neredeyse tamamen ortadan kalktı. Halen eski formüllerle ideolojik okumalar yapmak doğrudan yanlış okuma yapmak, günü, gündemi, ülkeyi ve dünyayı hiç algılayamamak anlamına geliyor.

Ergenekon, Balyoz vb. davalar, 15 Temmuz, Gülen cemaatinin silahlı terör örgütü kapsamına alınması, Gezi Olayları, 1. ve 2. Açılım ve PKK’nın silah bırakma kararı ve benzeri olaylar sadece tarihi birer dönüm noktası olarak kalmadı.
28 Şubat sürecini yaşamamıza yol açan ideoloji geri çekildi. Devlete sızan Fetö büyük ölçüde sökülüp atıldı. PKK eylemlerini (belki şimdilik) durdurduğu için Şehit Cenazelerine ağlamıyoruz.

Bunlar önemliydi ve hatırda tutmak gerekiyor. Yukarıdaki notları bir tarafa bırakalım, siyasi gündemde önemli gelişmeler sürüyor.
Ülkemizin mevcut siyasi gündemi ve geleceğine bakarken dikkat etmemiz gereken en önemli konulardan biri, artık parlamenter sistemin (yine şimdilik diyelim) artık geçerli olmadığı gerçeği. Yani genel seçimlerde milletvekilleriyle birlikte cumhurbaşkanı seçiyoruz. Bunun matematiği de çok açık. %51 oy alan kazanıyor.

Siyaset liderlerinin en önemli handikaplarından biri, bu meseleyi tam olarak kavrayamamış olmak. Mesela, Özgür Özel bugüne kadarki siyasi tarihimizde görülmemiş bir şekilde CHP kürsüsünden yeni bir partiyi ilan etti. Hemen ardından Yeni Parti adında bir parti kuruldu.

CHP’den 91 milletvekili ayrıldı. Yeni Parti kurulduğu gün ülkemizin ana muhalefet partisi oldu. Umalım ülkemiz için hayırlı olur. Ama şöyle bir sorun karşımızda daha ilk günden dağ gibi duruyor.

Yeni Parti, seçim zamanında %51 oy alarak iktidara gelebilmek için hangi partilerle ittifak kuracak?

İş birliği yapacak?

O gün geldiğinde paramparça ettiği, mecliste 5. Parti durumuna düşürdüğü CHP’nin kapısını çalabilecek mi?

İttifak çağrısı yaptığında umduğu cevabı alabilecek mi? Eğer CHP’nin dahil olmadığı bir ittifakla seçime girerse umduğu iktidar başarısına ulaşması mümkün mü?

Bu sorular seçim sürecine girdiğimizde çok daha önemli hale gelecek. CHP’nin içinde olmadığı bir denklemle Yeni Parti’nin iktidarı sadece bir hayal olacak.

Bu hayalin gerçekleşmesine katkı vermezse CHP günah keçisi mi olacak? Eğer yeniden böyle bir ittifaka mecbur olunacaksa bugün ayrılmanın anlamı ne olacak?

Bu sorular seçim zamanına kadar bir kenarda dursun. Ama yine hatırlamakta fayda var. MHP bölündü. İçinden BBP çıktı. BBP bölündü, Milli Yol ve Anahtar Parti çıktı. İyi Parti çıktı, İyi Parti bölündü Zafer Partisi çıktı. Benzer durumu Erbakan’ın Milli Görüş’ü yaşadı. CHP de daha önce bölünmeler yaşamıştı.

Ecevit DSP’yi kurdu. Mustafa Sarıgül, Emine Ülker Tarhan, Muharrem İnce CHP’den ayrılarak partiler kurdular. Ayrılan ve bölünenler hiçbir zaman amaçlarına ulaşamadılar. Bir kısmı pişman oldu ve yuvaya döndü. Bir kısmı da siyaset tarihine gömülen partiler olarak kaldılar.


Yeni Parti’nin kuruluşu oldukça güçlü görünüyor. Yorgun ve bıkkın CHP seçmeni için yeni bir heyecan uyandırdığı da kesin. Yeni Parti eski kodları nasıl okuyacak, yeni diyebileceğimiz neler söyleyecek. Şimdilik sorularımız var. Ama umalım ki ülkemiz için hayırlara vesile olur. Bekleyelim görelim daha neler olacak?