Gazetecilik sadece takım elbise giyip kameranın karşısına geçmek değildir.
Gazetecilik; yıllarca okul okumaktır, Türkçeyi doğru kullanmaktır, diksiyona dikkat etmektir, yazdığı her cümlenin hesabını vermektir. Ama en önemlisi, halkın haber alma hakkı için gece gündüz demeden çalışmaktır.
Bir olay olduğunda herkes evine çekilirken, gazeteci olay yerine gider. Depremde, yangında, kazada, selde... Herkes canını kurtarmaya çalışırken o, gerçeği kamuoyuna ulaştırmanın peşindedir. Çünkü bilir ki doğru haber, demokrasinin nefesidir.
Herkes bayramda ailesiyle sofraya otururken, gazeteci görev başındadır. Herkes tatil planı yaparken, gazeteci sıcak bir haberin peşindedir. Yılbaşı, resmi tatil, hafta sonu... Çoğu insan için dinlenme günü olan zamanlar, gazeteci için mesai günüdür. Çünkü haber beklemez, gündem tatil yapmaz.
Ama iş kendisine gelince...
Ne yazık ki o kadar emeğin, fedakârlığın ve sorumluluğun karşılığı çoğu zaman asgari ücrettir. Mesai yok, hafta sonu yok, bayram yok. Telefon gece yarısı çalar, çıkarsın. Sabahın ilk ışığında haber peşinde olursun. Ama ay sonunda aldığın maaş, verdiğin emeği karşılamaya yetmez.
Bizler sadece haber yazmıyoruz.
Toplumun gözü oluyoruz, kulağı oluyoruz, sesi oluyoruz. Haksızlığı duyuruyor, mağdurun sesini ulaştırıyor, vatandaşın haber alma hakkını savunuyoruz. Demokrasi sadece sandıkla ayakta kalmaz; özgür ve güçlü basınla ayakta kalır.
Bugün hâlâ birçok basın emekçisi, büyük fedakârlıklarla görev yaparken geçim sıkıntısıyla mücadele ediyor. Yıllarını bu mesleğe vermiş insanlar, emeğinin karşılığını alamıyor. Oysa basın emekçisi sadaka değil, alın terinin hakkını istiyor.
Unutulmamalıdır ki gazeteciyi yoksullaştıran bir düzen, aslında halkın haber alma hakkını da yoksullaştırır.
Emektar basın işçileri; alkış değil, hak ettiği değeri, güvenceli çalışma şartlarını ve emeğinin karşılığını istiyor. Çünkü kalemi güçlü tutan şey sadece vicdan değil, aynı zamanda insanca yaşayabileceği bir yaşamdır.
Biz gazeteciler, başkalarının mutlu anlarını haber yaparken çoğu zaman kendi sevdiklerimizden, bayram sofralarımızdan ve tatillerimizden vazgeçiyoruz. Çünkü bu meslekte herkesin tatili, gazetecinin iş günüdür. Herkes uyurken biz çalışırız; herkes haberi okurken biz çoktan bir sonraki haberin peşine düşmüş oluruz. İşte bu yüzden istediğimiz tek şey ayrıcalık değil, emeğimizin karşılığıdır.