Hayat, insana en ağır derslerini sınıf sıralarında ve mesai masalarında verir. Diplomalarda yazmayan, eğitimlerde anlatılmayan, hiçbir sertifikaya sığmayan gerçekler vardır. Bunlardan biri de şudur: İnsan, çoğu zaman karşısındakini değil, onun kendisine gösterdiği maskeyi tanır.
Okulda başarı, iş hayatında performans... İkisi de alkışlandığı sürece değerlidir. Ancak o alkışların sesi kesildiğinde, geriye kimin kaldığı asıl meseledir. Çünkü hayat, en çok düştüğünüz günlerde çevrenizdeki insanların gerçek yüzünü gösterir.
Kişinin aklına bağırışlar, hakaretler ya da açık saldırılar gelir. Oysa en yıkıcısı bazen bir selamı esirgemektir. Fikirlerinizi yok saymaktır. Emeğinizi başkasının hanesine yazmaktır. Bazen sizi aynı odanın içinde görünmez kılmaktır.
Sessiz kalan insanı zayıf sananlar var. Oysa sessizlik, her şeyi görüp her şeye cevap vermemeyi seçenlerin dilidir. Çünkü bazı tartışmalar, seviyeyi düşürmekten başka bir işe yaramaz.
Bazı sessizlikler kabulleniş değildir; sadece her oyunun içine girmemeyi tercih etmektir. Çünkü herkes aynı dili konuşsa da, herkes aynı karakteri taşımaz.
Garip olan şu ki, bazen en büyük telaş, en sakin görünenlerin etrafında olur. Nedense kendi yolunda yürüyen biri, yanlış yolda koşanları hep rahatsız eder. Oysa gerçekten yürüyen biri, başkasını itmeye ihtiyaç duymaz.
Hayat bana şunu öğretti: Bazı insanlar seni geçmek için hızlanmaz; seni yavaşlatmaya çalışır. Oysa gerçekten güçlü olanın gözü, başkasının adımlarında değil, kendi yolunda olur.
İnsan, başkasını gölgede bıraktığını sanırken aslında kendi karakterini aydınlatır. Kıskançlık, küçümseme ve dışlama; güçlü insanların değil, eksik hissedenlerin en sık kullandığı yöntemdir.
Ne garip... Bazıları bir başkasının değerini yok sayınca kendi değerinin artacağını falan sanıyor. Oysa yıldızlar, başka yıldızları söndürerek değil, kendi ışıklarıyla parlar.
İş üretmek yerine hikâye üretenler... Unuttukları tek şey şu: Gerçekler er ya da geç masaya gelir; maskeler ise en beklenmedik anda düşer.
Ne yazık ki çağımızın en yaygın sermayesi bilgi değil, çıkar ilişkileri. İnsanlar birbirine karakteri kadar değil, sağlayacağı fayda kadar yaklaşabiliyor. İşiniz düştüğünde telefonlar susmaz; işiniz bittiğinde ise aynı telefonlar sessizliğe gömülür. Menfaatin olduğu yerde sadakatin ömrü çoğu zaman kısadır.İki yüzlülük artık şaşırtan değil, yoran bir tablo hâline geldi.
Yüzünüze tebessüm edenlerin arkanızdan farklı cümleler kurduğu, sizi överken aynı zamanda gölgenizi küçültmeye çalıştığı bir düzenin içinde yaşıyoruz. En acısı da şu ki; bazı insanlar doğruları söylemek yerine, bulunduğu ortama göre yüz değiştirmeyi başarı sayıyor.
Oysa karakter, kalabalık önünde sergilenen bir gösteri değildir. Karakter, kimsenin görmediği yerde nasıl davrandığınızdır. Gücü eline geçirdiğinde adaletini kaybetmeyenlerin, rekabetin ortasında vicdanını koruyabilenlerin ve çıkarı uğruna insanlığından vazgeçmeyenlerin sayısı belki azdır; ama toplumun umudu da hâlâ onlardır.
Hayat ilerledikçe insanın telefon rehberi büyür, fakat gerçekten arayabileceği insanların sayısı küçülür. Kalabalıklar artar, güven azalır. Sosyal çevre genişler, samimiyet daralır. Bir gün gelir, onlarca insanın arasında yapayalnız hissettiğinizi fark edersiniz. İşte o an anlarsınız ki yalnızlık, etrafınızda insan olmaması değil; etrafınızdaki insanların sizi gerçekten anlamamasıdır.
Belki de en büyük yanılgımız, herkesi kendimiz gibi sanmaktır. Kendi vicdanımızla ölçtüğümüz insanlardan aynı dürüstlüğü beklemek... Oysa hayat, iyi niyetin bazen en kolay sömürülen duygu olduğunu defalarca gösteriyor. Fakat bütün bu yaşananlar insanı karamsarlığa değil, farkındalığa götürmelidir. Çünkü herkes güveninizi hak etmez ama bu, güvenilecek insanların hiç olmadığı anlamına da gelmez. Asıl mesele; alkışın peşinden değil, karakterin izinden yürüyebilmektir.
Günün sonunda unvanlar değişir, masalar boşalır, sınıflar dağılır, alkışlar diner. Geriye yalnızca yaptıklarımız ve geride bıraktığımız iz kalır. İnsan, en çok başkalarının ona nasıl davrandığıyla değil, kendisinin bütün bunlara rağmen nasıl biri olarak kaldığıyla hatırlanır.
Belki de hayatın en acı ama en değerli gerçeği budur: Kalabalıklar size eşlik edebilir, fakat hiçbir yol, insanın kendi vicdanından daha güvenilir bir yol arkadaşı değildir. Maskeler bir gün mutlaka düşer. O gün geriye yüzler değil, karakterler kalır.