Zamandan ve zamaneden şikâyet, eski çağlardan beri, insanoğlunun önemli konularından biri. Divan Edebiyatımızı öğrenmeye çalıştığım yaşlarda -ki kitabın altın olduğu zamanlardı, az bulunur kıymeti çok bilinirdi- Agâh Sırrı Levent’in Divan Edebiyatı kitabını edinmiştim. İlgimi en çokçeken başlıklardan biriydi “zamaneden şikâyet”. Nabi’den, konuya dair bir güzel beyit, İskender Pala’nın aynı başlıklı yazısında okuduğumdan beri hafızamda;
"Gülsitân–ı dehre geldik renk yok bû kalmamış
Sâye–endâz–ı kerem bir nahl–i dil–cû kalmamış"
(Dünya gülistanına geldik ama renk ve koku kalmamış / Keremiyle gölge sunan bir fidan dahi kalmamış)
Hatta bir yerlerde milattan öncelerden kalma bir Mısır papirüsünde, “gençlik bozuldu, galiba ahir zamana kaldık” mealinde bir şeyler yazılı olduğunu okuduğumu hatırlıyorum. Bu kadim bir konu olsa da, giderek durumun kötüleştiği, artık sürdürülemez bir dünya düzeni ile karşı karşıya olduğumuz ve bunu durdurabilmek için pek fazla bir şeyler yapamadığımız, küresel iktidar sahibi azınlığın, insanlığı doludizgin felakete götürdüğü de, bu küresel muktedirler ile onların işbirlikçisi ulusal iktidarların pek çoğu hariç, hemen herkesin kabul ettiği bir hakikat. Buna rağmen umut verici, güzel şeyler de oluyor dünyada. Bunlardan bahsetmek istedim:
Öncelikle ABD Başkanı ve BM’deki Büyükelçisinin bütün çirkin baskı, tehdit ve şantajlarına rağmen, Genel Kurulda alınan karar, insanlık ve dünya adına ümit verici. Geçen hafta İstanbul’da İİT’nin cılız bildirisi düşünüldüğünde, bu umarım Müslümanlar için de cesaret artırıcı bir netice doğurur. Umarım dünyanın düzelebilme, insanlığın felaha erebilme, insan olmanın ve onurunun temel şartı olan özgürlüğe ulaşabilme çabalarında, kendilerinden beklediği katkıyı koyabilme potansiyelini, harekete geçirme iradesi verir.
Önemsediğim, çok önemsediğim ikinci hadise, 18 Aralık 2017’de Tanpınar Merkezi’nin açılışı ve çok zarif, anlamlı, sade açılış merasimi oldu. Resmi adı; Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Tanpınar Araştırmaları ve Uygulama Merkezi olan kurum, Prof. Dr. Handan İnci Hocamızın gayretleriyle hayata geçti. Seçkin ve yetkin bir davetli topluluğunun katıldığı törende, Nobel Ödüllü yazarımız Orhan Pamuk, muazzam bir konuşma yaptı. Handan Hocamızın heyecan dolu konuşması da coşku ve ümit vericiydi. http://www.tanpinarmerkezi.com/# adresinden, Merkezin, içeriği sürekli zenginleştirilen sitesine, siteden Handan Hoca ve Pamuk’un konuşmasına ulaşabilirsiniz)
Pamuk, “Bir Türk Romanı Var mı?” sorusunun cevabını aradığı konuşmasında, olduğunu ispat etti. Edebiyat tarihimize geçecek kırattaki bu konuşmada Pamuk, Yahya Kemal ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan çok etkilendiğini dile getirerek, kendisinin Yeni Türk Edebiyatının en önemli silsilesi içindeki yerini işaret etti adeta.
Konuşmanın, erbabı nezdinde yankı bulmuş olması ise bir başka güzellik. Bu cümleden olmak üzere Fatma Barbarosoğlu’nun 22 Aralık 2017 tarihli, “Türk romanı vardır lakin okuyucusu da var mıdır?” başlıklı yazısını özellikle anmak isterim. Yazı öncelikle sarsıcı bir soru ile katkı yapmış konuya. Kendi mantığı içinde tutarlı görüşleri de dikkate değer. Hele hele “Tanpınar, Mithat Paşa’nın aleyhine şahitlik yapmış olduğunu düşündüğü Ahmet Cevdet Paşa’ya olan mesafesini kızları üzerinden de güncellemeyi tercih edecek, Paşa’nın iki yazar kızını da görmezlikten gelecektir.” İddiası umarım hak ettiği ilgiyi görür ve tartışılır.
Tanıl Bora, Cereyanlar kitabında, Süleyman Seyfi Öğün’ün iktidarla olan münasebetini, “serin” destek olarak nitelendirmişti. Esprili ve anlamlı bu kavramı ödünç alarak, Barbarosoğlu’nun “Yine de” diyerek başladığı “umutsuz değilim. Ahmet Hamdi Tanpınar Merkezi’nin mihmandarlığında mekânı ve zamanı bütünleyen, 'Tanpınar okumaları' ile edebiyat ile hayatı başka bir boyutta deneyimleyen yeni bir güzergâha kavuşacağız.” Sonuç paragrafındaki “Yine de”, Tanpınar’a mı, edebiyat ve düşünce ortamımıza dair saydığı olumsuzluklara mı, yoksa her ikisine birden mi? Belirsiz kalsa da, bir “olumsuzluklara rağmen” mesafesinin “serinliği”ni hissettiriyor. Barbarosoğlu’nun serinliği, Öğün’ün serinliğinden farklı olarak, destekten ziyade bir mesafe, hatta bir karşı duruş içeriyor. “Serinlik”, bir “derinlik” kaybına yol açma ihtimalini çokça taşısa da, “yine de” yazı dikkate değer.
Güzel şeyler de oluyor hâsılı. İnşallah devamı gelir…