-Bugün tartıştım birileriyle, biraz kafamı dağıtmam gerek…! (Acaba ne alsam?)

-Kış geliyor kıyafetlerimi gözden geçirmem gerek, ama hiçbir şeyim yok ki…! (Acaba ne alsam?)

-Akşam yemek var offf, kimsede olmamalı giyindiğim, ben özelim, güzelim, yakışıklıyım; ne giyineceğim…! (Acaba ne alsam?)

-Hafta içi iş iş iş bunaldım iki insan yüzü göreyim bu hafta sonu bari…!(Acaba ne alsam?)

Literatürde Oniomania olarak adlandırılan ve Compulsive Shopping olarakta bilinen “alışveriş hastalığı”; kişinin ihtiyacı ve yeterli parası olmaksızın, düşüncesizce ve şuursuzca birçok şeyi satın almasıdır. Her zaman bahane kapıları ardına kadar açık olan bu ruh hali aslında derin kapsamlı bir hastalık durumudur Azizim. Maddi boyutu vasatın altındakinin de, maddi boyutu vasatın üstündekinin de dereceleri ölçülmeksizin, herkesin ortak ana kriteri olduğu zannedilen “ihtiyaç” olgusudur sığınılan limanın adı. Hem keyfidir, hem zaruridir. Mutlu olma sanatıdır. Alış verişte mutlu mesut görünürken, devrelerimizin yandığı sadece o anlık hormon, egomuzu tatmin ettiğimiz, istenilen şeyi elde ettikten sonraki suçluluk duygusunu devreye girdirdiğimiz oldukça karışık, oldukça da iki uçlu yaşadığımız haller… Haller… Hallerimiz…

Toplum içinde yaşamanın getirisidir, birçok olaylara tanık olmak, dâhil olmak, işitmek… Duyarlılığımızı kaybetmeden, insan olabilme yeteneğimizi öldürmeden, kıssadan hisseleri hayatımıza yama yapmanın inancında olduğumu belirtmeden geçemeyeceğim bahsi geçen mevzuya girmeden.

Bir kadın diğer bir kadına anlatıyordu, hayat hikâyesini. Temizliğe giderek kazanıyordu eve götürdüğü lokmasını. “Her şey yavrularım için, onlar için ölürüm ben” diye ağlıyordu, hayırsız bir eşe sahip olduğunu anlatırken. “Bak abla bu üzerimdeki ceketi bugün temizlik yapmaya gittiğim abla verdi. Ayağımdaki pantolona bakma sen bol biraz ama az giyinmiş, bir başkası verdi. Kafamdaki yazmayı da, ütüsünü yaptığım evde ütülürken çok beğendim, “tak kafana hadi kız” deyiverdi ablanın biri de. Ağlıyordu “ben istemez miyim bir mağazaya girip gözümün ilk gördüğünü bu bana olur mu acaba diye elime almayı, bedeni var mı bunun demeyi. Yapmam abla yapamam, bugün temizliğe gittiğim yerden aldığım 90 lirayla oğluma forma aldım. Bir aydır öğretmeni itiraz ediyormuş, herkes formasını giyip de gelsin diye. Öğretmen de haklı; o nereden bilsin ki benim akıllara ziyan evimin hayatını?”

Dolabımın neresinde hangi kıyafetlerimin olduğunu unuttuğum, onun altına bu renk olmalı diye aldığım her renk ayakkabılarım, gene de renk tonlamasında kararsız kalıp yenisini alma planları yaptığım, duygularımdaki yanlışlığın üzüntüsünü derinden yaşamamın acı bilançosuydu o kadının akıllara ziyan hayatı. Biraz dinlendim, toparlandım ve karar aldım. Beni bile toprağa gömecek cansız gardırobumun başında yerimi aldım ve olan olmayana vermeli deyip gülen gözleri düşünerek itina ile katladım katladı katladım...

Artık ne alsam değil, kime ne alıp versem cümlesini hayatımın hâkimiyeti yaptım.

Bu seneki trend ne acaba?

Saygı ve sevgilerimle.