Son yıllarda ülkemizde yaşananlar toplum tarafından tartışılmaya başladı. Kamuoyu gündemine sık sık düşen bazı olaylar, sadece bireyleri değil, temsil ettikleri makamları da tartışılır hâle getiriyor. Özellikle toplumun önünde bulunan, görevleri gereği topluma örnek olması beklenen bazı kamu yöneticileri ve belediye başkanlarının özel hayatlarıyla gündeme gelmesi artık sıradanlaşmış gibi görünüyor.

Ne yazık ki bu durum, “özel hayat” sınırlarını da aşarak kamusal bir meseleye dönüşüyor. Çünkü burada konuşulan şey sadece bireysel tercihler değil; aynı zamanda temsil edilen makamın ağırlığı, sorumluluğu ve itibarıdır. “Genç sevgili” gibi ifadelerle geçiştirilmeye çalışılan bu tablo, aslında daha derin bir sorunun işaretidir: Ahlaki zafiyetin, görev bilincinin önüne geçmesi.

Bir insanın hangi ırka,hangi siyasi partiye mensup olduğunun ne farkı var. Ancak bulunduğu makamın gerektirdiği ciddiyet ve sorumluluk vardır. Özellikle yerel yönetimlerde yani Belediye başkanlığı gibi doğrudan halka hizmet etme iddiası taşıyan bir görevde bulunan kişilerin, davranışlarıyla topluma örnek olması beklenir. Ancak görüyoruz ki bazıları için “hizmet” geri planda kalırken, “uçkur,davranış bozukluğu” ön plana çıkabiliyor.

Daha da vahimi; halkın vergileriyle oluşturulan bütçelerin, tüyü bitmemiş yetimin hakkının, kişisel arzulara, bireysel çıkar ve zaaflara alet edilmesidir. Bu, sadece bir ahlak meselesi değil, aynı zamanda ağır bir vicdan ve adalet sorunudur. Kamu kaynaklarını kendi hevesleri, yada yandaşlarını zenginleştirmek için kullananlar, yalnızca görevlerini kötüye kullanmakla kalmaz; toplumun güvenini de derinden sarsar. Bu tür davranışlar asla affedilmemeli, görmezden gelinmemelidir.

Demokratik ülkelerde Halka hizmet etmek için halktan yetki alanlar, bu yetkinin bir emanet olduğunu unutmamalıdır. Bu emanet; kişisel arzulara, geçici heveslere kurban edilemeyecek kadar kutsaldır, değerlidir. Yetkiyi veren halktır ve o yetkinin hesabı yine halka verilecektir.

Bu durumda mesele siyasetin ötesine geçer. Bu bir karakter, bir duruş, bir ahlak meselesidir. Makamlar gelip geçicidir ama geride bırakılan iz kalıcıdır. Bir şehir sadece yollarla, parklarla değil; onu yönetenlerin ahlakıyla da, davranışlarıyla da şekillenir.

Toplum artık bilinçlendi şunu sorguluyor: Bize hizmet etmesi gerekenler, kendi arzularının esiri mi oluyor? Eğer öyleyse, bu sadece bireysel bir zaaf değil, kamusal güvenin de zedelenmesidir.

Hafızamıza kazılmalıdır:

VE’DE

Unutulmamalıdır ki;

Hizmet makamı, heveslerin değil, sorumluluğun yeridir.

Benden yazması…