Bir şehir düşünün…

Toprağının altında fay hatları sessizce bekliyor. Üstünde ise göğe meydan okuyan beton kuleler yükseliyor.

Adı: Kayseri.

Ve şimdi soralım: Bu şehir gerçekten büyüdü mü? Yoksakontrolsüz bir büyümenin ağırlığı altınsa ezilmeye mi yaşıyor?

Kayseri, uzun yıllardır plansız ve denetimsiz yapılaşmanın gölgesinde büyütülen bir şehir haline getirildi. Deprem gerçeği bu kadar açıkken, zemin yapısı üzerinde sayısız uyarı yapılmışken; özellikle sıvılaşma riski taşıyan bölgelerde 14,15 hatta 20-25 katlı binaların yükselmesi, sadece bir şehircilik tercihi değil, aynı zamanda büyük bir sorumluk ihmalidir.

Şehircilik; beton dökmek değil, hayat korumaktır. Şehircilik; rant üretmek değil, güven üretmektir.

Tam da bu noktada bir karşılaştırma yapmak kaçınılmaz: Konya. Bu şehri gezen, sokaklarını yerinde gözlemleyen bir gazeteci olarak açıkça ifade ediyorum: Konya’da yapılaşma anlayışı daha dengeli, daha temkinli ve daha insan odaklıdır.Şehirde üç-beş katı geçmeyen yapılar ağırlıktadır.İstisnai birkaç kamu binası dışında gökyüzünü zorlayan yapılamaya izin verilmemiştir.

Ve Buradan özellikle vurguluyorum:

Konya’yı gezen, gören bir gazeteci olarak; “Deprem riski en az bir bölge olmasına rağmen ” bu şehrin yerel yönetimlerini,yaşadıkları kenti ranta teslim etmedikleri,planlı ve güvenli bir şehirleşme anlayışını benimsedikleri için açıkça kutluyorum.

Peki aynı hassasiyet neden Kayseri’de gösterilmedi? Son yıllarda tarım arazilerin hızla imara açılması,şehrin doğal dokusunu geri dönülmez şekilde tahrip etti.Verimli topraklar betonlaşırken,zemin etütleri ikinci plana itildi.Sıvılaşma riski bulunan alanlarda yüksek katlı yapılaşmaya verilen ruhsatlar,geleceğin felaket senaryolarını bugünden yazmaya başladı.

06 Şubat 2023 Kahramanmaraş depremleri ise bu gerçeği hepimizin yüzüne çarpan acı bir uyarı oldu. O gün yaşanalar bize bir kez daha gösterdi ki: Deprem değil, ihmal öldürür.

Kayseri’de o depremlerin etkisi hissedildi. Belki büyük bir yıkım yaşanmadı, ama bu durum bir güvence değildir. Aksine, alınması gereken derslerin henüz tam anlamıyla alınmadığını gösteren bir fırsattır.

Bugün hala sorulması gereken soru şudur:

Bilimsel gerçekler ortadayken, zemin gerçeği bilinirken, deprem riski bu kadar açıkken; Neden Kayseri ranta kurban edildi.

Yüksek katlı binalar modernlik değil, yanlış yerde yapıldığında potansiyel birer risk anıtıdır.Şehirler yükseklikle değil,akılla ve vicdanla büyür.

Kayseri için hala geç değil. Doğru planlama, sıkı denetim ve bilimsel şehircilik anlayışıyla bu gidişat tersine çevrilebilir.

Ama bunun için önce bir gerçeği kabul etmek gerekiyor.

Sorun sadece yerin altında değil…

Sorun, o zeminin üstünde alınan kararlardır.

Buradan Makine Mühendisleri Odası’na, Mimarlar Odası’na ve İnşaat Mühendisleri Odası’na ,Jeoloji, Jeofizik mühendisliğine sormak isterim: İçerisinde birlikte yaşadığımız bu şehir bu hale gelirken sizler neredeydiniz?

Benden Yazması…