Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ve beraberindeki heyet, geçtiğimiz günlerde Kayseri’de bir dizi program gerçekleştirdi. Ben de bir gazeteci olarak bu programların bir kısmını sahada takip ettim; bir kısmına ise mesleki reflekslerle ya tesadüfen şahit oldum ya da takibini yaptım.

Ümit Özdağ, Kayseri programının genel bir değerlendirmesini yapmak üzere bir basın toplantısı düzenledi. Benim de takip ettiğim bu toplantının sonlarına doğru Özdağ, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) ile arada ciddi bir gerginliğe yol açan o iddiaları gündeme getirdi.

Özdağ’ın iddiasına göre; Zafer Partisi Kadın Kollarının düzenleyeceği bir program için ilk önce bir salon kiralanmış ancak hemen yan tarafta Ülkü Ocaklarının da programı olduğu gerekçesiyle bu salon iptal edilmişti. Ardından ikinci bir salon tutulmuş, bu kez de salonun alt katındaki mekânı Ülkü Ocakları Başkanı kiraladığı için bu yer de iptal edilmişti. Üçüncü bir salon tuttuklarını belirten Özdağ, İçişleri Bakanını arayarak durumu aktardığını ve "Biz buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz" dediğini ifade etti.

Bu iddiaların ardından, başta MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kayseri Milletvekili İsmail Özdemir olmak üzere, hem MHP teşkilatları hem de Ülkü Ocakları cephesinden sert tepkiler gecikmedi. MHP kanadı, Ümit Özdağ’ın bilerek yalan söylediğini ve kasten bir gerginlik tırmandırmaya çalıştığını savundu.

Gelelim Olayın Perde Arkasına ve Gerçeklere...

Peki, işin aslı neydi? Bizzat şahit olduğum ve sürecini yakından takip ettiğim olayın doğrusu tam olarak şu şekilde gelişti:

Zafer Partisi Kayseri yöneticileri, salon arayışı sürecinde Zafer Partisi yöneticilerinden eski Ankara İl Emniyet Müdüründen destek istiyor. Bu isim de yardımcı olunması adına Kayseri’deki bir tanıdığını arıyor. Kayseri’deki aracı kişi, parti yöneticilerini Çaybağları’nda bulunan bir kafenin sahibine götürüyor. Kafenin sahibi ile Zafer Partisi yöneticileri, mekânın kiralanması konusunda tamamen ticari şartlarda el sıkışıyorlar.

Ancak gözden kaçan bir detay var: Bu kafenin hemen bitişiğindeki diğer işletmede, MHP yöneticilerinden, şehirde tanınmış iş insanı Abdullah Ogan’ın çok daha önceden planlanmış bir etkinliği bulunuyor. Konu ilk tartışılmaya başladığında ben de bizzat bu etkinlik alanındaydım; hatta emniyet mensubu birçok görevli arkadaş da oradaydı.

Zafer Partisinin programının, günler öncesinden planlanan bu etkinlikle aynı gün ve aynı saate denk gelmesi üzerine, alanda bulunanların ortak aklıyla hareket edildi. Herhangi bir tatsızlığa ve güvenlik riskine meydan vermemek adına, Zafer Partisi programının yerinin değiştirilmesinin daha doğru olacağı kanaatine varıldı. Sonuç olarak kafe sahipleri, Zafer Partisi yöneticileriyle görüşerek durumu nezaketle izah etti ve rezervasyonu iptal etti.

Burada ne MHP’yi ne de Ülkü Ocaklarını bağlayan, kasten Zafer Partisinin programını engellemeye yönelik organize bir durum söz konusuydu. Her şey tamamen bir zamanlama tesadüfünden ve kafe sahiplerinin etkinlik içeriklerinden önceden haberdar olmamasından kaynaklandı. Kaldı ki Abdullah Ogan’ın programı, üretilen bahçe mobilyalarının tanıtımına dair ticari bir lansmandı ve mobilyalar günler öncesinden alana kurulmuştu. Yani son dakika üretilmiş bir bahane değil, organize bir etkinlikti.

İkinci ve Üçüncü Salon İddiaları

Gelelim Ümit Özdağ’ın "Biz program yapacağız diye salonun altını Ülkü Ocakları kiraladı" dediği ikinci salon meselesine...

Olay kesinlikle Özdağ’ın aktardığı gibi değil. Bahsi geçen o ikinci salonun altındaki işletmeyi, Ülkü Ocakları Kayseri İl Başkanı Halit Yağmur zaten en az 6-7 yıldır bizzat işletiyor. Yani Ümit Özdağ’ın iddia ettiği gibi, Zafer Partisi üst salonu tuttu diye Halit Yağmur gidip apar topar alt katı kiralamış değil. Adam zaten yıllardır kendi ekmek teknesinde, işinin başında. Ayrıca Özdağ’ın iddia ettiği gibi ortada bir "üçüncü salon" arayışı da hiç olmadı.

İşin ironik tarafı; Zafer Partisi o etkinliğini, Ümit Özdağ’ın "Bize verdirmediler" dediği, Halit Yağmur’a ait işletmenin hemen üzerindeki salonda gerçekleştirdi.

Özetlemek gerekirse; yaşanan bu yer değişikliği sürecinin ne Ülkü Ocakları ne de MHP kurumsal kimliğiyle bir alakası olmuştur. Süreç, tamamen plansızlıktan ve mekân sahiplerinin program detaylarına tam hâkim olamamasından ibarettir.

Bu tablodan iki sonuç çıkıyor: Ümit Özdağ, konunun aslını bilmesine rağmen sırf siyasi bir polemik üretmek adına "MHP ve Ülkü Ocakları bizi engelledi" diyerek kamuoyunu yanıltmıştır; ya da kendi kenti ve teşkilatındaki partilileri tarafından çok yanlış bilgilendirilerek manipüle edilmiştir.

Haliyle, hiçbir şekilde müdahil olmadıkları ticari ve lojistik bir meseleden dolayı Ülkü Ocaklarının ve MHP’nin hedef gösterilmesine birilerinin sert tepki vermesi son derece doğaldır. MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir de bu haklı gerekçeyle Ümit Özdağ’a sert bir dille karşılık vermiştir ve bu tavrında yüzde yüz haklıdır.

Buna rağmen Ümit Özdağ’ın hâlâ bu asılsız iddia üzerinden siyaset yapmaya çalışmasını, İsmail Özdemir’e yönelik "Yalanlarınızda boğulun" ifadeleriyle polemiği sürdürmesini bir gazeteci olarak anlamlandırmakta güçlük çekiyorum. Siyasetçiler, kamuoyunun önüne getirdikleri iddiaların doğruluğundan emin olmak zorundadır. Siyaset kurumu; yalan beyanlarla, manipülasyonlarla ya da yanlış bilgilendirmelerin gölgesinde değil, gerçeklerin ışığında yapılmalıdır.