Dünya yeni bir dönemin kapısından geçiyor. Bir yanda Rusya-Ukrayna savaşı hız kesmeden devam ederken, diğer yanda Orta Doğu’da yaşanan gerilim enerji piyasalarını ve küresel ekonomiyi yeniden sarsıyor.

Böylesine belirsiz bir tabloda ayakta kalabilen ülkeler, güçlü devlete ve güçlü lidere sahip olan ülkelerdir.

Geçtiğimiz hafta Türkiye ekonomisinde dikkat çeken gelişmeler yaşandı. Küresel piyasalardaki dalgalanmalara rağmen ekonomi yönetiminin temkinli politikalarını sürdürmesi, yatırımcı güveninin korunması açısından önemli bir adım olarak değerlendirildi. Dünyada belirsizliklerin arttığı bir dönemde istikrarı koruyabilmek, birçok ülkenin başaramadığı bir başarıdır.

Dış politikada ise Türkiye artık sadece gelişmeleri takip eden değil, gelişmelere yön veren bir ülke konumundadır. Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi, ülkemizin uluslararası arenadaki ağırlığını bir kez daha ortaya koydu. Savunma sanayimizde ulaşılan seviye, yerli ve milli teknoloji hamleleri ile Türk diplomasisinin etkinliği, Türkiye’nin yalnızca bölgesel değil küresel ölçekte söz sahibi ülkelerden biri olduğunu göstermektedir.

Bugün artık herkes kabul ediyor ki Türkiye olmadan Karadeniz’in güvenliği konuşulamıyor, Orta Doğu’da kalıcı çözümler üretilemiyor, Avrupa’nın güvenlik dengeleri tam anlamıyla şekillenemiyor. Bu tablo yıllardır sürdürülen kararlı devlet politikalarının ve güçlü diplomatik iradenin bir sonucudur.

Elbette içeride ekonomik sıkıntılar yaşayan vatandaşlarımız var. Hayat pahalılığı ve enflasyon toplumun her kesimini etkiliyor. Bu sorunların çözümü ise Türkiye’yi zayıflatacak tartışmalarda değil; üretimde, ihracatta, yatırımlarda ve milli ekonomiyi daha da güçlendirecek adımlardadır.

Dünyanın yeniden şekillendiği bu süreçte güçlü devletler ayakta kalacaktır. Türkiye de savunma sanayisi, jeostratejik konumu, enerji projeleri ve etkin dış politikasıyla bu yeni dönemin en önemli aktörlerinden biri olma yolunda emin adımlarla ilerlemektedir.

Bugün bize düşen görev; ayrışmak değil birlik olmak, umutsuzluk değil güven aşılamaktır. Çünkü güçlü Türkiye yalnızca 85 milyon vatandaşımızın değil, gönül coğrafyamızdaki milyonlarca insanın da umududur. Türkiye güçlendikçe bölgemizde barışın, istikrarın ve adaletin sesi daha gür çıkacaktır.