Hiç etrafınıza baktınız mı? O koca koca şehirler içinde kalabalıkların arasından yalnızlık hissine kapıldınız mı? Etraf kalabalık ama biz yalnızız. Bu yalnızlık hissi öyle derin ki insanı içine alıp sarmalıyor. Sonra bir bakmışsın bu yalnızlığa o kadar alışmışsın ki sen artık istemiyorsun yanındaki kalabalıkları...

Hayatımızın bazı dönemlerinde ya da çoğunlukla ben zaten hep yalnızdım demişizdir. Çocukluğumuzdan aile içinde yalnız kaldık belki. Okul hayatımızda herkes hep vardı ama gerçekte yoktu. Seni gerçekten anlayan, yalnız değilsin diyebilecek kaç kişi oldu hayatımızda? Başımız dara düştüğünde derdimizi anlatacak birileri oldu mu? Ya da sen ben tekim mi diyoruz?

Aslına bakarsak yalnızlık öyle derin bir duygu ki, kalabalıklar arasında o yalnızlık hissini iliklerine kadar hissediyorsun. Sonra bir bakıyorsun tek yalnız olan sen değilsin. En azından bu konuda yalnız değilmişsin diyorsun. Ama çok iyi biliyorsun ki yalnızlık paylaşılmaz.

Bir bakıma da ruhun kendini dinleyebilmesi için bir fırsattır. İçsel yolculuğa çıkmak, kendi düşüncelerimizle baş başa kalmak ise hayatta gerçekten neyi aradığımızı anlamamıza olanak tanır. Sessizliğin ortasında en derin düşünceler yankı bulur. Belki de kendimize doğru attığımız ilk adımdır. Kendi gerçek benliğinle yalnız kaldığında tanışırsın.

Yalnız kalmak her ne kadar zorlayıcı ve bazen de acı verici olsa da insanın kendini tanıması için eşsiz bir fırsattır. Kendimize ve duygularımıza zaman ayırarak yalnızlığın getirdiği içsel huzuru ve dinginliği deneyimleyebilmeliyiz. Sonuçta yalnız doğduk ve yalnız öleceğiz....