Bir kız çocuğunun okul kapısında ne işi olur? İçeri girer, sırasına oturur, kitabını açar, dersini dinler. Olması gereken budur.
Siyasetin, devlet yönetiminin ve eğitim sisteminin görevi de o çocuğun önünü açmaktır. Başındaki örtüyü tartışıp geleceğini beklemeye almak değildir. Azerbaycan’dan gelen, başörtülü öğrencilerin okullara alınmadığına ilişkin haberler bu yüzden can sıkıyor. İnsan ister istemez soruyor: Bunca mesele arasında uğraşacak çocukların başörtüsünü mü buldunuz?
Önce konuyu doğru koyalım. Haberlerde aktarılan kıyafet düzenlemesinde doğrudan “başörtüsü” ifadesi bulunmuyor. Tartışma, okul kıyafetleriyle ilgili kuralların uygulamada başörtülü öğrencilerin eğitimine engel olduğu yönündeki haberlerden kaynaklanıyor. Dolayısıyla her görüntüyü araştırmadan kesin hüküm vermek doğru olmaz. Ancak düzenlemenin adı ne olursa olsun, sonuçta bir öğrenci sırf başını örttüğü için sınıfına giremiyorsa ortada savunulacak bir başarı yoktur. Düzeltilmesi gereken bir yanlış vardır.
Türkiye’den de bu yönde tepkiler geldi. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral ile AK Parti’den Leyla Şahin Usta ve Müfit Aydın, başörtülü öğrencilerin eğitim hakkına ilişkin eleştirilerini dile getirdi. Azerbaycan’daki iktidar partisi Yeni Azerbaycan Partisi ise bu açıklamalara egemenlik, laiklik ve iç işlerine saygı üzerinden sert karşılık verdi. Burada bütün açıklamaları tek bir devlet bildirisi gibi değerlendirmemek gerekir. Fakat tartışmanın özü, makamların karşılıklı söz yarıştırmasının altında kalmamalıdır: Çocuklar okullarına devam edebiliyor mu?
Azerbaycan’ın bağımsızlığına ve egemenliğine saygımız açıktır. Bunun tartışması olmaz. Ama kardeşlik, gördüğün bir yanlışa gözlerini kapatmak demek de değildir. Bir öğrencinin eğitimine engel olunmamasını istemek, doğru bir dille ifade edildiğinde, kardeş ülkeye düşmanlık sayılamaz. Her eleştiriye kapıyı kapatmak yerine, uygulamada ne yaşandığını açıklamak ve varsa mağduriyeti gidermek gerekir. Çocuğun okul kapısında beklediği bir tartışmada siyasetçilerin birbirine verdiği cevabın sertliğiyle övünülemez.
Benim anlayışıma göre laiklik, başını örtenin de örtmeyenin de kendisini özgür ve güvende hissetmesini sağlamalıdır. Kimse bir kadını başını örtmeye zorlamamalı; kimse de eğitim alabilmek için örtüsünü çıkarmaya mecbur bırakmamalıdır. Kadınların kıyafetini sürekli siyasi hesaplaşmanın ortasına koymaktan vazgeçin artık. Bir öğrencinin matematik öğrenmesine, doktor olmasına, mühendis olmasına başörtüsü neden engel olsun? Eğitimin kalitesini yükseltmek dururken kıyafet üzerinden kapı tutmak kime ne kazandırır?
Türkiye’de konuşan siyasetçilere de düşen bir sorumluluk var. Haklı bir itirazı, Azerbaycan halkını hedef alan öfkeye dönüştürmeyin. Öğrencinin hakkını savunurken iki ülkenin kardeşliğini hırpalayacak sözlerden kaçının. Bahçeli’nin karşılıklı egemenliğe saygı ve kardeşlik bağlarının korunması yönündeki vurgusu bu bakımdan dikkate alınmalıdır. Hem eğitim özgürlüğünü savunmak hem kardeşliği korumak mümkündür. Bunun için bağırmanın ötesine geçip çözüm aramak gerekir.
Ankara’dan da Bakü’den de beklenen, bu meseleyi karşılıklı açıklamalarla büyütmek yerine çocukların eğitimini güvenceye alan bir anlayışla ele almaktır. Yanlış bilgi varsa açıklansın, haksız uygulama varsa kaldırılsın. Hiçbir öğrenci siyasetçilerin inatlaşmasının bedelini ödemesin. Bir millet, iki devlet diyorsak, o milletin çocuklarının geleceğine de birlikte sahip çıkalım. Başörtüsüyle uğraşmayı bırakın; çocukların önünü açın!