Dünya yeniden büyük bir belirsizlik döneminden geçiyor.
Rusya-Ukrayna savaşı devam ederken Ortadoğu’daki gelişmeler, İran merkezli gerilimler ve Suriye’deki hassas dengeler Türkiye’nin çevresinde oldukça hareketli bir tablo ortaya çıkarıyor. Türkiye bütün bu gelişmelerin tam ortasında bulunan, aynı zamanda bölgesinin en güçlü devletlerinden biri olarak dikkatli ve çok yönlü bir politika yürütmek zorunda.
Bugünün dünyasında savaş yalnızca cephede savaşan ülkeleri etkilemiyor. Bir bölgede çatışma başladığında petrol ve doğal gaz fiyatlarından uluslararası taşımacılığa, gıda fiyatlarından ticaret yollarına kadar birçok alan etkilenebiliyor. Petrol fiyatındaki yükseliş Kayseri’deki çiftçinin kullandığı mazota, sanayicinin nakliye giderine ve vatandaşın günlük hayatına kadar ulaşabiliyor. Bu nedenle çevremizde yaşanan her gelişmeyi yalnızca dış politika haberi olarak değerlendirmemek gerekiyor.
Türkiye açısından burada en önemli konulardan biri enerji güvenliğidir. Enerjide dış kaynaklara olan ihtiyacımızı azaltmak amacıyla son yıllarda atılan adımlar bu açıdan stratejik öneme sahip. Karadeniz’deki doğal gaz çalışmaları, petrol aramaları, güneş ve rüzgâr yatırımları ile nükleer enerji projeleri yalnızca ekonomik yatırımlar olarak görülmemelidir. Bunların her biri Türkiye’nin gelecekte kendi kararlarını daha güçlü şekilde verebilmesinin parçalarıdır.
Savunma sanayiinde bunun örneğini gördük. Türkiye geçmişte birçok savunma ürününü dışarıdan almak zorundayken bugün insansız hava araçlarından savaş gemilerine, füze sistemlerinden elektronik harp teknolojilerine kadar birçok alanda kendi kabiliyetlerini geliştiren bir ülke haline geldi. Savunmada elde edilen bu yaklaşımın enerji, teknoloji ve kritik sanayi ürünlerinde de sürdürülmesi gerekiyor. Çünkü dünyadaki yeni güç mücadelesinde bağımsızlığın ölçüsü yalnızca sahip olduğunuz asker sayısı değildir; enerjinizi, teknolojinizi ve kritik ihtiyaçlarınızı ne ölçüde karşılayabildiğiniz de belirleyicidir.
Türkiye’nin coğrafi konumu burada hem risk hem de büyük bir fırsat oluşturuyor. Avrupa, Asya, Kafkasya ve Ortadoğu’nun kesiştiği noktadayız. Doğru politikalarla Türkiye yalnızca enerji tüketen bir ülke değil, doğu ile batı arasındaki enerji ve ticaret hatlarının en önemli merkezlerinden biri olabilir. Limanlarımız, demiryollarımız, boru hatlarımız ve uluslararası ulaşım koridorlarımız bu nedenle önümüzdeki yıllarda çok daha önemli hale gelecektir.
Dış politikada Türkiye’nin en büyük avantajlarından biri de farklı ülkelerle aynı anda görüşebilme kabiliyetidir. Dünyanın yeniden bloklara ayrılmaya başladığı bir dönemde Türkiye’nin kendi milli çıkarlarını merkeze alan bağımsız ve dengeli bir politika izlemesi büyük önem taşıyor. Ne doğuya ne batıya tamamen bağımlı; gerektiğinde herkesle konuşabilen fakat kararını Ankara’da veren bir Türkiye bölgesinde çok daha güçlü olacaktır.
Çevremizdeki savaşların ne zaman biteceğini bilmiyoruz. Yeni krizlerin nerede ortaya çıkacağını da bugünden kestirmek mümkün değil. Fakat yapabileceğimiz bir şey var: Türkiye’yi her ihtimale karşı daha güçlü hale getirmek. Enerjide, savunmada, tarımda, sanayide ve teknolojide kendi imkânlarımızı ne kadar artırırsak dışarıdaki krizlerin ülkemize verebileceği zarar da o kadar azalacaktır.
Coğrafyamızı değiştiremeyiz ama bu coğrafyada ne kadar güçlü olacağımıza biz karar verebiliriz. Türkiye’nin yolu da üretmekten, kendi kaynaklarını geliştirmekten ve milli çıkarlarını her şartta koruyabilecek güçlü bir devlet olmaktan geçiyor.