Türkiye ekonomisi son yıllarda hem içeride hem de dünyada yaşanan olağanüstü gelişmelerin etkisi altında önemli bir sınavdan geçiyor.

Pandeminin ardından bozulan küresel tedarik zincirleri, Rusya-Ukrayna savaşı, enerji fiyatlarındaki hareketlilik ve bölgemizde yaşanan yeni krizler yalnızca Türkiye’yi değil, dünyanın birçok ekonomisini etkiledi. Bugün Türkiye’nin önündeki en önemli ekonomik başlıklardan biri ise enflasyonla mücadele ederken üretimi, yatırımı ve istihdamı güçlü tutabilmek.

Merkez Bankası’nın aldığı faiz kararları doğal olarak piyasalar tarafından yakından takip ediliyor. Ancak ekonomiyi yalnızca faiz üzerinden değerlendirmek doğru olmaz. Türkiye’nin asıl gücü üretim kapasitesinde yatıyor. Anadolu’nun dört bir yanında çalışan fabrikalar, ihracat yapan işletmeler, tarlasını ekip biçen çiftçiler ve ayakta kalmak için mücadele eden esnaf Türkiye ekonomisinin temelini oluşturuyor. Bu nedenle enflasyonla mücadele sürerken üreticinin de önünü görebileceği şartların güçlendirilmesi büyük önem taşıyor.

Özellikle sanayide finansmana erişim, yeni yatırımlar açısından belirleyici konulardan biri. Kayseri gibi üretim ve ihracat kültürü güçlü şehirlerde sanayicinin yatırım yapması yalnızca şirket sahibine kazandırmıyor. Yeni bir makine alındığında başka bir işletme sipariş alıyor, yeni bir fabrika kurulduğunda insanlar iş buluyor, üretim arttığında ihracat yükseliyor ve sonuçta ülkeye döviz giriyor. Ekonomide çarkların birbirine nasıl bağlı olduğunu tam olarak burada görüyoruz.

Türkiye’nin önünde önemli fırsatlar da bulunuyor. Avrupa ile Asya arasındaki stratejik konumumuz, gelişmiş sanayi altyapımız, savunma sanayiinde elde edilen tecrübe, enerji alanındaki yatırımlarımız ve güçlü ihracat kabiliyetimiz önümüzdeki dönemde önemli avantajlara dönüşebilir. Özellikle yüksek katma değerli üretime daha fazla yönelmek gerekiyor. Bir ürünü yalnızca üretmek değil; teknolojisini, tasarımını ve markasını da Türkiye’de geliştirmek zorundayız.

Ekonomide kalıcı başarı için bir başka önemli mesele de vatandaşın alım gücüdür. Enflasyonun gerilemesi rakamlardan ibaret kalmamalı, zaman içerisinde vatandaşın günlük hayatına da yansımalıdır. İnsanların market alışverişinden konut giderlerine kadar temel ihtiyaçlarını daha rahat karşılayabildiği bir ekonomik ortam hepimizin ortak beklentisidir. Bunun yolu da üretimin artmasından, yatırımların devam etmesinden ve fiyat istikrarının kalıcı hale gelmesinden geçiyor.

Türkiye geçmişte çok daha ağır ekonomik ve siyasi dönemlerden çıkmayı başarmış bir ülkedir. Bugün de sahip olduğu üretim gücü ve insan kaynağıyla önündeki sorunları aşabilecek kapasiteye sahiptir. Burada önemli olan kısa vadeli tartışmalardan ziyade uzun vadeli hedeflere odaklanmaktır. Sanayicinin yatırım yaptığı, çiftçinin üretmekten vazgeçmediği, esnafın işini büyütebildiği ve gençlerin kendi ülkesinde gelecek kurabildiği bir Türkiye hedeflenmelidir.

Ekonominin gerçek başarısı yalnızca tablolar ve oranlarla ölçülmez. Fabrikanın yeni yatırım yapmasıyla, çiftçinin yeniden tarlasına tohum atmasıyla, esnafın kepengini umutla açmasıyla ve vatandaşın geleceğe daha güvenli bakmasıyla ölçülür. Türkiye’nin ekonomik gücünün anahtarı bellidir: Daha fazla üretim, daha fazla yatırım, daha fazla ihracat ve güçlü bir Türkiye.