Her yıl heyecanla zamanının gelmesini beklediğimiz aşure, yüzyıllardır her yerin mutfağında pişen, birçok efsaneye konu olmuş özel ve geleneksel bir tatlıdır. Hemen hemen her evde pişen bu lezzet, farklı çeşit ve lezzetlerle tatlandırılır, damaklarımızı şenlendirir.
Aslında dedik ya, yokluktan doğan lezzet diye; gerçekten de öyle. Geçmişi çok öncelere dayanır. Rivayete göre Hz. Nuh’u büyük tufandan sonra gemide kalan son erzakları karıştırarak bu tatlıyı yapmıştır. Bu yüzden de bolluğu ve bereketi simgeler.
İslam kültüründe Muharrem ayının 10. günü Aşure günü olarak kabul edilir. Aşure; buğday, fasulye, nohut gibi baklagiller ile mevsimine uygun kuru ve yaş meyvelerin harmanlanıp pişirilmesiyle ortaya çıkan eşsiz bir lezzettir.
Bu muhteşem lezzet geçmişten günümüze kadar sofralarda yerini almaya devam ediyor. Yılın belirli aylarında pişirilen bu lezzet, toplumumuz içinde paylaşmanın, yakınlaşmanın en belirgin örneklerinden biridir. O koca koca kazanlarda kaynatılan aşureler güzelce süslenip sevdiklerimize, komşularımıza, dostlarımıza ikram ediliyor.
Bizlere de bu eşsiz lezzeti mutfaklarımızda pişirip paylaşmak düşüyor.