Türkiye son yılların en hareketli siyasi dönemlerinden birini yaşıyor. Dünyada savaşlar, ekonomik dalgalanmalar ve bölgesel krizler yaşanırken Ankara’da ise farklı bir siyasi tablo ortaya çıkmış durumda.
Bir tarafta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde dış politikada aktif rol üstlenen, savunma sanayii yatırımlarını sürdüren ve ekonomide yeni programlar uygulayan bir hükümet bulunuyor.
Diğer tarafta ise kendi içinde liderlik tartışmaları yaşayan bir muhalefet var.
Son haftalarda CHP’de yaşanan gelişmeler bunun en açık örneği oldu. Kurultay tartışmaları, mahkeme süreçleri, genel başkanlık çekişmeleri ve parti içindeki ayrışmalar muhalefetin gündeminin ilk sırasına yerleşti.
Vatandaş ise doğal olarak şu soruyu soruyor:
Muhalefet iktidara talip mi, yoksa kendi içindeki koltuk mücadelesiyle mi uğraşıyor?
Bugün Türkiye’nin önünde çözülmesi gereken birçok konu bulunuyor. Ekonomi, enflasyon, enerji, tarım, savunma sanayii ve dış politika bunların başında geliyor.
Özellikle Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler Türkiye’nin güçlü ve istikrarlı bir yönetime olan ihtiyacını bir kez daha ortaya koyuyor. İran ile İsrail arasındaki gerilim, Rusya-Ukrayna savaşı ve küresel ticarette yaşanan sorunlar düşünüldüğünde Türkiye’nin her zamankinden daha dikkatli hareket etmesi gerekiyor.
Bu süreçte Ankara’nın izlediği politika uluslararası alanda da dikkat çekiyor. Türkiye hem NATO içerisinde etkin rol oynuyor hem de bölgesel krizlerde diplomatik girişimlerini sürdürüyor.
Cumhur İttifakı cephesinde ise seçim tartışmalarından çok hizmet ve icraat vurgusu öne çıkıyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan’a verdiği açık destek de bu birlikteliğin devam ettiğini gösteriyor.
Siyasette elbette farklı görüşler olacaktır.
Demokrasinin gereği de budur.
Ancak muhalefetin kendi iç meselelerine yoğunlaştığı bir dönemde iktidarın devlet yönetimine odaklanması seçmen tarafından dikkatle takip ediliyor.
Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin en önemli ihtiyacı siyasi istikrarı korumak, ekonomik hedeflere ulaşmak ve küresel gelişmeler karşısında güçlü durabilmektir.
Çünkü dünyanın yeniden şekillendiği bir dönemde güçlü devletler ancak güçlü yönetimlerle ayakta kalabilir.
Bugün tartışılması gereken asıl konu da budur.
Kim kimin koltuğuna oturacak sorusu değil…
Türkiye’nin gelecekte nerede duracağı sorusudur.