Birçoğumuzun çocukluğunu düşündüğümüzde aklımıza mahallemizdeki, köyümüzdeki belki de kendi bahçemizdeki kedilerimiz, köpeklerimiz gelir. Ve bu canlılar mahallemizin kedisi, köpeği olurdu. Evimizin bekçisi, sadık dostlarımızdı.
Herkesin artan yemeklerini verdiği, büyüklerin başını okşadığı, çocukların oyun arkadaşı olurlardı. Kentleşmeyle beraber acı şeyler gibi bu can dostlarımızı da kaybettik. Onlar da sokak hayvanları olarak anılıyor artık.
İşte sorun da tam burada başlıyor.
Sokak hayvanlarına yardım hizmetlerini her ne kadar belediyeler üstlenmiş olsalar da bazen bu konuda yetersiz kalabiliyorlar. İşte tam da bu noktada bizlere de görevler düşüyor.
Özellikle yaz ayının iyiden iyiye kendini gösterdiği yaz sıcaklarında bir kap yemek, bir kap suyu bu canlarımızdan çok görmemeliyiz.
Böylece hem kendi vicdanlarımızı rahatlatmış oluruz hem de o çocukluğumuzdaki can dostlarımızı da hatırlamış oluruz.
Onların gözlerindeki masumiyeti, teslimiyeti, sana muhtaçlığı hissederiz. Bu sayede çocuklarımıza hayvan sevgisini de aşılamış oluruz.
Kedi, köpek görünce korkup kaçan değil; onları sevebilen, başlarını okşayan, zarar vermeyen vicdanlı, merhametli, sevgili bireyler yetiştirmiş oluruz.
Her canlı gibi onların da barınma, yeme, içme ihtiyaçları olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Bir kap su, bir kap mama bizlerden hiçbir şey eksiltmez ama bizlere çok şey katar. İnanın bir canlıyı beslemek kadar insanın ruhunu, vicdanını mutlu eden çok az şey vardır bu hayatta.
Lütfen şu sıcak yaz günlerinde onları bir kap sudan, bir kap mamadan mahrum etmeyelim.
Bir kap su, bir kap mamayla size ne kadar da minnettar bakmıyorlar mı?